YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3325
KARAR NO : 2011/952
KARAR TARİHİ : 03.03.2011
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 119 ada 1 parsel sayılı 8714.49 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle eşit paylarla Şahismail çocukları …, ….ve …… adlarına tespit edilmiş; tutanağın beyanlar hanesinde ….. oğlu…’ın ölü olduğu belirtilmiştir. Davacı …, yasal süresi içinde vergi kaydı, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine ve çekişmeli parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, davacının taksime dayanarak çekişmeli taşınnmazın müstakilen adına tescili istemiyle dava açıp, taksimi kanıtlayamamasına, taksimin kanıtlanamaması nedeniyle terekesinin iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olup davacının sadece kendi miras payına dayalı olarak talepte bulunmasının mümkün bulunmamasına, taşınmazın irsen intikal ve taksimen davalılar adına tespit edilmiş olması nedeniyle taksimen irs ilişkisinin sona erip davalıların üçüncü şahıs konumunda bulunmasına, bu durumda davanın tereke içinde olmamasına, mirasçı ile üçüncü şahıslar arasındaki davada miras payına dayalı olarak talepte bulunmanın mümkün bulunmamasına, kaldı ki davacının çekişmeli taşınmazın terekeye döndürülmesini talep etmemesi ve yargılama sırasında talebini miras payına hasretmemesine göre hükme yöneltilen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 03.03.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu taşınmaz miras yolu ile gelen hakka, paylaşmaya ve zilyetliğe dayanılarak davalılar adına tespit edilmiştir. Davacı, taşınmazın adına tescili istemi ile dava açmış ve babası… adına kayıtlı vergi kaydına dayanmıştır. Taşınmaz başında yapılan keşifte ise davacı vekili, taşınmazın öncesinde ortak miras bırakan…’a ait olduğu, mirasçıları arasında yapılan paylaşma sonunda davacıya kaldığı ve halen de davacının zilyet olduğunu ileri sürmüştür.
Taşınmazın öncesinin tarafların ortak miras bırakanı…’a ait olduğu mahkemece toplanıp, değerlendirilen delillerle belirlenmiş olup, bu yön tarafların da kabulündedir. Mahkemece, “İsa terekesinin” paylaşılmadığı, “elbirliği mülkiyeti” (iştirak) hükümlerine tabi olduğu, T.M.K 702/2. md. göre mirasçılar her ne kadar tereke adına tek başına dava açabilirlerse de, dava konusu yerlerin kendi adlarına tescilini istemelerinin olanaklı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; sayın çoğunluk tarafından da bu gerekçe isabetli görülerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Her ne kadar taşınmaz paylaşma olgusuna dayanılarak davalılar adına tespit edilmiş ise de; mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, İsa Yılmaz mirasçıları arasında tüm mirasçıların katıldığı geçerli ve rızai bir paylaşma bulunmamaktadır. Bu durumda davacı ve davalılar aynı miras bırakanın mirasçıları olduklarından terekeye karşı 3. kişi konumunda bulunduklarından söz edilemez. Hal böyle olunca “çoğun içinde az da vardır” düşüncesi ve usul ekonomisi de göz önüne alındığında davacının talebinin, miras payının adına tescili istemini de içerdiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle hükmün BOZULMASI düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.