Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2012/10757 E. 2012/12390 K. 31.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10757
KARAR NO : 2012/12390
KARAR TARİHİ : 31.10.2012

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.05.2010 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Davalı, taşınmazının yüzölçümünün küçük olduğunu ve başka alternatiflerin bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 119 ada 68 parsel sayılı taşınmaz lehine, 119 ada 66 parsel sayılı taşınmaz üzerinden fen bilirkişisinin 12.05.2011 tarihli rapor ve krokisinde “C” harfi ile gösterilen yerden geçit hakkı tesisine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit davalarında uygulanan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, yüzölçümü daha büyük olan parsel üzerinden geçit kurulmalıdır. Somut olayda; 67 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün, üzerinden geçit kurulan 66 parsel sayılı taşınmazdan daha büyük olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu itibarla 67 parsel sayılı taşınmaz üzerinden fen bilirkişinin 12.05.2011 tarihli
rapor ve krokisinde A harfi ile gösterilen yerden geçit kurulmaması nedenleri gerekçede tartışılmaksızın en kısa ve en az masraflı olduğundan söz edilerek 66 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit kurulması doğru görülmemiştir.
Ayrıca, geçit bedelinin, geçit kurulan alanın yüzölçümü ile uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenen m2 değerinin çarpılması suretiyle keşif tarihi itibari ile hesaplanması gerekirken, irtifak öncesi ve irtifak sonrası değer farkına göre dava tarihi itibari ile belirlenmesi de doğru değildir.
Bu durumda mahkemece, 67 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının getirtilmesi, kayıt malikleri hakkında ya usulünce dava açılıp eldeki dava ile birleştirilmesi ya da usul ekonomisi açısından harcı da yatırılmak suretiyle davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması, yüzölçümü daha büyük olduğu anlaşılan 67 parsel sayılı taşınmaz üzerinden fen bilirkişisinin 12.05.2011 tarihli rapor ve krokisinde A harfi ile gösterilen yerden geçit tesisinin mümkün olup olmadığının araştırılması ve Dairemizin yukarıda belirtilen ilkeleri doğrultusunda keşif tarihi itibarıyla geçit bedeli belirlenerek geçit hakkı tesisine karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 31.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.