Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/817 E. 2011/11526 K. 14.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/817
KARAR NO : 2011/11526
KARAR TARİHİ : 14.07.2011

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 1989 yılında …’dan zorunlu göç nedeniyle Türkiye’ye geldiğini, … konutları projesi kapsamında inşa edilen göçmen konutlarından bir daire satın aldığını, Devletçe sağlanan kredinin … Bankası aracılığı ile kullandırılıp, kredi borcunun tamamını ödediğini, taşınmazın tahsisinden önce avans olarak 10.000-TL ödeme yaptığını, ödemenin alınan krediden mahsup edilmediğini ileri sürerek, borçtan mahsup edilmeyen 10.000-TL’nin güncellenerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 6.000,00- TL’nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah dilekçesi ile de talebini 16.150-TL’ye çıkartmıştır.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın ıslah edilmiş şekli ile kabulüne, toplam 16.150,00-TL alacağın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bu alacağın 6.000,00-TL lik kısmı için dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-HUMK’nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması
mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir görevdir.
Somut olayda mahkemece, kısa kararın verildiği duruşma tutanağında “Davanın ıslah edilmiş şekli ile kabulüne, toplam 16.150,00-TL alacağın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, alacağın 6.000,00-TL lik kısmı için dava tarihinden, geri kalan kısmı için ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davalıdan aynı şekilde alınarak davacıya verilmesine” karar verildiği belirtilmiş ve hüküm böylece tefhim edilmiş olmasına rağmen, aynı tarihi taşıyan gerekçeli kararda, “davanın ıslah edilmiş şekli ile kabulüne, toplam 16.150,00-TL alacağın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bu alacağın 6.000,00-TL lik kısmı için dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde hüküm kurulması suretiyle faizin başlangıç tarihi yönünden duruşma tutanağına geçirilen kısa karar ile gerekçeli karar arasında aykırılık yaratılmıştır. 10.4.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre HUMK.nun 382, 388, 389 ve 428 maddeleri hükmü gereğince kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması bozma nedeni olup, bu durumda mahkemece, anılan İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi bozmadan önceki verdiği kararla bağlı olmaksızın ancak aradaki çelişkiyi giderecek şekilde yeniden karar verilebilmesi için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle, davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 959.35 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 14.7.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.