Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/617 E. 2011/15532 K. 27.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/617
KARAR NO : 2011/15532
KARAR TARİHİ : 27.10.2011

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki ayıplı hizmet davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı tarafa çıkarılan tebligatın bila tebliğ edildiği görüldü. Davalı vekili avukat … duruşma isteminden vazgeçtini beyan ettiğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar asıl ve birleşen davalarında,… Apartmanı kat malikleri olduklarını,davalının ise apartmanı inşa eden müteahhit olduğunu,apartman ve bağımsız bölümlerin ilgili sözleşme ve projelerine uygun olarak inşa edilmesi gerekirken yaptırdıkları tespit sonucu ortak yerler ve bağımsız bölümlerde zaman içerisinde eksik ve ayıplı işler çıktığının tespit edildiğini ileri sürerek,fazla hakları saklı kalmak üzere her bir davacı için 1.000TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı ve bir kısım davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-6100 sayılı HMK.nun 294.maddesi gereğince mahkeme,yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder.Hükmün tefhimi her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde,gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir.HMK.nun 297/2 maddesi gereğince hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların,sıra numarası altında;açık,şüphe ve tereddüt uyandırmayacak 2011/617-15532
Şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK.nun 298/2 maddesi gereğince de gerekçeli karar,tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Somut olayda, mahkemece hüküm kurulurken kısa kararda “Davacı tarafın ıslah dilekçeleri dikkate alınarak davanın Av…. müvekkilleri olan davacılar ile davacı …,davacı … yönünden 6.6.2007 tarihli raporda belirtilen değerler üzerinden davanın kabulüne” şeklinde karar verilmiş, gerekçeli kararda ise kısa karardan farklı olarak davacılar … ve … adına açılan davanın reddine karar verilmiştir.Gerekçeli karar ve kısa karardaki hükmün az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olduğu açıkça anlaşılmaktadır.Mahkemece, az yukarda açıklandığı üzere ve 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde, yeniden bir karar verilmesi için çelişkili olarak kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalı ve bir kısım davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz Edilen hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince davalı ve bir kısım davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, 27.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.