YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3035
KARAR NO : 2021/3235
KARAR TARİHİ : 25.11.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
…
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.06.2008 gününde verilen dilekçe ile tahsisten kaynaklanan şahsi hakka dayalı ecrimisil talebi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.12.2020 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri ve katılma yoluyla fer’i müdahil Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, Hazine adına tapuda kayıtlı 4294 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 1100 m2’lik kısmının Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından müvekkiline tahsis edildiğini, ancak davalı Vakfın bu taşınmaza haksız olarak müdahale ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesini ve 30.01.2004 tarihinden dava tarihine kadar olmak üzere şimdilik 15.000,00TL ecrimisilin davalıdan tahsilini talep etmiş; 03.06.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle de ecrimisil talebini 972.000,00TL arttırarak 987.000,00TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazın müvekkili Vakıf tarafından 21.11.1990 tarihi itibariyle İstanbul Milli Emlak Müdürlüğünden boş olarak kiralandığını, üzerindeki tüm tesislerin müvekkili tarafından yapıldığını, akabinde arsanın Marmara Üniversitesine tahsis edildiğini öğrendiklerini, ancak ilgililerce bir yanlışlık olduğu ve düzeltileceğinin söylendiğini, ecrimisil bedellerinin de müvekkilince Hazine’ye ödendiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 19.06.2012 tarihinde elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne; ecrimisil istemine ilişkin davanın ise tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine dair verilen kararın, davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 22.01.2013 tarihli ve 2012/12879 Esas, 2013/856 Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına; anılan Dairenin 12.09.2013 tarihli ve 2013/9447 Esas, 2013/11349 Karar sayılı ilamıyla da davalı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, tefrik edilen ecrimisil davasında yapılan yargılama sonucu, tapu kayıt malikinin Hazine olduğu ve ecrimisil bedellerinin de taşınmaz malikine ödendiği gerekçe gösterilerek davanın reddine dair verilen kararın, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 14.02.2019 tarihli ve 2016/10893 Esas, 2019/1323 Karar sayılı ilamıyla özetle; dava konusu 4294 ada 3 parsel sayılı taşınmazın arsa niteliğinde olup, 27.02.1989 tarihinde yenileme edinme sebebine dayalı olarak Maliye Hazinesi adına tescil edildiği, 1100 m2’lik kısmının ise Maliye Bakanlığı makamının 07.01.2004 tarihli ve 7 sayılı oluru ile davacı … Rektörlüğüne tahsis edildiği; öte yandan, 10.06.1998 tarihli kira kontratosuyla, dava konusu taşınmazın 1100 m²’lik kısmının Milli Emlak Dairesince, 18.03.1998-18.03.2001 yılları arası için (üç yıllığına) davalı Vakfa kiralandığı, kira süresinin bitiminde yeniden kiraya verilmeyeceğinin bildirildiği, ancak davalı Vakfın taşınmazı kullanmaya devam ettiği, ecrimisil bedellerinin ise 07.05.2007 tarihine kadar Hazinece tahsil edildiğinin anlaşıldığı; bu durumda mahkemece, dava konusu taşınmazın, davacıya tahsis tarihi olan 07.01.2004 tarihinden davalının Hazine’ye ecrimisil ödediği 07.05.2007 tarihine kadarki dönem için davacının ecrimisil talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yok ise de, 07.05.2007 tarihinden dava tarihi olan 11.06.2008 tarihine kadarki dönem için davacı lehine ecrimisile hükmedilmemiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına; bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bozma ilamına karşı, davalı Vakıf vekilinin karar düzeltme talebi ise Dairenin 25.06.2020 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak; bozma öncesinde aldırılan bilirkişi raporunda, her ne kadar 30/01/2004 tarihinden 11/06/2008 tarihine kadar ayrı ayrı hesaplama yapılmış ise de kabul edilen tarihler arasındaki bedelin belirlenmesi için ek rapor aldırılmasına lüzum görülmediği belirtilerek, raporda baz alınan rakamlar doğrultusunda re’sen hesaplama yapılmak suretiyle; davanın kısmen kabulüne ve 07/05/2007–11/06/2008 tarihleri arasında toplam 31.728,35TL ecrimisilin işgal tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; ayrıca davalı vekili tarafından vekalet ücretinin 955.271,65TL üzerinden hesaplanmasına ilişkin talepte bulunulmuş ise de, hem talebin hüküm verildikten sonra yapılması hem de mahkemenin ilk kararında davanın tümden reddedilmesine rağmen maktu ücret verildiği, buna istinaden davalı tarafça herhangi bir itirazda bulunulmadığı ve Yargıtay ilamında da vekalet ücreti ile ilgili karar verilmediği, davacı yanın bu hususta kazanılmış hakkı bulunduğu belirtilerek davalı taraf lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Hükmü, taraf vekilleri ve katılma yoluyla fer’i müdahil Hazine vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre, davacı vekili ve fer’i müdahil vekilinin tüm; davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş; bu nedenle reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin, müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm, yeni bir hükümdür. Bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirir. Ayrıca bozma ilamıyla birlikte tamamen tüm fer’ileriyle birlikte ortadan kalktığından HMK’nun 297. maddesine uygun bir hüküm kurularak vekalet ücreti ile harç veya yargılama giderlerinde yeniden hüküm altına alınması gerekir.
Öte yandan, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında usuli kazanılmış hak kuralına değinilmiştir. Anılan içtihadı birleştirme kararında tarif edildiği üzere mahkemenin, bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur. Buna da usul hukukunda “usuli müktesep hak” denilmektedir. Mahkeme uyduğu bozma kararına uygun olarak karar vermek zorunda olduğu gibi ilgili Yargıtay Dairesi de kural olarak bozma kararı ile benimsemiş olduğu ilke ile bağlıdır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince, davacı vekili tarafından dava açılırken dava değeri 15.000,00 TL olarak gösterilmiş ve bu miktar üzerinden harç yatırılmıştır. Yargılama sırasında ise 03.06.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile ecrimisil talebini (dava değerini) 987.000,00 TL’ye yükselterek, bu miktar üzerinden harcı tamamlamıştır.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu, davanın kısmen kabulü ile 31.728,35 TL ecrimisil bedeline hükmedilmiş olduğundan, reddedilen 955.271,65 TL tutarındaki kısım üzerinden yargılamada kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, uyulan bozma kararı ile ilk hüküm ifa kabiliyetini yitirmiş olmasına ve davacı lehine herhangi bir usulü müktesep hak doğmamasına rağmen, yanılgılı gerekçe ile davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş; bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) No’lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve fer’i müdahil vekilinin tüm; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) No’lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…