YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/449
KARAR NO : 2013/3673
KARAR TARİHİ : 27.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı … arasında imzalanan kredi sözleşmesinde davalının müşterek borçlu müteselsil kefil olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kredi sözleşmesinde müvekkilinin imzasının bulunmadığını bildirerek davanın reddini, % 40 tazminata hükmedilmesini istemiş, davalı asil duruşmada ise; kefil olduğu kredinin 2005 yılında çekilip ödendiğini, sonra çekilen krediye kefil olmadığını belirtmiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporunda 20.10.2005 tarihli kredi genel sözleşmesinde YTL.cinsinden olması gereken sözleşme tutarı ile kefil olunan miktarın TL.cinsinden gösterilmiş olması ve bankacılık uygulamasında genel olarak kullandırılan kredinin % 100 fazlasıyla sözleşme ve kefalet miktarı üzerinden düzenlenmesinin sözleşme yapıldığı sırada davalı kefilin sorumlu olacağı miktarın sözleşmede bulunmadığının açık göstergesi olduğunun ve kefilin sorumlu olacağı miktar yer almadığından kefalet akdinin geçersiz olduğunun belirtildiği, kefalete ilişkin limitin sonradan doldurulduğu karinesinin aksini davacının ispatlayamadığı, davacının kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine, takip konusu asıl alacağın % 40’ı oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı banka ile dava dışı … arasında imzalanan 20.10.2005 tarihli, 500.000 YTL. limitli genel kredi sözleşmesinde davalı müşterek borçlu müteselsil kefil olarak yer almakta olup, kefalet limiti 500.000 TL. olarak belirlenmiştir.
Davalı vekili bila tarihli cevap dilekçesinde sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını belirtmiş ise de, 07.12.2010 tarihli celsede hazır bulunan davalı asil, vekilin bu itirazından vazgeçerek 2005 yılında çekilen krediye kefil olduğunu, borcun ödendiğini, sonraki çekilen kredilere kefil olmadığını belirtmiş, sözleşmedeki kefalet limitinin sonradan ve anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğuna, bu miktarda kefaletinin bulunmadığına yönelik bir itirazda bulunmamıştır.
Davalının kefil olduğu genel kredi sözleşmesi belirsiz süreli çerçeve sözleşmesi niteliğindedir. Bu itibarla sözleşme tarihinden sonra çekilen bir kredinin ödenmesi sözleşmeyi ve kefaleti kendiliğinden sona erdirmeyecektir.
Sözleşmenin kapak ve kefalet miktarı kısımlarında para birimi olarak TL., sözleşme limitinin bulunduğu 1. maddede ise para birimi YTL.’dir. Limitler ise aynı olup 500.000’dir. Sözleşmenin yapıldığı tarihte para birimi YTL., öncesinde ise TL.’dir. Kefalet limitinin TL. olarak belirlenmesi maddi nitelikte bir hata olup, kefalet sözleşmesinin geçersizliği sonucunu doğurmayacaktır. Kefil olan davalı kefalet limiti dahilinde ödenmeyen borçtan ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur. Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, davalı kefilin sorumlu olduğu borç miktarı belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 27.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.