YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11948
KARAR NO : 2013/1620
KARAR TARİHİ : 21.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … Köyü, 124 ada 76, 102 ada 191, 108 ada 4 ve 103 ada 5 parsel sayılı taşınmazlar, daha önce yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalması nedeniyle tutanak düzenlenmeden 3402 sayılı Kanunun 22/son maddesi gereğince tapu siciline aktarılmıştır. Davacı …, bu taşınmazlar içinde kendisine ait zilyetliğinde bulunan tarlalarının kaldığını, bu kısımların tesbitinin iptali ile tarla niteliğiyle adına tescili iddiasıyla kadastro mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacı …’nın hükmü temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21/03/2011 gün ve 2011/1-2941 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; ” davacı, dava konusu taşınmazların köyde yapılan kadastro tesbiti sırasında, orman parseli olarak tesbit edildiğini, oysa ki, taşınmazların kendisine ait tarla olduğunu, zilyetliğe dayanarak kadastro tesbitinin iptali ile adına tescile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İddia, savunma ve tüm dosya içeriğine göre, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede, tesbit tarihinden önce, orman kadastrosu yapıldığı ve 28.06.2000 tarihinde ilân edilerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 2007 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında, taşınmazlara ilişkin kadastro tesbit tutanağı düzenlenmediği, 3402 sayılı Kanunun 22/son maddesi hükmü uyarınca, taşınmazların içinde bulunduğu alanın, 124 ada 76, 102 ada 191, 108 ada 4, 103 ada 5 parsel numarası altında, orman niteliği ile tapu kütüğüne aktarıldığı anlaşılmaktadır.
Zaman bakımından kadastro mahkemesinin görev ve yetkisini düzenleyen 3402 sayılı Kanunun 26. maddesine göre mahkemenin yetki ve görevi, taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar. Kadastro mahkemesinin davayı görebilmesi için dava konusu taşınmaz hakkında tesbit tutanağı düzenlenmesi ve yasal süre içerisinde dava açılmış olması gerekir. Görev kamu düzenine ilişkin olup, istek olmasa bile yargılamanın her aşamasında resen gözetilmelidir. Kaldı ki; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.2007 gün ve 2007/20 – 909 Esas – 2007/891 Karar sayılı kararı da bu yöndedir.
O halde, bütün bu maddî ve hukukî olgulara göre, dava konusu taşınmaz hakkında tesbit tutanağı düzenlenmediğinden, işin esasına girilmeksizin görevsizlik kararı ile davanın genel mahkemelere gönderilmesi” gereğine değinilerek bozulmuş, mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra görevsizlik kararı verilerek, dosya asliye hukuk mahkemesine gönderilmiştir. Asliye hukuk hâkimliğince; … Köyü, 124 ada 76, 102 ada 188, 122 ada 67 sayılı parsellere yönelik açılan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşmiş orman tahdidinin, zilyetliğe dayalı olarak iptali istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 28.06.2000 – 28.12.2000 tarihleri arasında ilânı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Dava konusu taşınmazlar 2007 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında tesbit tutanağı düzenlenmeden 3402 sayılı Kanunun 22/son maddesi gereğince orman olarak tapu kütüğüne aktarılmışlardır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve uzman orman bilirkişi kurulu tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmada çekişmeli taşınmazların 3402 sayılı Kanunun 22/son maddesi gereğince orman olarak tapu kütüğüne aktarılan orman parselleri içerisinde kaldıkları, 6831 sayılı Kanununa göre yörede yapılan tahdit işlemi 28/12/2000 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme tarihinden dava tarihine kadar 6831 sayılı Kanunun 11. maddesinde belirtilen hak düşürücü sürelerin dolduğu, 2007 yılında yapılan genel kadastro sırasında 3402 sayılı Kanunun 22/son maddesi gereğince işlem yapılmasının davacıya yeni bir dava hakkı ve süresi vermeyeceği dikkate alınarak mahkemece davacının zilyetliğe dayanarak açtığı davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 21.02.2013 günü oy birliği ile karar verildi.