YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6570
KARAR NO : 2022/6894
KARAR TARİHİ : 12.09.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … İdaresi vekili, tapuda davalılar adına kayıtlı bulunan … ili … ilçesi Yüceler Köyü 401 (yeni 129 ada 16) parsel sayılı taşınmazın, 1978 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sırasında orman sınırları içerisinde kaldığını belirterek, tahdit içinde kalan kısmın tapusunun iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, davalı … yönünden ölü kişi aleyhine açılması mümkün olmadığı, davalılar … ve … … yönünden ise sübuta ermediği gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin ilk hüküm, davacı … İdaresi vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 13.04.2004 tarih ve 2004/476-3803 Esas, Karar sayılı ilamıyla; “Dosya arasında bulunan nüfus kaydı ve veraset ilâmından davalı …’ın 17.10.2000 tarihinde öldüğünün anlaşıldığı, davanın ise 30.05.2000 tarihinde açıldığı, anılan davalının davanın devamı sırasında öldüğü, bu nedenle …’ın mirasçılarının davaya katılımınının sağlanmasının gerektiği, bundan ayrı kural olarak orman tahdidi yapılıp kesinleşen bir yerin orman olup olmadığının, kesinleşmiş tahdit haritasının yerine uygulanması suretiyle çözümleneceği, hükme esas alınan bilirkişi kurulunca kesinleşen tahdide ilişkin harita ve tutanaklar uygulanıp arazi kadastro paftası ile ölçekleri denkleştirilerek birbiri üzerine aplike edilmediği, keşfi izlemeye elverişli ve irtibatlı kroki düzenlenmediği, komşu parsel tutanak ve dayanakları getirtilerek denetlenmediği, taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 17/2 maddesi anlamında orman içi açıklık niteliği taşıyıp taşımadığının araştırılmadığı belirtilerek, davalı …’ın mirasçılarının davaya katılımınının sağlanmasından sonra usûlünce tahdite dayalı araştırma yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama neticesinde, davanın kısmen kabulüne, dava konusu 401 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile 20.12.2004 tarihli krokili raporda (A) harfi ile gösterilen 3.160 m2’lik kısmın ifrazen orman niteliği ile Hazine adına tesciline, (B) harfi ile gösterilen 26.040 m2’lik kısmın 401 sayılı parsel numarası ile 1/4 hissesinin Osman oğlu …, 1/2 hissesinin …oğlu …, 80/320 hissesinin… oğlu … … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş olup, hükmün davacı … İdaresi vekili tarafından (B) harfli bölüme ilişkin olarak temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesinin 16.09.2015 tarih, 2015/8362-7385 sayılı ilamıyla; “Keşif sonrası alınan orman bilirkişi kurulu raporunda taşınmazın yörede kesinleşen tahdite göre (B) harfi ile gösterilen 26.040 m2’lik kısmının tahdit sınırları dışında kaldığı belirtilmesine rağmen, bilirkişi kurulu raporuna ekli krokinin okunaklı olmadığından denetlenememesi nedeniyle yapılan geri çevirme sonrası bilirkişi kurulunda bulunan orman mühendisi …’dan alınan ek raporda, taşınmazın (B) harfi ile gösterilen 21.624,20 m2’lik kısmının orman tahdit sınırları dışında kaldığının belirtildiği, bu haliyle raporun, çelişkili ve yetersiz olduğu, kural olarak, bir yerde 4785 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden sonra yapılıp kesinleşen orman kadastrosu varsa, o yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığının kesinleşen orman kadastrosu harita ve tutanaklarının uygulanması sonucu belirleneceği açıklanarak, bu doğrultuda Mahkemece, öncelikle yörede 1978 yılında yapıldığı anlaşılan orman kadastrosu ve 1986 yılında yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulamalarına ait tüm tutanaklar ve haritası ilgili yerlerden getirtilerek, bilirkişiler vasıtasıyla tahdidin uygulanması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, orman mühendisi …, … ve …dan oluşan üçlü bilirkişinin müşterek olarak hazırladıkları 26.12.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre, dava konusu parselin evveliyatında üzerinde orman ağaç ve ağaççığının bulunduğu, eski tarihli hava fotoğraflarında ve eski tarihli memleket haritasında orman olduğu, 3116 sayılı orman kanuna göre orman sayılan yerlerden olduğu, 4785 sayılı Kanuna göre devletleştirilen orman alanlarından olduğu, 5658 sayılı Kanunla iadeye tabi olmadığı, 6831 sayılı orman Kanunu kapsamında devlet ormanı sayılan yerlerden olduğu belirtilerek, dava konusu 129 ada 16 parsel sayılı taşınmazın (eski 401 parsel) tapu kaydının iptali ile bu alana yeni bir parsel numarası alınarak orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastrosu sonucunda orman sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1978 yılında kesinleşen orman kadastrosu ile 1986 yılında yapılıp dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması mevcut olup, genel arazi kadastrosunun 1952 yılında yapıldığı ve 2014 yılında yapılarak kesinleşen uygulama kadastrosu sonucunda dava konusu 401 parsel sayılı 29.200 m2 yüzölçümlü taşınmazın, 129 ada 16 parsel numarasıyla ve 30.871,01 m2 yüzölçümlü olarak tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bozma ilamına uyulduğu halde, bozma ilamının gerekleri yerine getirilmemiştir. Oysaki bozma ilamına uyulmakla, taraflar lehine usulü kazanılmış hak oluşacağından, bu hakkın zedelenmemesi için bozma gereklerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Hükmüne uyulan bozma ilamında, kural olarak bir yerde, 4785 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden sonra yapılıp kesinleşen orman kadastrosu varsa, o yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığının kesinleşen orman kadastrosu haritası ve tutanaklarının uygulanması sonucu belirleneceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, bozma sonrası yapılan yargılamada buna aykırı şekilde, dava konusu yerin eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritalarındaki durumu esas alınarak, söz konusu hava fotoğraflarında ve memleket haritalarında taşınmazın orman alanı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Bozma ilamının gereklerine aykırı şekilde araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi ve bir fen elemanının katılımıyla mahallinde yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, dosya arasına getirtilen, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1978 yılında yapıldığı anlaşılan orman kadastrosu ve 1986 yılında yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulamalarına ait tüm tutanaklar esas alınmak suretiyle, orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli; orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı tespit edilerek, çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı ve bundan sonra, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek, hükmüne uyulan bozma ilamının gerekleri yerine getirilmeden, yazılı gerekçe ile hüküm kurulması isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalıların temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz eden davalı … … vasisi …, davalı Şekure Kolçak ve müşterekleri ile davalı …’a ayrı ayrı iadesine, 12.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.