YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12988
KARAR NO : 2010/14146
KARAR TARİHİ : 13.12.2010
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih : 30.12.2009
No : 272-378
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı … Sağlık Hizmetleri Ltd.Şti ile davalı banka arasında düzenlenen kredi sözleşmesini kefil olarak imzaladığını, asıl borçlu şirkete fon kredisi kullandırıldığını asıl borçlunun bu kredileri ödediğini, müvekkilinin 07.08.2006 tarihinde davalı bankaya dilekçeyle başvurarak yeni fon kaynaklı kredi kullandırılması halinde müvekkilinin sorumlu olmayacağını bildirdiğini, davalı bankanın bu bildiriye cevap vermeyerek müvekkilinin talebini zımnen kabul ettiğini, bu bildirimin sonrasında davalı bankanın asıl borçluya yeniden kredi kullandırdığını, bu kredilerin ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek müvekkili hakkında da icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin bahse konu bildirimden sonraki borçlardan sorumlu olmayacağını belirterek takip nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine ve ayrıca ödenen 20.000.-TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili ile asıl borçlu arasında davalının da kefili olduğu tek bir genel kredi sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereği asıl borçlu şirkete 125.000.-TL fon kredisi tahsis edildiğini, borçlu şirketin bu fon çerçevesinde (18) adet kredi kullandığını, (10) tanesinin ödendiğini, 8 adet kredinin ise muhtelif taksitlerin zamanında ödenmediğini, davacının 07.08.2006 tarihli başvurusundan sonra ayrı bir kredi sözleşmesinin imzalanmadığını, takip konusu kredi borcunun (3) adedinin davacının başvurusundan önce kullandırıldığını ve bu kredilere ilişkin borcun vade farkı hariç 27.056.8.- TL olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının kefaletten rücu ettiği 07.08.2006 tarihi itibariyle kefilliğinin sona erdiği, bu tarihten sonra kullandırılan kredilerden sorumlu tutulamayacağı, kefaletten rücu edilmeden önce kullandırılan krediler nedeniyle davacının 27.504.24.-TL’den sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının takip nedeniyle takip tarihi itibariyle 98.321.28.-TL’den borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, kredi sözleşmesine dayalı olarak başlatılan takipten dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Kredi sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri içerdiğinden kefil veya kefiller tek yanlı olarak bildirdikleri irade beyanı ile kefaletten vazgeçemez. Bu şekilde bir bildirim, sözleşmenin diğer tarafınca açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere, davacının kefaletten vazgeçtiğini bildirdiği 07.08.2006 tarihi itibariyle kredi borcunun devam ettiği ve bu tarihten sonra da (5) adet proje ile fon kredisi kullandırıldığı anlaşılmıştır. Yeniden fon kredisi kullandırılması, yeni bir kredi ilişkisi olmayıp, başlangıçta imzalanan sözleşmeye dayalı olarak devam eden bir süreçtir. Bu durumda mahkemece, davacının kefalet limiti gözetilerek dava tarihi itibariyle asıl borçlunun ve buna bağlı olarak davacı kefilin sorumlu oldukları borç miktarının konusunda uzman bir bilirkişi veya bilirkişi kurulundan banka kayıtları üzerinde yaptırılacak inceleme sonucu aldırılacak rapora göre saptanarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçelerle ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 13.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.