Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/1291 E. 2022/6331 K. 27.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1291
KARAR NO : 2022/6331
KARAR TARİHİ : 27.09.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 28.02.2018 tarih ve 2014/871 E. – 2018/220 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 08.12.2020 tarih ve 2018/2232 E. – 2020/1309 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davacıların, Topçuoğlu Pazarlama ve Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin hissedarı olduklarını, davalı …’nun da bu şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, dava dışı şirketin hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığını, sadece şirkete ait gayrimenkullerin kiraya verilmesinden kaynaklı gelir elde eden ve işbu gayrimenkullerin kiralanması suretiyle ticari faaliyetlerini yürüten bir şirket olduğunu, şirketin birçok taşınmazının bulunduğunu, şirket ana sözleşmesine göre şirketin taşınmazları üzerinde üçüncü kişiler lehine ipotek konulabildiğini, şirketin 2007 ve 2009 tarihli genel kurul kararlarıyla davalının bankalardan çekeceği kredilere teminat olarak şirket taşınmazları üzerine bankalar lehine ipotek tesisine karar verildiğini, ancak davalının kendisine verilen yetkiyi kötüye kullanarak kredilerin geri ödemesini şirket hesabından yaptığını, buna bağlı olarak gerçeğe aykırı bilanço ve gelir tabloları düzenlenerek şirketin zarara uğratıldığını, şirket tarafından Migros’a kiralanan taşınmazı tahliye ettirerek taşınmaz boş tutularak şirketin gelir kaybına uğratıldığını, lüks araçlar alarak ve sahte faturalar kullanarak usulsüz işlemler yaptığını, davalının TTK’nın 553. maddesi uyarınca oluşan zarardan sorumlu olduğunu ve müvekkillerinin doğrudan zarara uğradığını belirterek, şimdilik 5.000.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın davalının kusurlu eylemleri dolayısıyla uğradığı iddia edilen doğrudan zararların tazminine ilişkin açıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir zarar oluşmuş ise yine doğrudan şirketi ilgilendiren zarar olduğundan, zararın tazmini talebinin de şirketçe yöneltilmesi gerektiğinden, davanın aktif husumet ehliyeti bulunmadığından reddinin gerektiğini, davalının kullandığı kredilerin teminatı için şirket taşınmazına ipotek konulmasının genel kurulda oy birliği ile alınmış bir karar olduğunu, davacılardan …’nun da olumlu oy kullandığını, davalı tarafından çekilen kredilerin yine davalının şahsi hesabından ödendiğini, davacı …’nun da şirkete ait taşınmazı teminat göstererek müteakip defalar kredi kullandığını, Migros tarafından kullanılan ve tahliye edilen taşınmaza ilişkin tahliye davasının bizzat …’nun vekaleti ile bizzat davacının vekili Av. … tarafından açıldığını, ayrıca davacıların da taşınmazda pay sahibi olarak davaya muvafakat ettiklerini, müvekkili tarafından sahte fatura düzenlendiği iddiasının da yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacıların, hissedarı oldukları dava dışı şirketin sahibi olduğu taşınmaz üzerine davalı lehine bankalardan kullandığı kredilerin teminatı olmak üzere ipotek konulmasında kendisine verilen yetkiyi kötüye kullandığı ve kredi geri ödemesinin şirket giderleri olarak şirketten tahsil edildiği iddiasının ispatlanamadığı, ayrıca davalının cevap dilekçesi ekindeki 09/09/2014 tarihli banka yazısında tüm kredilerin müşterinin bireysel hesabından ödendiğinin beyan edildiği, dosyadaki bilgi ve belgelere göre dava dışı şirketin kayıtlarında yapılan incelemeler sonucu davacıların bu iddialarını ispatlayamadığı, dava dışı şirkete ait taşınmazın 2010 yılında tahliye kararından sonra boş tutularak kiraya verilmemesi nedeniyle gelir kaybına sebebiyet verildiği iddiasının da taşınmazın bulunduğu bölgenin kentsel dönüşüm içinde olduğundan ve binanın riskli bulunduğundan dolayı çok düşük kiralar teklif edilmesinden dolayı kiraya verilmediği, taşınmaz hakkında tahliye sonrası yapılacak işlemlere ilişkin olarak şirket organlarınca alınmış bir kararın bulunmadığı, bu şartlar altında davalı tarafın söz konusu gayrimenkulün boş tutulmasında bir kusurunun bulunmadığı, şirketçe araç alımına ilişkin harcanan miktarların makul sınırlar içinde olduğunun mütalaa edildiği, araçların şirket kayıtlarında yer aldığı, bu çerçevede araç alımına ilişkin davalının kusuruna dayalı bir sorumluluğunun bulunmadığı, davalı tarafın TTK’nın 553(1) uyarınca kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuru ile ihlal ettiği ve bu yolla şirketi zarara uğrattığının ispatlanamadığı gibi, dava konusu/ileri sürülen iddialar kapsamında davacıların doğrudan zarara uğrattığının da ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı dava davacılar vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar tarafından ileri sürülen tüm zarar iddiaları dolaylı zarar kapsamında olup dolaylı zararların ancak şirkete ödenmesi talep edilecekken davacılar, zararın kendilerine ödenmesi istemiyle bu davayı açtıkları gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 27/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.