Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/14723 E. 2011/15591 K. 22.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14723
KARAR NO : 2011/15591
KARAR TARİHİ : 22.12.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı … hükmün; Dairemizin 24/06/2010 gün ve 2010/5837 – 9016 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiş, süresi içinde … mirasçıları … ve ark. tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, 09/11/2000 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği İmanalisi Köyünde bulunan yaklaşık 25 dönüm taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiş, Terme Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2009 gün ve 2005/63 – 408 sayılı davanın kabulüne, 24.308,34 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı gerçek kişi adına tapuya tesciline ilişkin kararı, Hazinenin temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24.06.2010 gün ve 2010/5837-9016 sayılı kararıyla “Yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olmadığı, temyize konu dosyada daha önce iki kez davanın kabulü yönünde karar verilmişse de, Orman Yönetimi ve Hazinenin temyizi üzerine hükmün 8. Hukuk Dairesi tarafından iki kez bozulduğu, 28.02.2003 tarihli ilk bozma kararında (821-1121 sayılı) taşınmazın hangi nedenle tespit harici bırakıldığı, komşu parsel kayıtlarının uygulanması ve zilyedlik koşullarının oluşup oluşmadığı konularındaki araştırma eksikliğinin vurgulandığı, 27.10.2004 tarihli (6659-7275 sayılı) ikinci bozma kararında ise kesinleşen orman sınırları dışında kalan ve orman sayılmayan yer olduğu kabul edilerek, yine zilyedlik koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında, taşınmazın “horuluk” olarak, hayvan otlatmada kullanılan yer olduğu vurgulanarak, kamunun ortak kullanımında olup olmadığının, ne zamandan beri fındıklık olarak kullanıldığının araştırılması gereğine değinildiği, bir yerin özel mülk olarak kişiler adına tesciline karar verilebilmesi için yalnızca kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalması yeterli olmayıp, 3402 sayılı Kadastro Yasasının 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen, il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan … getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar – ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten, davanın açıldığı güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülen taşınmazların, Kadastro Yasasının 14. maddesinde … diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli … fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak
çekilen çiftli … fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen orijinal renkli memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen steoroskopik çift … fotoğraflarının steoroskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekeceği, bu nedenle yeniden yapılacak keşifte, dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile en eski tarihli memleket haritası ve … fotoğrafları ve dava tarihinden 15 – 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş steoroskopik … fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, bu belgelerin dava konusu taşınmaz ile çevresine uygulanıp, … fotoğrafları ve dayanağı haritalar steoroskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, orman ya da 6831 sayılı Yasanın 17/2. maddesinde ifade edilen orman içi açıklık olup olmadığının belirlenmesi, orman sayılan yerlerden olduğu belirlendiği takdirde, orman kadastrosunun kesinleştiği ve orman sınırları dışında bırakıldığı tarihe kadar bu niteliğini koruyacağından bu sırada sürdürülen zilyedliğe değer verilemeyeceğinin düşünülmesi (HGK’ nun 12.05.2004 gün 8-242 esas, 292 karar sayılı kararı), orman kadastrosunun kesinleştiği 1983 yılı ile davanın açıldığı 2000 yılı arasında 20 yıl geçmediğinden dava reddedilmesi, aksi halde şimdi olduğu gibi davanın kabulüne karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulmuş, bu kez davcılar … … ve arkadaşları vekili tarafından, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu hususunda daha önceki Yargıtay kararları ile oluşan usulü kazanılmış hak bulunduğu, bu nedenle taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının yeniden incelenemeyeceği, taşınmazın 1969 yılında yapılan kadastroda orman olarak tapulama dışı bırakılmadığı, 1983 yılında yapılan orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı, yararlarına zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğunun belirlendiği iddiasıyla bozma kararının kaldırılarak mahkeme kararının onanması istenmiştir.
Yerel mahkemenin 22.04.2004 gün ve 2003/214-114 sayılı, davanın kabulüne, sınırları belirtilen 24308.34 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı gerçek kişi adına tesciline ilişkin kararı, Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 27.10.2004 gün ve 2004/6659 – 7275 sayılı kararıyla, bozma kararına uyularak yapılan araştırma ve incelemede çekişmeli taşınmazın 1969 yılında yapılan kadastroda orman niteliğiyle tapulama dışı bırakılmışsa da, 1983 yılında yapılan orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı, 1969 yılı genel kadastrosu her hangi bir belgeye dayanmadığına ve yetkili orman kadastro komisyonunca orman dışında bırakıldığına göre, bu yerin hiçbir zaman orman olmamış bir yer olduğu, bu nedenle Orman Yönetiminin bu yerin orman sayılan yerlerden olduğuna ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden red edilmiş, ancak bozma öncesi tanık ve yerel bilirkişi beyanları ve teknik bilirkişi raporlarının çekişmeli taşınmazın hayvan otlatılan horuluk bu yoksa tarım alanı mı olduğu hususunu başka deyişle niteliğini aydınlatmakta yetersiz olduğu, bu nedenle taşınmazın …, mısır, fındık ocağı ve kavaklık olan bölümlerinin ayrı ayrı belirlenmesi, bilirkişiye krokisinde işaret ettirilmesi, bu bölümler üzerinde davacı ve satıcıların zilyetliğinin yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa çıkarılması, davacı yönünden 3402 sayılı Yasanın 14. maddesindeki kısıtlamaların araştırılması, kabule karar verilecek ise davayı açanın tüm mirasçıları adına tescil kararı verilmesi, kabule göre davalı yönetimlerin yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulamayacağına değinilerek bozulmuş, bozma kararı davanın tüm taraflarına tebliğ edilmiş, ve mahkemece hükmüne uyulmak suretiyle kesinleşmeştir. Bu şekilde çekişmeli parselin orman sayılmayan yerlerden olduğu yönünde tarafları için usulü kazanılmış hak oluşmuştur.
Ancak, bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinilecek yerlerden olup olmadığı farklı konular olup, orman sayılmayan bir yer için zilyetlikle edinme koşullarının oluşup oluşmadığının ayrıca araştırılması gereklidir.
Bozma kararına uyularak yapılan araştırma inceleme ve keşif sonucu orman yüksek mühendisi bilirkişilerden oluşan kurul tarafından düzenlenen 24.01.2007 günlü raporda çekişmeli taşınmazın eski tarihli memleket haritası ve amenajman planında açık tarırm alanı olarak nitelendirildiği, eylemli olarak %1 eğimli tarım alanı olduğu, 2000 m2 bölümünün 9 yaşında … ağaçları ile 13000 m2 bir bölümünün de 1 yaşında fındık bahçesi ile kaplı olduğu, meyve sebze ziraati yapıldığı, fındıklar arasında mısır ekildiği, sonuç olarak orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiş, ziraat uzmanı bilirkişi de aynı fiili yapıyı tekrar ettikten sonra, tarımsal nitelikli ürün yetiştirilmesine uygun üzerinde fındık, sebze meyve kültür kavağı yetiştirmeye uygun tarım alanı olduğu, orman ağacı ve kalıntısı bulunmadığını bildirmiş, davacı ve mirasçıları yönünden 3402 sayılı Yasanın 14. meddesindeki kısıtlamalar araştırılmıştır.
Diğer taraftan, karar düzeltme isteminin incelenmesi sırasında ziraat uzmanı bilirkişi …, … bilirkişi … ile orman yüksük mühendisi bilirkişiler … …, … ve … … 02.10.2011 günlü ek raporlarında, daha önceki raporlarında değindikleri husuları tekrarladıktan sonra çekişmeli taşınmazın ekli krokide (A) ile gösterdikleri 5.868,69 m2 bölümünün orman örtüsü taşıyan yerlerden olduğu, (B) ile gösterilen 18.439,75 m2 bölümünün ise orman örtüsü taşımayan orman sayılmayan yerlerden olduğu, 1972 tarihli … fotoğraflarında ise tamamının orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiştir. Bu durum karşısında, çekişmeli taşınamzın biirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 5.868,69 m2 bölümünün öncesi orman sayılan yerlerden iken, 1972 yılına kadar ormandan açıldığı, orman kadastrosunun kesinleştiği 1983 yılına kadar orman sayılan yerlerden olduğundan kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine konu edilemeyeceği, orman kadastrosu sınırları dışında bırakılmasından sonra hukuken orman sayılan yerlerden olduğu söylenemeyeceği için, bu tarihten sonra kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine konu edilebileceği, oysa orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten davanın açıldığı 09.11.2000 tarihine kadar 20 yılık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği süresinin dolmadığı, bu nedenle (A) ile gösterilen 5.868,69 m2 bölümüne ilişikin davanın reddine, hiçbir zaman orman olmadığı belirlenen 18.439,75 m2 yüzölçümündeki (B) bölümüne ilişkin davanın ise kabulüne karar verilmesi gerekirken, çekişmeli taşınmazın tamamına ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, daire kararı çekişmeli taşınamzın (B) ile gösterilen bölümüne ilişkin yerel mahkeme kararının onanması gerekirken bozulması nedeniyle, çekişmeli parselin (A) ile gösterilen bölümü yönünden açıklanan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu bölüme ilişkin yerel mahkeme kararının araştırmaya dönük olarak bozulması nedeniyle hatalı olup, karar düzeltme isteminin kabulü gereklidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişilerin karar düzeltme istemlerinin KABULÜ ile Dairenin 23.06.2010 tarihli bozma kararının KALDIRILMASINA, çekişmeli taşınmazın 02.10.2011 tarihli müşterek bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 5.868,69 m2 bölümüne ilişkin davanın reddine karar verilmek üzere bu bölüme ilişkin hükmün BOZULMASINA, çekişmeli taşınmazın aynı krokide (B) ile gösterilen 18.439,75 m2 bölüme ilişkin davanın kabulüne ilişkin hükmün ise ONANMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde yatıran gerçek kişilere iadesine 22.12.2011 günü oybirliği ile … verildi