YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13942
KARAR NO : 2013/7679
KARAR TARİHİ : 16.04.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 3201 sayılı Yasaya göre yaptığı borçlanmanın geçerli olduğunun tespitine, talep tarihinden itibaren aylık bağlanması gerektiğine, biriken aylıkların faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, davacının kısmi aylığının iptali ile ödenen aylıklarını iadesi isteminin yersiz olduğunun tespiti ile 3201 sayılı Kanuna göre SSK’ya yaptığı yurtdışı borçlanmasının geçerli olduğunun tesbiti ve talep tarihinden itibaren işleyecek faizle yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile davacının davalı kuruma yaptığı 3201 sayılı borçlanma işleminin … yönünden geçerli olduğunun ve 01/03/2008 tarihinden geçerli olmak üzere davacıya mülga 1479 sayılı yasa kapsamında maluliyet aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, kısmi aylığın iptalinin ise mevzuata uygun olduğunun tespiti ile bu husustaki talebin reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı H.M.K.’nın 26/1 maddesinde hâkimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği yazılıdır.Davacı yaşlılık aylığı bağlanmasını istemiş mahkemece talep aşılarak maluliyet aylığı bağlanmıştır. 6100 sayılı H.M.K.’nın 26/1 maddesine aykırı verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16/04/2013 gününde oyçokluğuyla ile karar verildi.
K A R Ş I O Y
Davacı, 01/12/2008 tarihli dava dilekçesi ile 3201 sayılı Yasaya göre yaptığı borçlanmanın geçerli olduğunun tespitine ve yaşlılık aylığının faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Yerel Mahkeme bu konudaki istemi kabul ederek davacının 3201 borçlanmasının … yönünden geçerli olduğunu ve 01/03/2008 tarihinden itibaren mülga 1479 sayılı Yasa dahilinde maluliyet aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar vermiştir.
Tefhim edilen bu karar SGK vekili tarafından temyiz edilmiş ise de davacı tarafından temyiz edilmemiştir.
Yargılama sırasında bilirkişi raporu dosyaya sunulduğunda taraflarca incelenmiş ve yine davacı tarafından itiraz görmemiştir. Bu raporun içeriğinde davacının sigortalılık şartları ele alınarak 01/03/2008 tarihinden itibaren maluliyet aylığının bağlanabileceği gerektiği önerilmiştir.
Davacının, 01/05/2005 tarihli sağlık raporundan anlaşılacağı üzere 2/3 oranındaki maluliyet başlangıcının bu tarih olduğu kabul edildiği, 367 gün … hizmeti, 30 gün SSK hizmeti bulunduğundan 1770 gün de 3201 sayılı Yasaya göre borçlanma yaparak toplam 2167 gün ( 6 yıl 7 gün ) üzerinden maluliyet aylığı bağlanabileceği anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere 3201 sayılı Yasa borçlanmasını maluliyet aylığına yetecek süre kadar yapmıştır.. Oysa yaşlılık aylığı bağlanması arzulansa idi 25 yılı tamamlayacak süre borçlanması gerektiği için 24 yıla yakın süre borçlanılacaktı. Tercih edilen bu süre bir nevi yaşlılık aylığı- maluliyet aylığı geçiş iradesidir. Çünkü davacı baştan beri Alman Sigorta merciine başvurduğu tarihte dahi kendisinin malul olduğundan bahisle maluliyet aylığı bağlanması için talepte bulunmuştur. Bu nedenle borçlanma sürelerini de buna göre ayarlamıştır.
Mahkemece toplanan veriler hep maluliyet aylığının gerekliliği için aranan yasal şartlar olup hüküm bu nedenle “maluliyet aylığı” bağlanması şeklinde gelişmiştir. Bu hüküm sadece davalı SGK vekilince temyiz edilmiştir.
Mahkemece kurulan hüküm dava dilekçesindeki talep gibi olmasa da sonuçta istenen davacının şahsi durumuna uygun sigortalılık şartları gereğine uygun düşen türde bir “aylık” bağlanabilmiştir.
Sosyal güvenlikte zayıf ve mağdur olan sigortalı için lehine olan tüm hakların en kısa sürede ve en verimli şekilde yerine getirilebilmesi Sosyal Devletin zayıf olanı korumacılık ilkesidir. Mahkemece bu husus gözönünde bulundurularak “çalışan lehine yorum” ilkesiyle yerine getirilmiştir. Aslında tarafların baştan beri maluliyet aylığı bağlanmasının istendiği yolunda “zımni kabulü” söz konusudur. Aksi halde bu kabul olmasaydı davacının yaşlılık aylığı bağlanmadığı için maluliyet aylığını kabul eden mahkeme kararını temyiz etmesi gerekirdi. Zaten artık bu global ekonomik krizde davacının yaklaşık 24 yıllık süreyi borçlanma külfetine kolay kolay gireceği ve şartlarını zorlayacağı olası değildir.
Yargılamadaki usül ekonomisi gereği kısa yoldan maksat hasıl olmuştur. Aksi halde sigortalının yeniden tahsis talebinde bulunması ve ileri tarihlerde aylık bağlanması olgusu davacının aleyhine sonuç getiren işlemler olacaktır. Bu anlayış salt hakimin insiyatif kullanması değil zımni kabulün varlığının değerlendirilmesidir. HUMK 74 veya 6100/26 sayılı yasaların hükümlerine de aykırı olduğu söylenemez.
SONUÇ : Yukarıda anlatılan nedenlerle yerel mahkemenin kabul yönündeki hükmünün onanması yerine bozma yönündeki Yüksek Daire çoğunluğunun görüşüne katılamamaktayım. 16/04/2013