Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2014/6531 E. 2014/9409 K. 12.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/6531
KARAR NO : 2014/9409
KARAR TARİHİ : 12.11.2014

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine ve davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

3402 sayılı Kadastro Kanununun (5831 sayılı Kanunun 9. maddesi ile eklenen) geçici 8. maddesine göre yapılan ek kadastro çalışmaları sırasında Babaköy Köyü 102 ada 56 parsel sayılı 806,39 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı adına sulu tarla vasfıyla tesbit edilmiştir.
Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazın öncesi orman iken, 23.11.1991 tarihinde kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığını, ancak, taşınmazın tahdit dışında bırakılma tarihi ile kadastro tesbit tarihi arasında 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresi dolmadığını ileri sürerek dava açmıştır.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu 102 ada 56 parsel sayılı parselin kadastro tesbitinin iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, davalı tarafından temyizi üzerine, hüküm Yagıtay 20. Hukuk Dairesinin 07.11.2013 tarih ve 2013/8909 E. 2013/9784 K. sayılı kararıyla bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Mahkemece, dava konusu taşınmazda, orman kadastrosunun kesinleşme tarihinden dava tarihine kadar sürdürülen zilyetlik süresinin 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde belirtilen 20 yılı bulmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmüştür. Şöyle ki; yörede 1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, arazi kadastrosu sırasında Devlet Ormanı niteliğiyle tesbit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8 – 964 – 751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183 – 187, 2004/8-15 – 7, 2004/8 – 242 – 292 ve 20. H.D.’nin 2008/20 – 214 – 241 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerler, orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, kesinleşme tarihine kadar sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyecektir. Ancak, bu tarihten sonra sürdürülen zilyetlik ise davalı yararına hak doğurabilecektir. Genel uygulama bu yönde olmakla birlikte, kadastro veya tapulama çalışmaları sırasında, paftasında orman belirtmesi yapılarak tesbit dışı bırakılan yerlerin, resmî belge ve bilgilerden yararlanmak suretiyle yapılacak araştırma sonucu öncesi itibariyle orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmesi ve mevcut fiilî durum itibariyle de orman olmadığı ve çevre ziraat arazileri ile de bütünlük arzeden yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, yukarıda belirtilen kuralın uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle, butürden yerlerin 3402 sayılı Kanunun 17. maddesi kapsamında imar ve ihya edilmesi ve olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresinin tamamlanması ile de kazanılması mümkündür. Somut olayda mahkemece, eski tarihli memleket haritası ve davanın açıldığı tarihten 20 yıl önce çekilmiş hava fotoğrafları ve bu fotoğraflarda üretilmiş, memleket haritaları getirtilip, uzman bilirkişiler aracılığıyla uygulanmamış, dava konu taşınmazların bu belgelerdeki niteliği ve eğimi, saptanmamış, ve varsa bu yere ait 1/5000 ölçekli fotoğrametri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftası getirtilip, pafta üzerinde taşınmazların tasarruf sınırları olup olmadığı belirlenmemiştir.” hususlarına değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu, davanın kısmen kabulü ile, 102 ada 56 sayılı parselin 11.3.2014 tarihli fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen kısmının tesbitteki vasıflarıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, (A) harfi ile gösterilen kısmın tesbitteki vasıflarıyla tesbit maliki adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Yörede 766 sayılı Kanuna göre yapılıp 1957 yılında kesinleşen genel arazi kadastrosu, 6831 sayılı Kanuna göre yapılıp 22.05.1991 yılında ilân edilen orman kadastrosu ve 2/B çalışması, 2859 sayılı Kanuna göre yapılıp 21.02.2005 yılında kesinleşen yenileme kadastrosu ve 4999 sayılı Kanuna göre yapılıp 24/12/2010 tarihinde ilân edilmiş fennî hataları düzeltilmiş orman kadastro haritası ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun (5831 sayılı Kanunun 9. maddesi ile eklenen) geçici 8. maddesine göre yapılan ek kadastro çalışmaları bulunmaktadır.
Dosya kapsamına, mahkemece bozma kararına gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna ve uzman orman bilirkişi tarafından orman kadastrosu, eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümünün 1991 tarihinde kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırı dışında bırakıldığı gibi, eski hava fotoğrafı ve memleket haritasında orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığına ve adına tescil kararı verilen davalı yararına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu, (B) harfi ile gösterilen bölümünün ise 1991 tarihinde yapılan ve 22.05.1991 tarihinde ilân edilerek 23.11.1991 tarihinde kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırı dışında bırakılmışsa da, bu bölümün hava fotoğrafı ve memleket haritasına göre orman sayılan yerlerden olduğu, mülk sahibi Hazinenin taşınmazın bu bölümüne yönelik vasıf değişikliğini her zaman idari yoldan yapabileceği belirlenerek yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A madde gereğince davalıdan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve yatırdığı temyiz harcının istek halinde iadesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 12/11/2014 gününde oy birliği ile karar verildi.