Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2008/614 E. 2008/848 K. 19.02.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/614
KARAR NO : 2008/848
KARAR TARİHİ : 19.02.2008

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Mal beyanında bulunmamak eyleminden borçlu … hakkında yapılan yargılama sonucunda, borçlu adına çıkarılan ödeme emrinin Tebligat Kanunu’nun hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmediğinden bahisle disiplin hapsi cezası verilmesine yer olmadığına dair Torbalı İcra Mahkemesinin 13.12.2006 tarih ve 2006/756-741 sayılı kararına yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına, yargılamaya devam olunması bakımından dosyanın mahkemesine iadesine ilişkin, İzmir 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 23.02.2007 tarihli ve 2007/107 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine Adalet Bakanlığından verilen 19.11.2007 gün ve 58680 sayılı yazılı emrini içeren Yargıtay C. Başsavcılığının 24.12.2007 gün ve K.Y.B:2007/261580 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi.
Tebliğnamede; Muhatabın adreste bulunmama sebebinin ve tebliği yapan memurun ad ve soyadının tebliğ evrakında yazılı olmaması nedeniyle sanık adına çıkarılan ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediği, dolayısıyla suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,
İtirazın kabul edilerek kaldırılmasına karar verilmiş olunmasına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271/2.maddesi hükmü doğrultusunda itirazın konusu hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi gereği bozulmasına işaret edilmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere “1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” olarak yapılmıştır…“disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK.nun 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz.” şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanununda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında itirazın, kural olarak itiraz olunan kararı veren mahkemeye yapılacağı ve ilk inceleme kararı veren mahkemece gerçekleştirilip, kararın düzeltilebileceği, yerinde görmezse en çok üç gün içinde itirazı inceleyecek mercie göndermesi gerektiği (CMK.md.268/1-2), buna karşılık İcra ve İflas Kanununda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi gün içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanundaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunundaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu, nitekim anılan kanunun “İtiraz usulü ve inceleme merciileri” başlıklı 268. maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanununda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda “suç” karşılığı verilen kararlar olmadığı, 5271 sayılı CMK.nun 268. maddesinde kararına itiraz edilecek mahkemeler arasında İcra Mahkemesinin gösterilmediği cihetle, İcra ve İflas Kanunu’nun 353/1. maddesi uyarınca İcra Mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi gün içerisinde doğrudan Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerektiği, anılan maddede ilk incelemenin İcra Mahkemesince yerine getirileceğine dair bir düzenlemenin de bulunmadığı gözetildiğinde, itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan kanunun “itiraz yolu” başlıklı 29. maddesinde, “(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir…..” hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanununda da itirazı inceleyecek Ağır Ceza Mahkemesinin “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine,” karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden Ağır Ceza Mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur. Dosya içerisinde araştırılması gereken bir husus ve toplanması gereken bir delil de bulunmadığına göre, itirazın kabulü ile İcra Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar veren Ağır Ceza Mahkemesinin, itirazın esası hakkında da bir karar vermesi gerekirken, bu konuda karar verilmek üzere dosyanın İcra Mahkemesine gönderilmesine karar vermesi isabetsizdir.
Bu durum karşısında Yargıtay C.Başsavcılığınca birinci bentte talep edilen kanun yararına bozma istemi hakkında ancak Ağır Ceza Mahkemesince karar verildikten sonra değerlendirme yapılabileceğinden bu konuda inceleme yapılmasında hukuki yarar görülmemiştir.
Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname kısmen yerinde görülmekle, İzmir 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 23.02.2007 tarih ve 2007/107 değişik iş sayılı kararının BOZULMASINA, sair işlemlerin mahallinde ifasına, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.2.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.