YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/655
KARAR NO : 2009/340
KARAR TARİHİ : 03.02.2009
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 149 ada 233 parsel sayılı taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak davalı taraf adına tespit edilmiştir. Davacı hazine dava ve temyize konu taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca hazineye kalan taşınmazlardan olduğunu tespit gününde zilyedi yararına hak kazanma koşullarının gerçekleşmediğini öne sürerek dava açmıştır.
Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi davalı taraf adına tesciline karar verilmiş; hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece kadastro tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davalı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş isede, yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış, yargılama sırasında taraflar bir kayıt ve belgeye de dayanmamışlardır. Kural olarak asıl olan ülke topraklarının devlete, bir başka deyişle hazineye ait olmasıdır. Bu kuralın ışığı altında somut olaya bakıldığında kanıtlama yükümlülüğünün davalı tarafa ait olduğu kuşkusuzdur.
Hazinenin dava dilekçesinde öne sürdüğü hukuksal neden dikkate alındığında davalı taraf çekişmeli taşınmazın kacak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca hazineye kalan taşınmazlar olmadığını kanıtlamak zorunda olduğu gibi taşınmazın sınırında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü gereğince mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen taşınmazın bulunduğu da gözönüne alındığında ayrıca dava konusu taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olup olmadığı yolunda da yöntemine uygun bir araştırma ve soruşturma yapılması da zorunludur.
Nevarki, mahkemece bu doğrultuda yapılan araştırma ve soruşturma da yetersiz olduğu gibi yöntemine de uygun değildir. Öte yandan davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14/son maddesi hükmünde öngörülen kısıtlamalar yönünden yapılan araştırma ve soruşturma yetersiz olmadığı gibi bu konuda mahkemenin karar yerinde gösterdiği gerekçenin de yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Kaldıki, tutanak bilirkişilerinden biri dinlenmiş, diğerleri dinlenmemiş varsa nedenleri karar yerinde yasal gerekçeleri ile birlikte açıklanıp tartışılmamıştır. Öte yandan dava konusu taşınmaza sınırda komşu tüm taşınmazların tespit tutanakları varsa dayanakları kayıtlar getirtilip incelenmemiş, dıştan komşu taşınmazların tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınmış ise sözü edilen kayıt ve belgelerde dava konusu taşınmaz yönünün ne biçimde ve kimin yeri olarak sınır gösterildiği yönü üzerinde durulmamış, tespitlerine bir kayıt ve belgenin esas alınmadığı saptandığı takdirde tespit tutanakları içeriğinde vurgulanan maddi ve hukuksal olgularla yerel bilirkişi ve tanık sözleri de denetlenmemiştir. Kaldıki, hükme esas alınan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların dava sonucunda yararı olmayan komşu belde yada köyler halkından seçilmemiş, aynı köyden yerel bilirkişi ve tanık dinlenmiş olması da bu doğrultudaki yerleşik Yargıtay uygulamasına da tümden aykırıdır. Böylesine yetersiz araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz.
Kural olarak mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera olarak tahsis edilmiş olması yada taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılmasına bağlıdır.
O halde mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, öncelikle dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından 4753-5618 veya 4342 sayılı Yasa uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığı Özel İdare Müdürlüğü ve Mülki Amirlikten ayrı ayrı sorulup saptanmalı, yapılmış ise mera tahsis haritası ve eki belgeler yerinden getirtilmeli, bundan sonra dava konusu taşınmaza dıştan komşu taşınmazların tümünün tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, bu doğrultuda araştırma ve soruşturma yapılırken taşınmaza sınırda komşu taşınmazların da davalı olduğu saptandığı takdirde davalı olan taşınmazlara dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtların getirtileceği düşünülmeli, az yukarıda sözü edilen kayıt ve belgeler getirtildikten sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız ve dava sonucunda yararı olmayan dava konusu taşınmazın bulunduğu köye komşu belde yada köyler halkından seçilecek yerel ve uzman bilirkişi, fen elemanı, uzman ziraatçi bilirkişi ve tutanak bilirkişilerinin tümü hazır olduğu halde çekişmeli taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle taşınmazın bulunduğu bölgede mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritasının ölçeği ile geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçekleri eşitlenerek yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi fen elemanı eliyle haritalar çakıştırılarak yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden varsa değişmez nitelikte sınır yeri sayılabilecek kişi taşınmazlarından da yararlanılmalı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmamış ise dava konusu taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kamu malı nitelinde mera olup olmadığı yolunda yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı, ayrıca çekişmeli taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca hazineye kalan taşınmazlardan olup olmadığı yolunda da yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgiler alınmalı, bundan sonra mahkeme heyeti hazır olduğu halde uzman ziraatçi bilirkişi refakata alınarak çekişmeli taşınmaz hep birlikte gezilip görülmeli ve gözlenmeli, bu gözlem yapılırken taşınmazın fiziksel yapısı, meyil durumu, toprak yada taş unsurundan hangisinin galip olduğu belirlenmeli, ayrıca dıştan komşu taşınmazlarla toprak yapısı mukayese yapılmalı, mahkemenin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmalı, bu yolla dava konusu taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı duraksamaya meydan vermeyecek biçimde saptanmalı, uzman bilirkişi fen elemanı ve uzman ziraatçi bilirkişiden konularında ayrı ayrı ayrıntılı, gerekçeli ve özellikle uzman ziraatçi bilirkişiden mahkeme gözlemini yansıtmaya elverişli uzman bilirkişi, fen elemanından ise keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan veren rapor alınmalı, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği varsa dayanakları kayıtlarda az yukarıda vurgulandığı gibi dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tutanak bilirkişilerinin beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde usulün 259. maddesi hükmü uyarınca tutanak bilirkişilerinin tümü taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tutanak bilirkişilerinin beyanları arasındaki aykırılık da giderilmeli, daha sonra davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14/son maddesi hükmü uyarınca zilyet davalı taraf ile varsa akdi yada irsi halefleri yönünden ilgililerin kimlikleri belirlenerek adları geçenler adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit yada tescil edilip edilmediği Tapu Sicil, Kadastro, Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, toplanan ve toplanacak deliller değerlendirilirken kamu malı niteliğindeki meralar ile kanunları uyarınca kaçak ve yitik kişilerden hazineye kalan taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımadığı özellikle göz önünde tutulmalı, davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14/son maddesi hükmünde öngörülen kısıtlamalar yönünden gerektiğinde etkili bir denetim ve kontrol yapılabilmesi için zilyet davalı taraf ile bayii yada miras bırakanı ölmüş ise ve varsa dava dışı paydaşları adına davalı olan başkaca dava dışı taşınmazlar varsa az yukarıda vurgulandığı gibi etkili bir denetim ve kontrol için usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca salt bu bağlamda dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde özellikle durulmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 03.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.