YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4095
KARAR NO : 2022/9264
KARAR TARİHİ : 20.12.2022
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14.11.2018 tarih ve 2016/927 E- 2018/1074 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 18.02.2021 tarih ve 2019/721 E- 2021/195 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 20.12.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili ; davalı firma ile iplik satımı konusunda ve ödemelerin çekle yapılması konusunda sözlü olarak anlaşma yapıldığını, çekleri teslim alan davalının iplikleri teslim etmediğini, davalıya avans olarak verilen her biri 100.000.- TL‘lik çeklerden dolayı borçlu olmadığını belirterek, davacının, dava konusu çekler nedeniyle davalı şirkete borcunun olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı firma ile müvekkili firma arasında yapılan ticaret kapsamında yargılamaya konu çekler dışında da çekler alındığını, davacının yapılan ticari ilişki kapsamında ilk çeklerini ödediğini, fakat yargılamaya konu çeklerin davalıya borçlu olan dava dışı Sercan Kumaşçılık İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti isimli firmanın borcu için verildiğini ancak kötü niyetle ödemediğini, zira davacı ile dava dışı firma arasında ticari ilişki olup yetkililerininde akraba olduğunu, müvekkili firmanın da alacağını kurtarmak için verilen çekleri kabul ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, davacının davalı ile iplik ticari olduğuna dair sipariş formu ve buna benzer iplik siparişi ile ilgili yazılı bir delil sunamadığı gibi, ayrıca çeklerin davalıya verilme sebebi itibariyle herhangi bir delil ve belge sunmadığı, yemin deliline de dayanmadığı davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacı her ne kadar davalı ile aralarında mal alım-satımına ilişkin şifahi sözleşme olduğunu iddia ederek dava konusu çeklerin bu sözleşmenin avansı olarak verildiğini beyan etmiş ise de, HMK 200 ve 201. maddeleri uyarınca aralarındaki sözleşmeyi, sözleşmeye istinaden bu çeklerin avans çeki olarak verildiğini ve çek bedeli kadar mal teslim edilmediğini yazılı delille ve yemin deliline de dayanmadıklarını beyan etmekle ispatlayamadığı, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir.
Dava, davacının davalıya verdiği avans çeklerinin bedelsiz kalması nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine ilişkindir.
Davalı, ilk derece mahkeme yargılamasında dava konusu çeklerin ilk önce ticari ilişkinin devamında alınan çekler olduğunu akabinde ise dava konusu çeklerin davacının akrabası olan dava dışı Sercan Kumaşcılık Ltd şirketinin kendilerine olan borcunu ödemek için davacı tarafından kendilerine verildiğini beyan etmiştir.
Davalının bu beyanı bağlantısız bileşik ikrar mahiyetinde olup eklenen vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında bir bağlantı yok ise bağlantısız bileşik ikrar söz konusu olur. Bağlantısız bileşik ikrarda, ikrar eden tarafın ikrarına eklediği yeni vakıa o kişi tarafından ispatlanmak gerekir. Zira ikrara eklenen vakıa,tamamen farklı bir hukuki sebebe vücut veren, davada iddia olunan ispat konusu vakıa ile bir ilgisi bulunmayan ve fakat o vakıaya dayanılarak hak iddia edilmesini engellediği iddia edilen yeni bir vakıadır ve bir vakıa iddia ederek, ondan kendi lehine hukuki sonuç çıkaran taraf o vakıayı ispat yükünü taşır. (Pekcanıtez Usul .Medeni Usul Hukuku C.II İstanbul.15.baskı 2017 s.1649)aynı şekilde bağlantısız bileşik ikrar bölünebilmelidir; çünkü burada ikrar edenin ikrarına eklediği vakıanın diğer tarafın iddia ettiği vakıa ile bir ilgisi (bağlantısı)yoktur. İkrara eklenen vakıa, tamamen diğer tarafın savunmasının dayandığı bir vakıadır ve bunu da o taraf ispat etmelidir. (MK m.6)Aksi halde, diğer taraf, menfi(olumsuz) bir durumu ispat zorunda bırakılmış olur, bu ise güçtür. (Baki Kuru.Hukuk Muhakemeleri Usulü.C.II İstanbul 5. baskı 1990 s.1420)
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, davalı, çeklerin davacı tarafından verildiğini kabul etmiş ve ilk derece mahkemesinin 27.12.2017 tarihli duruşmasında da davalı vekilinin “ Ticari hayatın genel kapsamı itibariyle mal verilir, ödeme daha sonra yapılır, müvekkil malı davacı tarafa vermiştir, son gelen Finansbank çekleri itibariyle aynı ticaretin evraklarıdır, Sercan Tekstil’in sıkıntıları vardı, Aksu Örme’nin evraklarını kullanıyorlardı, esasında Aksu’ya karşı yapılan işlem karşılığında alınmıştır, davanın reddi talep olunur.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu beyan sonrası davalı savunmasını değiştirdiği gibi mahkeme yargılamasında sonradan verdiği beyanda bağlantısız bileşik ikrar mahiyetinde olup, çeklerin mal karşılığı değil, dava dışı Sercan Kumaşcılık şirketinin borcu için davacı tarafından verildiği ileri sürülmekle davalının bu ikrarı bölünebileceğinden artık davalı, davacı tarafından kendisine verilen çeklerin dava dışı 3. kişinin borcu için verildiğini ispatla yükümlüdür.
Davacının daha önce dava dışı şirkete keşide edip ciro ile davalı tarafından tahsil edilmiş çeklerin bulunması da davacının, davaya konu çekleri dava dışı şirket için verdiğini ispatlamayacaktır.
Mahkemece ispat yükünün tayininde yanılgıya düşerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, takdir edilen 8.400 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20.12.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-MUHALEFET ŞERHİ-
Dava, çeklerden dolayı borçlu olunmadığının tespitine ilişkindir.
Davacı, taraflar arasındaki iplik alım satımı ilişkisi çerçevesinde avans mahiyetinde çekler verildiğini ancak karşı tarafın malı teslim etmediğini, bu nedenle bedelsiz kalan çeklerden dolayı borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı taraf; mevzubahis çeklerin dava dışı üçüncü kişinin borcuna mahsuben verildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece ve Bölge Adliye Mahkemesi; usulüne uygun delillerle ispatlanamayan, davanın reddine karar verilmiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf ispat yükünün hangi tarafa düştüğünden kaynaklanmaktadır.
Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davalı taraftadır. Ne var ki davalı alacağı kambiyo senetlerinden olan Çek’e dayandığından senede karşı senetle ispat kuralı gereği ispat yükü yer değiştirerek davacıya geçer.
Çek nakit para hükmünde olup mevcut bir borcun ifası amacıyla verilmiş sayılır. Çek lehtarının avans mahiyetinde verildiğine dair açık bir ikrar yada kabulü olmadıkça ispat yükü yer değiştirmez. Çek düzenleyen kendi borcuna mahsuben ödemede bulanabileceği gibi somut vakıada (davalının da kabulünde) olduğu üzere üçüncü bir kişinin borcunu ifa amacıyla da verilmesi mümkündür. Bu halde dahi ispat yükünün yer değiştirmesi sözkonusu olamaz.
Uyuşmazlık HMK 200. Maddesinde düzenlendiği üzere: “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz” şeklindeki amir hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Bu durumda mevcut delil durumuna göre davacının yegane ispat vasıtası olarak yemin delili kalmıştır. Mahkemece yapılan hatırlatma üzerine bu delile de dayanmadıklarını beyan eden davacı tarafın davasının reddi gayet yerinde ve isabetli olmakla yerel mahkeme karanının onanması gerektiği düşüncesiyle bozma yönünde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.