YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/4175
KARAR NO : 2008/6162
KARAR TARİHİ : 14.10.2008
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında, kooperatif genel kurul kararlarının iptali, menfi tespit ve muarazanın giderilmesi istemlerine ilişkin asıl ve birleşen davalar sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden … Konut Yapı Kooperatifi vekili Avukat … ile aleyhine temyiz istenilen … vekili Avukat … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacılar vekilleri, asıl ve birleşen davalarda, davalı kooperatifin 12.03.2006 tarihli genel kurulunda sabit ücretli üyelerden aidat alınmasına ilişkin 7 numaralı karar ile bu karara bağlı olarak, ödenecek aidatın belirlendiği 10 numaralı ve üç dükkanın kooperatif müteahhitliğine satışına ilişkin 11 numaralı kararların iptalini, ayrıca davacılardan … ve … vekilleri anılan genel kurul kararları çerçevesinde borçlu olmadıklarının tespitini ve yine davacı … vekili, asıl davaya müdahale talebi ile birlikte ayrıca açılan ve birleşen davada borçlu olmadıklarının tespitini, muarazanın giderilmesini ve genel kurul kararlarının uygulamalarının tedbiren durdurulmasını talep ve dava etmişlerdir. Davalı kooperatif vekili, davaların reddini istemiştir. Mahkemece, genel kurulda 7. maddenin görüşülmesi sırasında kargaşa çıktığı, toplantının ertelenmesine karar verildiği, bunun üzerine bir kısım üyelerin toplantıyı terk ettiği, terk eden üyelere çağrı yapılmadan, gündem belirlemeden toplantı yapılmasının 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na aykırı olduğu, ayrıca bu kararın iptali ile sabit ücretli üyelerden aidat alınmasına ilişkin karar alınması mümkün olmadığından bu üyelerin borçlu olmalarının söz konusu olmadığı gerekçeleriyle, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; birleşen davalardan 2006/367 esas sayılı dosyadaki genel kurul kararı iptali ile birlikte borçlu olmadığının tespiti ve icra inkar tazminatı ile 2007/69 esas sayılı dosyadaki menfi tespit ve muarazanın giderilmesi talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Oysa HUMK’nun 381. maddesine göre, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada yasanın 381/son fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha
./..
2008/4175-6162 Sh:2
sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HUMK’nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyeti ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Mahkemece, kısa kararda, “Davaların kabulü ile davalı kooperatifin 12.3.2006 tarihli genel kurulca alınmış 7, 10 ve 11. maddelerinin iptaline ve yasal sonuçlarına” şeklinde hüküm kurulduktan sonra, gerekçeli kararın gerekçe bölümünde, “Verilen iptal kararı ile birleşen dosyanın davacılarının talepleri de yerine getirilmiş olduğu ve iptal edilen maddelere dayalı karar alınması mümkün olmadığından, sabit fiyatlı üyelerin borçlu olmaları söz konusu olmadığı” şeklinde açıklama yapılmıştır. Bu durumda, esasen birleşen davadaki yukarıda açıklanan istemler hakkında, olumlu ya da olumsuz bir hüküm tesis edilmemiş olup, kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık yaratılması, HUMK’nun 388. maddesine aykırıdır. Bu itibarla, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. Kabul şekline göre ise; mahkemece, toplantı ertelendikten sonra usulüne uygun gündem belirlenmeden ve çağrı yapılmadan genel kurul toplantısı yapıldığı gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de; TTK’nın 381. maddesine göre çağrıda usulsüzlük halinin genel kurula bu nedenle katılamayan ortaklara bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkını verdiği açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca genel kurul daha önce belirlenen gündem ile toplanmıştır. O halde mahkemece, genel kurul kararlarının yalnızca çağrı usulsüzlüğü nedeniyle iptaline yönelik kararı yerinde olmayıp, bu hususun ancak iptal edilebilirlik nedeni olarak nitelendirilerek çağrının usulsüzlüğünü iddia eden tarafın ayrıca, genel kurul toplantısında alınan kararların, yasa, anasözleşme veya iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu da iddia ve ispat etmesi zorunludur. Ayrıca davanın tüm davacılar bakımından 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesine uygun olarak açılıp açılmadığının da denetlenmesi gerekir. Bu nedenle, kabul şekline göre de eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması da doğru olmadığından, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulü ile hükmün BOZULMASINA, diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşması için belirlenen 550.00 YTL. vekalet ücretinin aleyhine temyiz olunan taraftan alınarak duruşmada kendisini vekille temsil ettiren davalı kooperatife ödenmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 14.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.