Yargıtay Kararı 5. Ceza Dairesi 2021/6003 E. 2023/1586 K. 22.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/6003
KARAR NO : 2023/1586
KARAR TARİHİ : 22.02.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : İcraî davranışla görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Perşembe Cumhuriyet Başsavcılığının, 15.08.2014 tarihli ve 2014/95 Soruşturma, 2014/170 Esas, 2014/104 numaralı İddianamesi ile sanık hakkında icraî davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 257 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması, aynı Kanun’un 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluklarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
Perşembe Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.04.2015 tarihli ve 2014/207 Esas, 2015/173 sayılı Kararı ile sanık hakkında icraî davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 3.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun’un 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hükmedilen adlî para cezasının 20 eşit taksit halinde ödenmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteği, eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna ve temyiz incelemesinde resen nazara alınacak sair nedenlere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Suç tarihinde Kovanlı köyü muhtarı olarak görev yapan sanığın, müteveffa …’un köy mezarlığı yerine köy tüzel kişiliğine mezar yeri olarak bağışladığı fakat henüz mezarlık yeri olarak tespit ve tescil edilmeyen şahsî taşınmazına defnedilmesine engel olmayıp izin vererek icraî davranışla görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açılmıştır.
Mahkemece; 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 211 ve 213 üncü maddeleri ile Mezarlık Yerlerinin İnşaası ile Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Yönetmeliğinin 39 uncu maddesi uyarınca mezarlık yeri olarak seçilen alanların tapuya tescili yapılmadan mezarlık olarak kullanılamayacağı, … tarafından bağışlanan, mezar yeri olarak tespit ve tescil edilmeyen taşınmaza sanığın müteveffanın defnedilmesine izin verip anılan yerin hemen yanındaki evde ikamet eden mağdur …’in mağduriyetine sebep olduğu kabulüyle mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Dosya içerisinde yer alan tapu müdürlüğü ve toplum sağlığı merkezi yazıları ile kolluk tutanaklarına göre müteveffanın defnedildiği yerin mevzuat kapsamında öngörülen şartlarla belirlenen mezarlık yeri olmadığı hususundaki mahkeme tespitinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ayrıca aynı kolluk tutanağından bu yerde …’in eşi Atiye Yurt’un da mezarının bulunduğu, bununla birlikte 20.01.2013 tarihli dilekçe ve köy karar defterindeki 26.04.2013 tarihli, 148 sayılı karara göre söz konusu taşınmazın ölümünden önce … tarafından köye mezarlık yeri olarak bağışlanması hususunda irade ortaya konduğu anlaşılmaktadır.
Ölenin kızları olan … ve … idarî soruşturma aşamasındaki ifadelerinde babalarının defnedildiği taşınmazın kendilerine ait olduğunu, söz konusu yerin mezarlık olarak köy tüzel kişiliğine bağışlandığını, köy mezarlığında defin için yer kalmadığından sanık olan köy muhtarının izni ile babalarını bu taşınmaza defnettiklerini, daha önce aynı gerekçe ile annelerinin de buraya defnedildiğini beyan etmişlerdir. Sanığın gerek idarî gerekse adlî tahkikat aşamalarındaki tüm savunmaları … ve …’nin ifadeleri ile uyumludur. Ayrıca savunmaya göre sanık tarafından köy mezarlığında yer olmadığı, …’in defin işlemi ile ilgili nasıl bir yol izlenmesi gerektiği hususu mülki idare amiri olan kaymakama arz edilmiş ve uygun görüşü sonrası defin işleminin gerçekleştirildiği belirlenmiştir.
5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Anılan suçun oluşabilmesi için kamu görevlisi olan sanığın kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket ederek kişi mağduriyetine veya kamu zararına neden olması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlaması şeklindeki objektif cezalandırma şartlarından birini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu nedenle başlı başına görev gereklerine aykırı olarak mevzuat hükümlerinin ihlal edilmesi suçun oluşumu için yeterli olmayacak, en başta suçun manevî unsuru olan kastın varlığının somut olayda belirlenmesi yoluna gidilecektir.
Dosya kapsamında yer alan delillerden …’un defninin uygun olduğu mezarlık alanlarının dolu olup olmadığı hususunda bir tespit veya araştırmanın yapılmadığı, suç tarihi nazara alındığında bu aşamada söz konusu tespitin yaptırılmasının mümkün ve makul de olmayacağı anlaşılmıştır. Dolayısıyla sanığın aksi kesin delillerle ispat edilemeyen savunması göz önünde tutulduğunda suç kastı ile hareket ettiğinin kabulü mümkün görülmediğinden hakkında beraat kararı verilmesi yerine mahkûmiyetine hükmedilmesi isabetsizdir.
Bunun yanında mahkemenin icraî davranışla görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğu yönündeki kabulüne göre;
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen ve adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince, ayrıca, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasından yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin sekizinci fıkrasına, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72 nci maddesi ile eklenen “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” şeklindeki hükmün ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceği, buna karşılık dava konusu somut olayda suç, bahse konu yasal değişiklikten önce işlendiğinden, yasal engel oluşturmayacağı gözetilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin aynı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarındaki şartlar gözetilmek suretiyle değerlendirilmesi gerekirken sanığın adli sicil kaydındaki Perşembe Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/27 Esas ve 2012/220 sayılı Kararına atıf yapılıp kasıtlı suçtan bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceği hususu da gerekçeler içerisinde gösterilerek 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasının uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Hükümden önce 28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasa’nın 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceğinin ihtarına hükmolunması,
Kanuna aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Perşembe Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.04.2015 tarihli ve 2014/207 Esas, 2015/173 sayılı Kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.02.2023 tarihinde karar verildi.