Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/2585 E. 2012/6582 K. 05.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2585
KARAR NO : 2012/6582
KARAR TARİHİ : 05.06.2012

MAHKEMESİ : AKÇADAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/05/2011
NUMARASI : 2008/276-2011/79
Yanlar arasında görülen tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 5.6.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat Y. S.geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen Dvl. M. K. T. vk. Avukat ile davalı asil O. D. gelmediler yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakan V.Ş.’in maliki olduğu 587 parsel sayılı taşınmazı davalı oğlu M.’e ve 589 parsel sayılı taşınmazını da diğer davalı oğlu N.’e 27.12.2001 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği, ayrıca aynı taşınmazları aynı tarihte noterde ölünceye kadar bakım akdi yapmak suretiyle de davalılara devrettiği, davacılar, temliki işlemlerin kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı biçimde gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açtıkları görülmektedir.
Mahkemece, satış işleminin ölünceye kadar bakım sözleşmesinden sonra yapıldığı gerçek iradenin bakım akti yapmak olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Ne varki, ölünceye kadar bakım akti yönünden temliki işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı olup olmadığı yönünde hükme yeterli inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Bilindiği üzere, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.5ll).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusuda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(B.K.m.5l4).Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(B.K.m.l8).Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince, satış işleminin gerçek iradeyi yansıtmadığı mahkemenin de kabulündedir. Ancak noterde düzenlenen ölünceye kadar bakım akti ile temlik işlemi yönünden ise yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde olaya bakıldığında, miras bırakana ait bir kısım taşınmazlara ait kayıtlar getirtilmiş ise de miras bırakanın taşınır, taşınmaz tüm mal varlığı açıkça belirlenmediği gibi mal varlığı içerisinde ölünceye kadar bakım aktine konu taşınmazların konumu ve değeri saptanmamış, değerler arasında orantılama yapılmamış, temlike konu taşınmazların makul ölçülerde olup olmadığı belirlenmemiş böylece murisin mirasçıdan mal kaçırma amacının bulunup bulunmadığının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulmamıştır.
Kabule görede, davanın reddine karar verildiği halde davacı tarafından yargılama aşamasında ikmal edilen harcın iadesine karar verilmemeside yerinde değildir. Ayrıca davalı yararına nispi avukatlık ücreti takdir edilmemesi isabetli değil ise de temyize gelenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma yapılarak miras bırakanın gerçek iradesinin tereddüde mahal bırakmayacak şekilde belirlenmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir..
Davacıların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 5.6.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.