YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/812
KARAR NO : 2012/3439
KARAR TARİHİ : 27.03.2012
MAHKEMESİ : İPSALA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/07/2011
NUMARASI : 2011/123-2011/192
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, eşi S.. I..’ın .. parsel sayılı taşınmazdaki ½ payını davalı torunu S.. I.’a bağış suretiyle temlik ettiğini, işlem tarihinde eşinin hukuki ehliyetten yoksun bulunduğunu ileri sürerek, tapunun iptaline ve eşi S.. I.. adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının eşi S.. I.’ın dava tarihi itibariyle fiil ehliyetine sahip olduğu, davacının aktif husumeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, temliki işlemi yapan S.. I..’ın dava tarihi itibariyle sağ ve fiil ehliyetine sahip olduğu, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Getirilen kayıt ve belgelerden; davaya konu 2166 parsel sayılı taşınmaz davacı Z.. I..’ın, dava dışı eşi S.. I.. adına kayıtlı iken ½ payının, 23.11.2010 tarihli resmi akitle torunu olan davalı S.. I..’a bağış yoluyla devredildiği anlaşılmaktadır.
Diğer yandan; vasi tayinine ilişkin İpsala Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/14-168 sayılı dosyasında, Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezince düzenlenen “S.. I..’a vasi tayininin gerekli olmadığını” bildirir 14.04.2010 tarihli sağlık kurulu raporuna istinaden davanın reddedildiği, yine İpsala Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/240 Esas sayılı dosyasında, Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nden alınan 24.08.2011 tarihli raporda “S.. I..’a vasi tayininin gerekli olmadığının” bildirildiği ve davanın reddine karar verildiği, davacı tarafça dosyaya ibraz edilen Keşan Devlet Hastanesi’nce düzenlenmiş 23.12.2009 tarihli raporda ise “ S.. I..’da demans bulgularının mevcut olduğu ve bu haliyle hukuki ehliyetinin bulunmadığının” bildirildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Yasanın “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edilebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girilebilmesi fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olma kabul edilmiş, “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmü getirilmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle vurgulanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına işaret edilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Yasanın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında, bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi çoğu zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda, hükme yeterli bir araştırma yapılmamış ve Adli Tıp Kurumundan rapor alınmamıştır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler ve yasa hükümleri çerçevesinde araştırma yapılarak davacının, dava dışı eşi S.. I..’ın akit tarihinde hukuki ehliyeti bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınması, ehliyetsizliğinin saptanması halinde kendisine tayin edilecek vasi aracılığıyla davanın sürdürülmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacının, temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü, (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.