Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2011/14555 E. 2012/3563 K. 28.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14555
KARAR NO : 2012/3563
KARAR TARİHİ : 28.03.2012

MAHKEMESİ : BURSA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/06/2007
NUMARASI : 2002/163-2007/261
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı, paydaşı olduğu 296 sayılı parseldeki evinin bir bölümünün 3290 ve 2859 sayılı Yasa uygulamaları sonucunda davalılar adına tescil edilen ..sayılı parselde kaldığını ileri sürerek, tapu iptali-tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, asıl davanın reddini savunmuşlar; birleştirilen davaları ile de, davacının taşkın inşaatı nedeniyle elatmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, davacının evinin yenileme çalışmasından sonra yapıldığı, iyiniyetten söz edilemeyeceği; öte yandan, evin yıkımının fahiş zarar doğuracağı, ancak birleştirilen davanın davacılarının tazminat ödemeye yanaşmadıkları gerekçeleriyle her iki davanın da reddine karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptali-tescil; birleştirilerek görülen dava, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Davacı, paydaşı olduğu 296 sayılı parseldeki evinin bir bölümünün 2981 ve 2859 sayılı Yasa uygulamaları sonucunda davalılar adına tescil edilen 44 sayılı parselde kaldığını ileri sürerek tapu iptali-tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar ise birleştirilen davaları ile, davacının taşkın inşaatı nedeniyle adlarına kayıtlı 44 sayılı parsele el atmanın önlenmesine ve taşkın yapının yıkımına karar verilmesini istemişlerdir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; taraflar, dava dışı pek çok kişi ile birlikte 296 sayılı ana kadastral parselde paydaş iken, 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasa’nın 10/b maddesi uyarınca 1991 yılında kadastro çalışması yapıldığı ve bu uygulamada davacının daha önceden yaptığı evinin bulunduğu bölümün davacı adına, eldeki davaya konu çekişmeli bölümün ise 22 parsel no’suyla davalılar adına 10.03.1994 tarihinde tescil edildikleri; daha sonra, 1999 yılında 2859 sayılı Yasa çerçevesinde yapılan yenileme çalışmasında da 22 sayılı parselin aynı sınırlarla 44 parsel no’sunu aldığı; davacının davaya dayanak yaptığı 82,38 m².lik 2 katlı evinin 70,38 m².sinin çekişmeli 44 sayılı parselde, 12 m².sinin ise dava dışı kişi adına kayıtlı 45 sayılı parselde kaldığı, ancak bu evin 10/b uygulaması yapılıp kesinleştikten ve taşınmazın davalılar adına tapuya tescil edildiği 10.03.1994’ten sonra kaçak olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacının evinin yenileme çalışmasından sonra yapıldığı, iyi niyetle hareket edilmediği; öte yandan, evin yıkımının fahiş zarar doğuracağı, birleştirilen davanın davacılarının tazminat ödemeye de yanaşmadıkları gerekçeleriyle her iki davanın da reddine karar verilmiştir.
Gerçekten de, davacının çekişmeye konu evini, 44 sayılı parselin davalı-birleştirilen davanın davacıları adlarına tescil edildikten, başka bir deyişle, 2981 ve 2859 sayılı Yasa uygulamalarından sonra inşa ettirdiği anlaşıldığına göre, asıl davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Asıl davanın davacısının temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Ne varki, birleştirilen dava bakımından verilen ret kararının isabetli olduğu söylenemez.
Hemen belirtilmelidir ki, asıl davanın davacısının davalı-birleştirilen davanın davacıları adına kayıtlı 44 sayılı parsele hukuken haklı ve geçerli bir nedene dayanmaksızın taşkın biçimde yapılanmak suretiyle el attığı saptandığından, birleştirilen davada ileri sürülen elatmanın önlenmesi isteğinin kabul edilmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, yıkımın fahiş zarar doğuracağı yönündeki değerlendirme de doğru değildir.
Bilindiği üzere; Yasa Koyucu taşkın yapılarda fahiş zarar kavramından söz etmemiş, sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla Türk Medeni Kanunu’nun 722, 723, 724. maddelerinde öngörülenlerden daha değişik ilkelere ihtiyaç duymuş bu nedenle 725. madde hükmünü getirmiştir. Anılan maddede, bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmının, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olacağı; böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malikin taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimsenin uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Görüleceği gibi, 725. maddenin uygulanabilmesini haklı gösterecek en önemli koşul, yapı malikinin iyiniyetli olmasıdır.
Somut olayda, davalılar adına kayıt oluştuktan sonra evini inşa ettiren davacının kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni gösterdiğini ve iyi niyetli bulunduğunu kabul etme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi yerine, yanılgılı değerlendirme sonucunda reddedilmesi isabetsizdir.
Birleştirilen davanın davacılarının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.