Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2020/2738 E. 2021/2748 K. 01.12.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2020/2738 E.  ,  2021/2748 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/2738
Karar No : 2021/2748

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

DİĞER DAVACI : … Federasyonu
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- …
2- … Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. …

İSTEMİN KONUSU :Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/12199, K:2019/7486 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 16/04/2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’le değişik Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nin (Yönetmeliğin adı “Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” iken, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesiyle belirtilen şekilde değiştirilmiştir) 6. maddesinin 2. ve 3. fıkralarının, 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Birden fazla birimi bulunan aile sağlığı merkezlerinde, aynı aile sağlığı merkezinde görev yapan diğer sözleşmeli aile hekimleri veya aile sağlığı elemanlarından görevlendirme yapılır. Ancak görevlendirme yapılacak sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı elemanı bulunmadığı takdirde” ibaresinin, 13. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan…” ibaresinin ve aynı fıkranın bütün bentlerinin, 14. maddesinin 3, 4, 5 ve 6. fıkralarının, 16. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin ve aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan “Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100’ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur. Ancak hormon ve ELISA tetkik giderleri bu orana dahil edilmez.” cümlelerinin, 17. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki “…toplam yıllık izin süresinin ilk yedi günlük kısmı için…” ibaresi ile 3. fıkrasında yer alan, “…iki aya kadar…” ibaresinin ve 6. fıkrasında yer alan “…bir yılda en fazla otuz gün olmak kaydıyla…” ibaresinin, Geçici 2. ve 4. maddelerinin ve Yönetmeliğin eki “Ek 2- Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli”nin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/12199, K:2019/7486 sayılı kararıyla;
Davacılardan Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu yönünden, dava konusu düzenlemelerin anılan Federasyon üyesi derneklere uygulanma olanağı bulunmadığından, iptallerini istemekte doğrudan menfaatinin bulunmadığı;
Diğer davacı …’in istemlerine gelindiğinde:
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrası yönünden;
Dava konusu düzenlemeden önce aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmenin süresi ve döneminin en fazla iki mali yıl olacağı yönünde düzenleme bulunmaktayken, dava konusu ile bütün aile hekimliği çalışanlarının sözleşme süresi ve döneminin iki mali yıl olarak belirlendiği ve böylece sözleşme süresi açısından birlik sağlandığı;
Dava konusu değişiklikle, aile hekimliği çalışanlarının uzun vadeli planlar yaparak aile sağlığı merkezine daha verimli yatırımlar yapabileceği, daha işe odaklı görev yapmalarının sağlanacağı, bürorasinin azalacağı ve böylece vatandaşların kesintisiz etkin ve verimli bir şekilde sağlık hizmetinden yararlanacakları göz önüne alındığında, kamu yararı ve hizmet gereklerinin gözetilmesi suretiyle yapılan düzenlemenin hukuka uygun olduğu;
Aynı maddenin 3. fıkrası yönünden;
Dava konusu düzenleme ile sözleşme süresi bitmeden naklen atanan aile hekiminin mevcut sözleşmesinin geçerli olup olmadığı (veya naklen atanan aile hekimiyle yeniden bir sözleşme imzalanıp imzalanmayacağı) yönündeki belirsizliğin giderildiği;
Hekimlerin, davalı idarece belirlenen ve ihtiyaç duyulan münhal yerlere kendi tercihleri doğrultusunda yerleştirilerek iki mali yılla sınırlı olmak üzere aile hekimliği sözleşmesi imzaladıkları ve Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nde aile hekimlerine, bu sözleşme süresi içerisinde yer değiştirme suretiyle atanma imkanı getirildiği;
Aile hekiminin kendi istemi doğrultusunda yer değiştirme suretiyle başka bir aile hekimliği birimine atanma hakkının bulunmasının mevcut sözleşmesinin şartlarına ve süresine herhangi bir etkisi bulunmadığı, bu nedenle, aile hekimlerinin imzaladıkları sözleşme süresi içinde başka bir aile hekimliği birimine atanmaları durumunda idarelerin yeni bir sözleşme imzalama gibi bir zorunlulukları bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı;
Öte yandan; aile hekimlerinin iki mali yıl ile sınırlı olmak üzere sözleşme imzalamaları ve söz konusu sözleşmelerinin kendi isteklerine istinaden yer değiştirme suretiyle atanmaları halinde de devam etmesi nedeniyle dava konusu düzenlemede iş güvencesine ve eşitlik ilkesine aykırı bir yön de bulunmadığı;
Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Birden fazla birimi bulunan aile sağlığı merkezlerinde, aynı aile sağlığı merkezinde görev yapan diğer sözleşmeli aile hekimleri veya aile sağlığı elemanlarından görevlendirme yapılır. Ancak görevlendirme yapılacak sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı elemanı bulunmadığı takdirde” ibaresi yönünden;
Aile hekimlerinin bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü oldukları;
Dava konusu Yönetmeliğin 17. maddesi uyarınca, geçici süre ile görev yapan aile hekimlerine bu görevlendirmeden dolayı ödemede bulunulduğu, yine aynı madde uyarınca, aile hekiminin aynı anda en fazla iki aile hekimliği biriminin sorumluluğunu üstlenebileceği düzenlemesine yer verilerek geçici süre ile görev yapacak olan aile hekiminin sorumluluğunun sınırının çizildiği de göz önüne alındığında, birden fazla birimi olan aile sağlığı merkezinde görev yapan aile hekiminin, izinli veya raporlu olması nedeniyle aile hekimliği hizmetini geçici olarak yerine getirememesi halinde, yerine koruyucu ve birinci basamak sağlık hizmetlerinde uzmanlaşmış başka bir aile hekiminin görevlendirilmesine ilişkin dava konusu düzenlemede, hizmet gereklerine ve hukuka aykırılık bulunmadığı;
Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan…” ibaresi yönünden;
Öncelikle, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinin 2. fıkrası ve bu fıkrada yer alan ”ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler” bölümünün iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 21/02/2008 tarih ve E:2005/10, K:2008/63 sayılı kararıyla anılan ibarelerde Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına karar verildiği, bu yönüyle sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle belirlenmesinde 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek;
Dava konusu düzenlemeden önce, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının sözleşmelerinin herhangi bir ihbar ve ikaza gerek duyulmadan sona erdirilebileceği düzenlemesine yer verilmekteyken dava konusu değişiklikle ilgililerin savunmasının alınmasının öngörüldüğü, böylece aile hekimliği çalışanlarının kendisine yöneltilen ve sözleşmenin feshini gerektiren fiilden haberdar olmalarının sağlandığı, dava konusu ibarede hukuka aykırı bir yön bulunmadığı;
Öte yandan; sözleşmesi feshedilen kişilere fesih işleminin tebliğ edileceğinin de kuşkusuz olduğu, davacının dava konusu ibare ile birlikte idarelerin fesih işlemini muhatabına bildirmeyeceğine ilişkin iddiasının yerinde olmadığı;
Ayrıca, dava konusu değişiklikten önce Yönetmelikte yer alan aynı yöndeki düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada, anılan ibare yönünden davanın reddi yolunda verilen kararın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 12/03/2018 tarih ve E:2015/2547, K:2018/867 sayılı kararıyla onandığı;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
Dava konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte 5258 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile aynı yönde düzenleme yapıldığı, ayrıca 05/12/2018 tarih ve 30616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7151 sayılı Kanun ile anılan maddede değişiklik yapılmış ise de her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısının belirlenmesi yönündeki hükmün devam ettiği;
Bu nedenle, davalı idarelerin her bir aile hekimi için asgari kayıtlı kişinin aralıksız iki aydan fazla binin altına düşmesi durumunda sözleşmelerinin feshedileceği yönünde iradelerinin bulunduğunun kabulü gerektiğinden, anılan maddenin yürürlükteki mevzuat hükümlerine ve hukukun genel ilkelerine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği;
Sağlık hakkının temel haklar arasında yer aldığı, bu hakkın korunması, iyileştirilmesi ve etkin hale getirilmesinde Devlete düşen yükümlülüklerin doğal sonucu olarak, bu alanda Devletin bir takım düzenlemeler yapma ve sınırlamalar getirme yetkisinin bulunduğu;
Sağlık hizmetlerinin idaresinde görevi, sorumluluğu ve yetkisi bulunan davalı Sağlık Bakanlığının gerçekleştireceği hizmetlerin başında, ülkemizde bulunan doktor ve sağlık elemanının sayısının kısıtlı olduğunu da göz önüne alarak, sağlık sektöründe kullanılan kaynakların dengeli ve adaletli bir şekilde dağıtılması geldiği, bu durumun vatandaşların sağlık hizmetinden eşit bir şekilde faydalanmalarına olanak sağlayacağı;
Sağlık hizmetinin aksatılmadan yürütülebilmesi ve yetersiz olan hekim kaynağının en verimli ve etkin şekilde kullanılabilmesi amacıyla aile hekimine kayıtlı kişi sayısının binin altına düşmesi durumunda; o yerde aile hekimliği hizmetinin ayrı birim açılarak sunulmasına ihtiyaç duyulmadığının anlaşılacağı;
Öte yandan, vatandaşların sağlık hizmetini alacakları hekimleri özgürce seçme haklarının bulunduğu, anılan madde ile vatandaşların daha kaliteli, etkili ve verimli sağlık hizmeti almalarının söz konusu olacağı;
Buna göre, Yönetmelik ile aile hekimliği sözleşmesinin feshine neden olan hususları belirleme yetkisine istinaden düzenlenen dava konusu bentte hizmet gereklerine ve hukuka aykırılık bulunmadığı;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden;
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesi belirtilerek;
Aile hekimliği hizmetlerinin Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olması nedeniyle, idari hizmet sözleşmesi ile aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılanların da Anayasanın 128. maddesinde ifade edilen “kamu görevlisi” olduğunun kabulü gerektiği;
Bu nedenle, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının da devlet memuru olmak için aranan ve dava konusu hükümde belirtilen şartları taşıması gerektiği, öte yandan, aile hekimliği hizmetinde görevlendirilenlerin öncelikle Devlet memuru olanlar arasından seçildiği, kamu dışında görev yapanların aile hekimliği hizmetinde görevlendirilmesinin ise istisnai olduğu, 5258 sayılı Kanun’da kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanlarının Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) şartları taşımasının gerekli olduğunun ifade edildiği göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemenin 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka uygun olduğu;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (c), (g) ve (ğ) bentleri yönünden;
Aile hekimliği çalışanlarının sözleşmelerinin feshedilebilmesi için, ilgili kişilere isnat edilen fiilleri işlediklerinin hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde açıkça ortaya konulması gerektiği, bu hususun da ilgililer hakkında tarafsız bir soruşturmacı tarafından yürütülecek, nesnel sonuçlara varılması için lehte ve aleyhte tüm delillerin toplanacağı ve bunlar esas alınarak varılacak hukuki sonucun bildirilerek ilgili kamu personeline kendini savunması için olanak sağlanacağı bir soruşturma ile mümkün olabileceği;
Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesinde, ilgililerin alınan savunmaları değerlendirilerek aile hekimliği sözleşmesinin feshedileceğinin belirtildiği, bu düzenlemeden hareketle, idarelerce, disiplin soruşturması sonucuna göre, ilgililerin savunmasının alınması suretiyle dava konusu düzenlemede belirtilen fiiller nedeniyle aile hekimlerinin ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshedilmelerine yönelik işlem tesis edileceği;
Öte yandan; aile hekimliği sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin işlemin, idari yargı denetimine açık olduğu;
Bu durumda, dava konusu düzenlemelerin 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka uygun olduğu;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (ç) bendi yönünden;
Kamu görevlisi statüsündeki aile hekimlerinin kamu hizmeti olan aile hekimliği hizmetlerini yürüttükleri göz önüne alındığında, devlet memurluğundan çıkarılmaları veya sözleşmelerinin feshedilmeleri halinde aile hekimliği hizmet sözleşmelerinin feshedileceğine yönelik dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu;
Dava konusu düzenlemenin, sadece kamuda görevli olan hekimlere yönelik olduğu, özel sektörde görev yapmakta iken aile hekimi olarak yerleştirilen tabipleri kapsamaması nedeniyle davacının anılan hükmün eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği yönündeki iddiasının yerinde görülmediği;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (d) bendi yönünden;
Çalışanın kadro ve pozisyonundan istifa etmesi halinde aile hekimliği sözleşmesinin feshedileceğini kurala bağlayan dava konusu düzenlemenin, kamudaki görevine istinaden sözleşme imzalayan hekimleri kapsadığı, özel sektörde görev yapmakta iken aile hekimliği sözleşmesi imzalayan tabipleri kapsamadığı, bu yönüyle bütün aile hekimlerinin Devlet memuru gibi değerlendirilmediği, statüleri farklı olan hekimler arasında farklı düzenleme ve uygulama yapılmasının ise, Anayasa’da ifade edilen eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmediği sonucuna varıldığından davacının bu yöndeki iddialarına itibar edilmediği;
5258 sayılı Kanun’un 3. maddesi incelendiğinde, aile hekimlerinin öncelikle kamuda görev yapan hekimler arasından görevlendirildiği, kamu kurum ve kuruluşları dışında görev yapan tabiplerin aile hekimliğine yerleştirilmelerinin istisnai olduğunun anlaşıldığı;
Aile hekimi istihdamında kamu kurumlarında görev yapan hekimler ile kamu kurumu dışındaki hekimlerin, farklı uygulamalara (kadro ve pozisyon sayısı vb.) tabi tutuldukları ve kamuda görev yapan hekimlerin aile hekimliği pozisyonuna yerleştirilmelerinde daha avantajlı konumda oldukları;
Bu nedenle kendi iradesiyle kamudaki kadrosuyla ilişiği kesilen hekimin, kamu dışından gelen aile hekimi gibi kabul edilerek aile hekimliği sözleşmesinin devam ettirilmemesinin hakkaniyete uygun olduğu, dava konusu düzenlemede hukuka ve 5258 sayılı Kanun’a aykırılık bulunmadığı;
Öte yandan; kamudaki görevinden ayrılması nedeniyle aile hekimliği sözleşmesi feshedilen hekimin, talebi halinde aile hekimliği mevzuatındaki prosedürlerin uygulanması suretiyle yeni bir aile hekimliği pozisyonuna atanmasının (aile hekimliği sözleşmesinin feshinden bir yıl sonra olmak şartıyla) da mümkün olduğu;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden;
Aile hekimliği hizmetinin kamu hizmeti olması nedeniyle kesintisiz bir şekilde yerine getirilmesi gerekliliğinin bir sonucu olarak kamu görevlisi olan aile hekiminin mücbir sebepler hariç özrü bulunmaksızın ve kesintisiz bir şekilde on gün göreve gelmemesi durumunda sözleşmesinin feshedileceğine yönelik dava konusu düzenlemede hukuka ve 5258 sayılı Kanun’a aykırılık bulunmadığı;
Davacı tarafından, aile hekiminin görevinin başında bulunmamasının nedeni sorulmadan sözleşmesinin feshedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de, düzenlemede yer alan fiilin işlendiğinin idare tarafından öğrenilmesi üzerine yapılan disiplin soruşturmasına istinaden savunmasının alınmasından sonra aile hekiminin sözleşmesinin feshedileceği göz önüne alındığında, davacının iddialarının yerinde görülmediği;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (f) ve (ı) bentleri yönünden;
Sağlık hakkının temel haklar arasında yer alması karşısında bu hakkın korunması, iyileştirilmesi ve etkin hale getirilmesinde Devlete düşen yükümlülüklerin doğal sonucu olarak bu alanda Devletin birtakım düzenlemeler yapma ve sınırlamalar getirme konusunda yetkisinin bulunduğu;
İki mali yıl için sözleşme imzalayan aile hekiminin, dava konusu bentlerde yer alan hususların ortaya çıkması durumunda uzunca bir süre aile hekimliği hizmetini yerine getiremeyeceği;
Dava konusu bentlerin aile hekiminin bakmakla yükümlü olduğu nüfusa verilen sağlık hizmetlerinde sürekliliğin sağlanması ve hizmetin aksamadan yürütülmesi amacıyla düzenlendiği, aile hekiminin uzun bir süre görevi başında bulunmamasının sözleşmeli çalışma usulü ve ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varıldığından, düzenlemelerin 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrasına, üst hukuk normlarına ve hizmet gereklerine uygun olduğu;
Öte yandan, 5258 sayılı Kanun uyarınca, kamu kurumunda görev yapmakta iken muvafakat verilerek aile hekimliği yapmasına olanak verilen tabiplerden Devlet memurluğu görevinin sona erdirilmesini gerektirir fiili olmayanların sözleşme feshi sonrasında tekrar memurluk görevlerine dönmelerinin mümkün olduğu;
Yine söz konusu bentlere dayanılarak tesis edilen aile hekimliği sözleşmelerinin feshine yönelik işlemlerin idare mahkemelerinde açılacak bir dava ile hukuki denetiminin yapılabileceği;
Ayrıca, dava konusu değişiklikten önce Yönetmelikte yer alan aynı yöndeki düzenlemelerin iptali istemiyle açılan davada, anılan ibare yönünden davanın reddi yolunda verilen kararın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 12/03/2018 tarih ve E:2015/1206, K:2018/869 sayılı kararıyla onandığı;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden;
657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (E) bendi belirtilerek;
Aile hekimlerinin sözleşmelerinin feshedilebilmeleri için, isnat edilen fiilleri işlediklerinin hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde açıkça ortaya konulabilmesi amacıyla usulüne uygun bir inceleme ve soruşturma yapılması, sonrasında ilgili personelce yapılan savunmanın değerlendirilmesi gerektiği;
Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesinde, ilgililerin alınan savunmaları değerlendirilerek aile hekimliği sözleşmelerinin feshedileceğinin belirtildiği;
Öte yandan usulüne uygun yapılan soruşturma sonucunda ilgili personelin dava konusu düzenlemede belirtilen fiilleri işlediğinin tespit edilmesi halinde aile hekimliği sözleşmesinin feshedilebileceğinin açık olduğu, dava konusu düzenlemede ayrıca söz konusu fiillerin işlediğine yönelik kesinleşmiş bir Mahkeme kararı aranmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve yine fesih işlemlerinin iptali istemiyle idare mahkemelerinde dava açılabileceği;
Aile hekimlerinin kamu görevlisi oldukları ve kamu hizmetini yerine getirdikleri dikkate alındığında Devlet memurlarının çıkarılmasına neden olan fiilleri işlemesi halinde sözleşmelerinin feshedileceğine yönelik dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu;
Yönetmeliğin 14. maddesinin 3, 4, 5 ve 6. fıkraları yönünden;
Öncelikle 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenebileceği kuralına yer verildiği ve anılan kuralın iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında istemin reddine karar verildiği, bu nedenle dava konusu maddedeki hususların yönetmelik ile düzenlenebileceği belirtilerek;
Dava konusu maddede, aile hekimlerinin meslekle ve etikle bağdaşmayan fillerinin bulunması durumunda sağlık hizmetlerinin önemi de dikkate alındığında bu fiillerin önlenebilmesi için belli bir yaptırım uygulanmasının öngörüldüğü, ihtar puanının sözleşme feshine neden olabilmesi için sözleşme dönemi içerisinde belli bir sayıya ulaşması gerektiği, bu durumun da aile hekiminin ihtara konu yasak fiilleri birden fazla kez ihlal etmesi ile mümkün olduğu;
Diğer taraftan ihtara konu fillin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinin ise ancak soruşturma ile mümkün olduğu, anılan maddede ilgililerin alınan savunmaları değerlendirilerek ihtar puanı verilebileceğinin belirtildiği, bu düzenlemeden hareketle, idarelerce, disiplin soruşturması sonucuna göre, ilgililerin savunmasının alınması suretiyle ihtarın uygulanabileceği ve yine ihtar puanlarına ilişkin işlemlere karşı idare mahkemelerinde dava açılabileceği;
Aile hekimliği hizmetlerinin, Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olduğu, hizmet sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini yürütmek üzere görevlendirilen aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının da kamu personeli statüsünde oldukları;
Bir sözleşme dönemi geçtikten sonra aile hekimliği sözleşmesi yenilenen hekimin kamu görevlisi statüsünün devam ettiği ve önemli bir kamu hizmeti olan sağlık hizmetini yerine getirdiği, aile hekimliği sözleşme dönemi içerisinde işlenilen ihtar konusu eylemin sonradan öğrenilmesi halinde anılan dönemde kurallara uyulmamasının cezasız kalacağı ve bunun da vatandaşların sağlık hizmetinden etkin ve verimli bir şekilde faydalanmalarını engelleyeceği göz önüne alındığında, aile hekimlerinin geçen sözleşme dönemi içerisinde işlediği fiillerin belli bir sayıya ulaşması nedeniyle mevcut sözleşmesinin feshi ve bu hekimle bir yıl boyunca aile hekimliği sözleşmesi imzalanmamasının hukuka ve hizmet gereklerine uygun olduğu;
Öte yandan; fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra idarelerin ihtar puanı verme yetkisinin zamanaşımına uğradığı, bu düzenlemeyle aile hekimlerinin sürekli ihtar puanı ile cezalandırma ve sözleşme feshi tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının engellendiği;
Dava konusu düzenlemeden önce gerekli işlemlere iki ay içerisinde başlanılmaması, gerekli işlemlerin altı içerisinde sonuçlandırılmaması veya fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde ceza verilmemesi durumlarında idarelerin ihtar puanı verme ve devamında sözleşmenin feshi yetkisi zamanaşımına uğramaktayken, dava konusu düzenleme ile iki yıl süre içerisinde ihtar verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağının kurala bağlandığı;
Dava konusu maddenin 6. fıkrasında, gerekli işlemlere iki ay içerisinde başlanılması ve takip eden altı ay içerisinde işlemlerin sonuçlandırılması gerekliliği belirtilmekle birlikte idarelerin, bu işlemleri belli bir süre içinde sonuçlandırılması yönünde bir kural getirilmediği ancak bu hususun da yıllar içerisinde aile hekimliği uygulamalarında, ihtara esas teşkil eden fiilin ayrıntılı bir araştırma ve incelemenin gerekmesi nedeniyle anılan süreler içerisinde sonuçlandırılamadığının veya eksik bir inceleme ve araştırma yapılması suretiyle işlem tesisine gidilebildiğinin anlaşılmasından kaynaklandığı;
Buna göre aile hekimliği sözleşmesinin niteliği de dikkate alındığında, anılan düzenlemede 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırılık bulunmadığı;
Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi yönünden;
Dava konusu düzenlemede aile hekimine gezici sağlık hizmeti için yapılacak ödemelerde hem mesafe, hem de aile hekimine kayıtlı vatandaşların sayısının dikkate alındığı, 5258 sayılı Kanun çerçevesinde aile hekimine yönelik yapılacak ödeme tutarlarını yönetmelikle belirleme hususunda davalı idarelerin yetkilerinin bulunduğu, düzenlemenin hukuka ve 5258 sayılı Kanun’a uygun olduğu;
Aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan “Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100’ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur. Ancak hormon ve ELISA tetkik giderleri bu orana dahil edilmez.” ibareleri yönünden;
Dava konusu ibareler incelendiğinde, aile hekiminin tanı, teşhis ve tedavi etme, bir başka deyişle hekimlik görevini icra etmesini engeller nitelikte olmadığı, bütçenin sınırsız olmadığı da dikkate alınarak aile hekimine tetkik ve sarf malzemelerine ödenen makul ücretin aşılması durumunda bunun nedenlerinin araştırılması ve bu araştırma sonucunda gerekli tedbirlerin alınması amacını taşıdığı, 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, dava konusu maddede belirtilen hususlara yönelik olarak idarelerin düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı;
Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “…toplam yıllık izin süresinin ilk yedi günlük kısmı için…” ibaresi ile 3. fıkrasında yer alan “…iki aya kadar…” ibaresi ve 6. fıkrasında yer alan “…bir yılda en fazla otuz gün olmak kaydıyla…” ibareleri yönünden;
Dava konusu maddenin, geçici aile hekimlerine yapılacak ödemelere ilişkin olduğu, izin hakkına yönelik olmadığı, bu bağlamda aile hekimlerinin dinlenme hakkının ihlal edildiğinden bahsedilemeyeceği, dava konusu düzenlemeden önce bir aile hekimi izinli veya raporlu olduğunda, başka bir aile hekimi ile anlaşamaması halinde tek birimli aile sağlığı merkezi ile birden fazla birimi olan aile sağlığı merkezi arasında herhangi bir farklılık olmaksızın ilgili hekimin ücretinden kesintiye gidildiği, yeni düzenlemede ise tek birimli aile sağlığı merkezlerindeki aile hekimlerinin başka bir aile hekimi ile anlaşmalarının zor olduğunun anlaşılması nedeniyle anılan yerlerde çalışan hekimler yönünden pozitif uygulama yapılarak herhangi bir kişi yerine vekalet etmese bile toplam yıllık izin süresinin ilk yedi günlük kısmı için ödemelerin tamamını aldıkları;
Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının, iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmeyle ücret karşılığı çalıştıkları ve sözleşmeli olarak çalışmanın sağlayacağı olanakları tercih ettikleri, ancak bu görevleri yerine getirmek istememeleri halinde, sözleşmelerini sona erdirme ve/veya sözleşmenin süresinin sona ermesi üzerine yenilememenin de kendi iradelerine bağlı olduğu;
Dava konusu düzenlemelerde, gerek aile hekimlerinin izinli veya raporlu oldukları dönemde, gerekse sağlık hizmetinin ifası amacıyla yurt dışında iki aya kadar olan görevlendirmelerde veya eğitim için yapılan görevlendirmelerde aile hekimlerine temel ücretin ödendiği, anılan düzenlemelerin uygulanmasına yönelik işlemlere karşı idare mahkemesinde dava açılabileceği, davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını belirleme yetkilerinin bulunduğu göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemelerin 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka uygun olduğu;
Yönetmeliğin Geçici 2. maddesi yönünden;
Dava konusu maddenin geçiş düzenlemesi niteliğinde olduğu, aile hekimliği sözleşmelerinin iki mali yıl ile sınırlı olduğu da göz önüne alındığında, dava konusu maddeyle aile hekimliği çalışanlarına ödenen ücretlerin hesabında yapılan değişiklerden önce, entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde ya da nüfus ve coğrafi yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde sözleşmeli olarak çalışan aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının haklarının, Yönetmelik değişikliği ile yapılan hesaplamaya eşitleninceye kadar korunduğu;
Öte yandan; davacı tarafından, dava konusu düzenlemenin eskiden anılan yerlerde görev yapan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarıyla yeni sözleşme imzalayanlar arasında ücret farklılaşmasına yol açması nedeniyle eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia edilmekte ise de; Anayasa’nın 10. maddesinde ifadesine bulan eşitlik ilkesinin, aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı kurala bağlı tutulmalarını gerektirdiği, Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı gibi, kanun önünde eşitlik ilkesinin, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmediği, birbirleriyle aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanmasını ifade ettiği, bu şekilde bazı kişilere ayrıcalık tanınmasının engellediği, bu bağlamda, daha önceki şartlara ve mevzuata göre sözleşme imzalayanlar ile sözleşme serbestisi çerçevesinde yeni şartları kabul ederek sözleşme imzalayanlar arasında belli bir süre ile farklı hesaplama yöntemine bağlı olarak ücret farklılaştırmasının bulunmasının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmadığı;
Bu durumda, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı;
Yönetmeliğin Geçici 4. maddesi yönünden;
Kamu görevlisi olan aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının izinlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği ve dava konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte 5258 sayılı Kanun’da aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının izinlerine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı göz önüne alındığında, anılan personelin izinlerine yönelik düzenlemelerin yer aldığı dava konusu maddede hukuka uyarlık bulunmadığı;
Yönetmeliğin eki “Ek 2- Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli” yönünden;
Öncelikle 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenebileceği kuralına yer verildiği ve anılan kuralın iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında istemin reddine karar verildiği, bu nedenle dava konusu Cetvel’deki hususların yönetmelik ile düzenlenebileceği belirtilerek;
5258 sayılı Kanun’da, aile hekimi ve aile sağlığı elemanı tanımlarına yer verilerek;
Aile hekimliği çalışanlarının kendisine kayıtlı kişileri tanıması, onların sağlık durumları hakkında kapsamlı bilgiye sahip olması ve sahip olduğu bu bilgiler çerçevesinde görev ve sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmeleri suretiyle vatandaşların sağlık hizmetini daha etkin ve verimli bir şekilde almalarının sağlanması aile hekimliği sisteminin temel amaçları arasında yer aldığı;
Diğer taraftan, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının, iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmeyle ücret karşılığı çalıştıkları ve sözleşmeli olarak çalışmanın sağlayacağı olanakları tercih ettikleri, bu kişiler, sağlık idaresi ile imzaladıkları sözleşmelerde aile hekimliği mevzuatı uyarınca taraflarına verilen görevleri yerine getirecekleri taahhüdünde bulunduklarından, ilgili mevzuat uyarınca verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü oldukları;
Dava konusu Cetvel’de yer alan maddeler incelendiğinde, birinci basamak sağlık hizmetleri ve koruyucu sağlık hizmetlerinin vatandaşlara en iyi ve verimli şekilde verilmesine yönelik kuralların ihlali durumlarında aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının fiilin ağırlığına göre artan sayıda ihtar puanı verildiği görüldüğünden, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu;
İhtar puanlarının verilebilmesi için anılan personelin söz konusu ihtar puanına ilişkin fiili işlediğinin soruşturma ile tespit edilmesi gerektiği, nitekim davalı idarelerce de bu şeklide inceleme ve soruşturma sonrasında işlem yapılacağının belirtildiği, ayrıca ihtar puanlarına ilişkin işlemlerin yargı denetimine açık olduğu;
Aile hekimliği çalışanlarına bir sözleşme döneminde verilen ihtar puanlarının yüz puana ulaşması halinde ilgililerin sözleşmelerinin vali tarafından feshedileceğine yönelik dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinde yer alan ‘yüz’ ifadesinin 26/02/2016 tarih ve 29636 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile ‘iki yüz’ olarak değiştirildiği;
Davacı tarafından; dava konusu Cetvel’in 2. ve 3. satırında yer alan fiillerin; soyut ve muallak olduğu, ileri sürülmekte ise de; idarelerin hukuka aykırı uygulamalarına karşı idare mahkemesinde dava açılabileceği göz önüne alındığında anılan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı;
Dava konusu Cetvel’in 7. satırında yer alan “Görevleri ile ilgili kayıtları düzenli tutmamak veya müdürlük ya da Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna bildirmemek” fiili yönünden; Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nin 30. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle açılan davada Dairelerince davanın reddine karar verildiği, 5258 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca aile hekimlerinin görevleri ile ilgili kayıt tutma yükümlülüğünün bulunduğu;
Sağlık hizmetinin yürütülmesi konusunda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan davalı idarelerden Sağlık Bakanlığının, aile hekimince elektronik ve yazılı ortamda verilen bilgilerden de haraketle bir istatistik hazırladığı ve bu istatistiklerden yola çıkarak, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan, kronik hastalıklar ve kanser ile çocuk, yaşlı, engelli gibi risk gruplarıyla ilgili olarak izleme, sürveyans, inceleme, araştırma, bağışıklama ve kontrol çalışmaları yapma, yaşam kalitesini yükseltecek alışkanlıkları kazandırarak toplumdaki tüm bireylerin sağlığını geliştirme, hatalı beslenme alışkanlıkları, obezite, sigara ve benzeri zararlı maddelerin yol açtığı sağlık riskleri ve tehditleri ile mücadele etmek gibi görevleri yerine getirdiği açık olduğundan, aile hekiminin yerine getirmiş oldukları sağlık hizmetlerine yönelik kayıtların aile hekiminden istenilmesinin hizmetin gereği olduğu;
Öte yandan, aile hekimlerinin kendisine kayıtlı vatandaşlara yaptığı hizmetlerin ve anılan kişilerin geçirmiş olduğu hastalıkların kayıt altına almaları suretiyle koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak hizmetlerini en iyi ve verimli şekilde yerine getireceği;
Dava konusu Cetvel’in 32. satırında yer alan “Mesai dışı hizmet ve/veya nöbete mazeretsiz gelmemek” fiili yönünden; 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesinin 5. fıkrası ile anılan fıkrada atıfta bulunulan 657 sayılı Kanun’un ek 33. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 03/10/2013 tarih ve E:2012/103, K:2013/105 ve 05/03/2015 tarih ve E:2015/17, K:2015/20 sayılı kararları belirtilerek; anılan hükümler ile aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına mesai saatleri dışında yataklı tedavi kurumları, seyyar hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve 112 acil sağlık hizmetlerinde belli şartların varlığı halinde mesai saatleri dışında nöbet tutma yükümlülüğü getirildiği, bu yükümlülüğün 5258 sayılı Kanun’a 12/07/2012 tarihinde getirildiği, bu nedenle, davalı idareler tarafından, uygulamada karşılaşılan sorunlar da göz önüne alınarak ihtara neden olan durumların belirlendiği ve dava konusu Cetvel’de mesai dışında nöbet görevinin yerine getirilmemesi ile ilgili özel bir düzenleme yapılması ihtiyacının doğduğu, bu bağlamda, dava konusu fiilim 5258 Kanun’da aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına verilen yeni bir görevin yerine getirilmemesinin müeyyidesinin tanımlanmasına yönelik olduğu;
Diğer taraftan; Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nin 10. maddesinin 5. fıkrasında, aile hekimlerinin mesai saatleri dışında acil sağlık hizmetleri ile adli tıp hizmetlerinde görevlendirilebileceğinin belirtildiği, başka mevzuatlarda aile hekimlerine mesai dışı hizmet ve/veya nöbet görevi verildiği/ verilebileceği anlaşıldığından, anılan bu düzenlemeler gereğince verilen görevlerin yapılmamasının ihtar puanına konu edilebileceği;
Mesai saatleri dışında hizmetin ve/veya nöbet görevinin yerine getirilmemesinden dolayı aile hekimliği çalışanlarına ihtar puanı verilmesi durumunda aynı eylem nedeniyle dava konusu Cetvel’de yer alan “Mevzuatla verilen diğer görevleri yapmamak” fiilinden dolayı ayrıca ihtar puanı verilemeyeceğinin açık olduğu; kaldı ki böyle bir uygulama yapılması durumunda işlemin dava konusu edilebileceği;
Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının nöbet yükümlülüklerini yerine getirmemeleri sonucunda sağlık hizmetlerinden kesintisiz, etkin ve verimli bir şekilde yararlanamamaları nedeniyle vatandaşların yaşam haklarının tehlikeye gireceği, bu nedenle bu fiile ihtar yaptırımı öngörülmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı;
Dava konusu Cetvel’de meslekle ve etikle bağdaşmayan ve aile hekimliği hizmetlerini olumsuz yönde etkileyecek durumlarda çalışanların hangi hallerde ihtar edileceğini ve bunlara uygulanacak ihtar puanlarının belirlendiği anlaşıldığında, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile 5258 sayılı Kanun’a uygun olduğu gerekçesiyle;
-Davacılardan Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu açısından davanın ehliyet yönünden reddine,
-Dava konusu Yönetmeliğin Geçici 4. maddesinin iptaline,
-Dava konusu diğer kısımlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılardan … tarafından, birçok aile hekiminin bir mali yıl süren sözleşmeler imzaladıkları, bu kişiler açısından uygulamanın geriye götürüldüğü ve kazanılmış haklarının ihlal edildiği, yeni bir birime yerleşen aile hekimi ile yeni bir sözleşme imzalanması gerektiği, bu hususun özellikle disipline ilişkin kuralların uygulanmasında önem arz ettiği, aile hekiminin izinli veya raporlu olduğu süreçte aynı aile sağlığı merkezinde görev yapan aile hekiminin görevlendirilmesi halinde bu hekimin kendisine kayıtlı kişilerle birlikte diğer aile hekimine kayıtlı kişilere de sağlık hizmeti sunmak zorunda kalacağı, bu durumun ise kişi sayısının artması nedeniyle hizmetin sunulmasının güçleştireceği, aile hekiminin sözleşmesinin ihbar veya ikaza gerek olmadan sona erdirilmesinin iş güvenliğini olumsuz etkileyeceği ve idarenin işlemlerinin belirlenebilir olması ilkesine aykırı olduğu, kamu görevlileri hakkında disiplin hükümlerinin kanun ile düzenlenmesi gerektiği, ihtar puanı verme zamanaşımının artırılmasının hukuka aykırı olduğu, gezici sağlık hizmeti giderlerinin düşürülmesi ve yapılan tetkik bedellerine ilişkin düzenlemelerin aile hekimlerinin yaptıkları işlemlerin sorgulanmasına yol açarak üzerlerinde baskı unsuru olacağı, yıllık izin sürelerindeki ücret kısıtlaması nedeniyle dinlenme haklarının ihlal edildiği, ücretteki kesintilerin hakkaniyete ve angarya yasağına aykırı olduğu, yeni düzenlemelerin ertelenmemesi, tüm hekimlere uygulanması gerektiği, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nda yer verilmeyen disiplin prosedürünün dava konusu Cetvel ile belirlenemeyeceği, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay İkinci Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının temyize konu kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacılardan …’in temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen reddine, kısmen ehliyet yönünden reddine, kısmen dava konusu düzenleyici işlemin iptaline ilişkin Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/12199, K:2019/7486 sayılı kararının temyize konu davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 01/12/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Dava; 24/12/2010 tarih ve 2010/1237 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nde 16/04/2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile yapılan bazı değişikliklerin iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu 24/12/2010 tarih ve 2010/1237 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nin, 30/06/2021 tarih ve 31527 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 29/06/2021 tarih ve 4198 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe giren Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 28. maddesinin 1. fıkrası ile yürürlükten kaldırıldığı ve herhangi bir uygulama işleminin de dava konusu edilmediği anlaşıldığından, davaya konu edilen Yönetmelik maddelerinin uygulanma imkanı kalmamıştır.
Açıklanan nedenle, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden Daire kararının temyize konu davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz.