Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6884 E. , 2021/5864 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/6884
Karar No : 2021/5864
TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) : …’a velayeten kendisine asaleten
…VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı / …
(Mülga …Kurumu)
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. … Hukuk Müşaviri Av. …
İSTEMİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; daha önce kalp ameliyatı geçirmiş olan yakınları ……’ın göğüs ağrısı şikayetiyle Nusaybin Devlet Hastanesine ilk müracaatında herhangi bir müdahalede bulunulmaksızın taburcu edilmesi, ertesi günkü ikinci müracaatında yeterli donanım ve EKO (ekokardiyografi) olmadığı söylenerek ambulans ve sağlık memuru verilmeksizin Mardin Devlet Hastanesine sevk edilmesi, kendi imkanlarıyla vardıkları Mardin Devlet Hastanesinde ise gerekli müdahalenin yerinde ve zamanında yapılmaması sonucu kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık her bir davacı için ayrı ayrı 10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 220.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan …tarih ve …sayılı raporda, hastaneye müracaatlarında kişinin muayenesinin, gerekli tetkiklerinin ve konsültasyonların yapıldığı, tanıya uygun tedavi uygulandığı, klinik bulgularının düzelmesi üzerine taburcu edilmesinin doğru olduğu, kişinin Nusaybin Devlet Hastanesinden ambulansla sevkini gerektirecek klinik durumun olmadığı, Mardin Devlet Hastanesinde gerekli muayene ve tetkiklerinin, tanıya uygun takip ve tedavinin yapıldığı, olayda idareye atfı kabil bir kusur bulunmadığı yolunda görüş bildirildiğinden, zarar ile idarenin eylemi arasındaki illiyet bağının herhangi bir tereddüde mahal bırakmayacak açıklıkta ve netlikte olmadığı, bu nedenle davalı idarenin doğduğu iddia edilen zarardan sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmadığı, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının 20/01/2014 tarihinde göğüs ağrısı şikayetiyle Nusaybin Devlet Hastanesine başvurduğu, tedaviyi yürüten göğüs hastalıkları uzmanına hastanın daha evvel kalp krizi geçirdiği, durumunun ağır olduğu bilgisinin verildiği, yatarak tedavi talep edildiği ancak yatış verilmediği, gerekli acil müdahalelerin yapılmadığı, eve gönderildikleri, ertesi gün aynı hastaneye yeniden başvurdukları, hastanede yeterli donanım ve EKO olmadığı söylenerek hastayı Mardin Devlet Hastanesine sevk ettikleri, sevk için ambulans istemelerine rağmen bu isteklerinin kabul edilmediği, kendi imkanları ile hastayı Mardin Devlet Hastanesine götürdükleri, bu hastanede de EKO yapıldıktan sonra hastanın beş saat acil serviste bekletildiği, saat 17.00 civarında yoğun bakıma alındığı, aynı gün saat 22.00 civarında kalp krizi geçirerek vefat ettiği bilgisini aldıkları, Nusaybin Devlet Hastanesinde hastanın hastaneye yatırılmayarak eve gönderilmesinin, ikinci gün ambulans verilmeden sevk edilmesinin ve hastanede EKO ve EKG cihazı bulunmamasının, hastanenin küçük olması sebebiyle yatış yapılmamasının, Mardin Devlet Hastanesinde ise hastanın acil serviste uzun süre bekletilmesinin hizmet kusuru olduğu, ayrıca hastanın Nusaybin Devlet Hastanesine 17/01/2014 tarihindeki yatışında kalp ve solunum yetmezliği teşhisinin konulduğu, bu yatışında hastanın göğüs hastalıkları ve kardiyoloji uzmanları tarafından takip ve tedavi edilmesi gerekirken, iç hastalıkları uzmanı tarafından tedavisinin yapıldığı ve hatalı bir şekilde KOAH atağı tanısı konulduğu, göğsündeki ağrı şikayetinin kayıtlara geçirilmediği, anılan hastanede yoğun bakım servisinde tedavisine devam edilmesi ve EKO ve EKG (elektrokardiyografi) çekilmesi gerekirken taburcu edilmiş olması sebebiyle de davalı idarenin kusurlu olduğu, Mahkemece Adli Tıp Kurumundan alınan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı, iddia ettikleri hususların olaya etkisini ortaya koyacak şekilde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiinde olan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığı’nın hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre;
Davacıların yakını 1945 doğumlu … göğüs ağrısı, halsizlik ve nefes darlığı şikayetleri ile 09/10/2012 tarihinde Özel …Hastanesine başvurmuş, akut koroner sendrom ön tanısı ile koroner yoğun bakım ünitesine yatırılarak koroner anjiyografi yapılmış, KAH (kroner arter hastalığı) tanısı konulması üzerine 10/10/2012 tarihinde koroner arter by-pass ameliyatı yapılmış, 23/10/2012 tarihinde taburcu edilmiştir.
Daha sonra hasta, 17/01/2014 tarihinde nefes darlığı, öksürük ve ateş şikayetleri ile Nusaybin Devlet Hastanesine başvurmuş, KOAH (kronik obstrüktif akciğer hastalığı) akut alevlenme ön tanısı ile yoğun bakım servisine yatırılmış, medikal tedavi sonrası 20/01/2014 tarihinde taburcu edilmiştir. 22/01/2014 tarihinde anılan hastanenin göğüs hastalıkları polikliniğine engelli sağlık kurulu raporu alabilmek amacıyla başvuran hastanın, yapılan muayenede “oskültasyon solunum sesi kaba, expiryum uzun, zorlu” olduğu tespit edilmiş, kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanısı ile akciğer grafisi çekilmiş, solunum fonksiyon testi yapılmıştır. Hastane kayıtlarında bu başvurusunda hastada “KOAH düşünüldüğü, yatış önerildiği, hastanın kabul etmediği” notu yer almaktadır.
Mardin Devlet Hastanesinin 23/01/2014 giriş, 24/01/2014 çıkış tarihli epikriz raporuna göre, hastanın nefes darlığı şikayeti ile anılan hastaneye başvurduğu, kalp yetmezliği ve solunum yetmezliği tanıları ile saat 17.48’de hastaneye yatırıldığı, kardiyoloji ve koroner yoğun bakım bölümlerinde takip edildiği, takiplerinde kardiyak arrest gelişen hastanın 24/01/2014 tarihinde saat 22.30’da vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Yakınlarının vefatı üzerine davacılar tarafından, …İdare Mahkemesinde davalı idare aleyhine açılan tazminat davasında anılan Mahkemenin …tarih ve E…., K….sayılı kararı ile dava dilekçesinin merciine tevdiine karar verilmiş, kararın idareye tebliğinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerinde bakılan dava açılmıştır.
Mahkemece, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan …tarih ve …sayılı raporda; “…kişinin ölümünün kalp damar hastalığı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, … adli dosyada mevcut tıbbi belgelerde, belirtilen tarihlerde hastaneye müracaatlarında kişinin muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin yapıldığı, gerekli konsültasyonların yapıldığı, tanıya uygun tedavilerinin yapıldığı, klinik bulgularının düzelmesi üzerine taburcu edilmesinin doğru olduğu, Nusaybin Devlet Hastanesinde ambulansla sevkini gerektirecek bir klinik durumun olmadığı, Mardin Devlet Hastanesinde gerekli muayene ve tetkiklerinin yapıldığı, tanıya uygun takip ve tedavinin yapıldığı cihetle kişinin muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere, yardımcı sağlık personeline ve idareye atf-ı kabil kusurun bulunmadığı” yönünde görüş verilmiştir.
Mahkeme tarafından, Adli Tıp Kurumu’ndan alınan rapor doğrultusunda zarar ile idari eylem arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenen Adli Tıp Kurumuna ilişkin olarak Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; “İhtisas Dairelerinin Görevleri” başlıklı 17. maddesinin (g) bendinde, Sekizinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; davacılar yakınının 2012 yılında kalp rahatsızlığı nedeniyle bir takım cerrahi girişimler geçirdiği, hastalık öyküsünde kalp-damar rahatsızlığı ve akciğer rahatsızlığı bulunduğu, evde fenalaşması üzerine 17/01/2014 tarihinde ateş, nefes darlığı, öksürük şikayetleri ile Nusaybin Devlet Hastanesi Acil Servisine başvurduğu, burda söz konusu şikayetlerine yönelik olarak göğüs hastalıkları ve kalp ve damar cerrahisi uzmanı ya da kardiyoloji uzmanından konsültasyon istenmediği, sürecin iç hastalıkları uzmanınca yürütüldüğü, yapılan muayene ve tetkikler neticesinde genel durum bozukluğu, üre, kreatin yüksekliği, oksijen satürasyonunun düşük olması nedeniyle KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) atağı ön tanısı ile yoğun bakım servisine yatırıldığı, KOAH dışında öyküsünde kalp hastalığı da olan hastanın bu hastalığına yönelik tetkiklerin ve konsültasyonların yapıldığına dair dosyada belge olmadığı (EKO, EKG, kalp enzim tetkikleri), yoğun bakımda nefes darlığının düzeltilmesine yönelik aksef 750 mg , hidrasyon, oksijen ve genel destek tedavisi yapıldığı ve 20/01/2014 tarihinde taburcu edildiği, 22/01/2014 tarihinde engelli sağlık raporu alabilmek amacıyla aynı hastaneye hasta tarafından müracaat edildiği, sağlık kurulu tarafından KOAH açısından özür durumunun belirlenmesi açısından göğüs hastalıkları polikliniğine giriş yapılmak üzere yönlendirildiği, göğüs hastalıkları ve tüberküloz uzmanı Dr. M. K. tarafından muayene edildiği, öyküsü alındığı, muayenede, oskültasyonda solunum sesi kaba, expiryum uzun ve zorlu olduğu, özrünün belirlenmesi açısından solunum fonksiyon testi gerekli olduğundan solunum fonksiyon testi ve akciğer grafisi tetkiklerinin istendiği, solunum fonksiyon testine uyum gösteremeyen hastanın özür durumu belirlenemediğinden özür durumu tespiti için yatarak takibi önerildiği, hastanın yatışı kabul etmemesi üzerine KOAH özür değerlendirmesinde Kronik Kor Pulmonale (KKP) açısından yol gösterici olabilecek Ekokardiyografi önerildiği, hasta yakını tarafından 23/01/2014 tarihi saat:12.44’te SABİM’e yapılan şikayet başvurusunda da hastanın ciğerlerinden ve göğsünden hasta olması nedeniyle engelli raporu almak için 22/01/2014 tarihinde Mardin Nusaybin Devlet Hastanesi göğüs hastalıkları polikliniğine başvurulduğu, hastanın EKG çektirmesi gerektiğinden ve hastanede bu cihaz olmadığından Mardin Devlet Hastanesine götürülmesi gerektiğinin bildirildiği, hasta yakınlarınca ambulans ile götürülmesinin talep edildiği, ancak ilgili hekimce hastanın genel durumumun orta, şuurunun açık ve koopere olması sebebiyle mevcut haliyle ambulans gereksinimi olmadığının söylenmesi üzerine kendi imkanlarıyla Mardin Devlet Hastanesi’ne başvurulduğunun bildirildiği, 23/01/2014 tarihinde kalp ve solunum yetmezliği tanısıyla Mardin Devlet Hastanesine başvuran hastanın Koroner Yoğun Bakım Servisine yatırıldığı, takiplerinde C02 yükselmesi ve solunumunun yüzeyleşmesi üzerine entübe edildiği, kardiyak arrest olan hastaya CPR başlandığı, yanıt alınamayınca 24/01/2014 tarihinde saat 22:30’da vefat ettiği, davacının ölüm nedeninin kalp-damar rahatsızlığı ve gelişen komplikasyonları olarak belirtilmesine rağmen Mahkeme tarafından hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun göğüs hastalıkları uzmanı, kalp ve damar cerrahisi uzmanı ve kardiyoloji uzmanının katılımı olmadan düzenlendiği görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için; ilk başvurusunda nefes darlığı olan ve yapılan muayenede, üre, kreatin yüksekliği, oksijen satürasyon düşüklüğü olduğu tespit edildiğinden genel durumu bozuk olan hastanın hastalık öyküsünde kalp hastalığı ve akciğer hastalığı (KAH, KOAH) olmasına rağmen, sadece iç hastalıkları uzmanınca muayene edilerek KOAH atağı ön tanısına yönelik tetkik ve tedavi uygulanmasının doğru bir yaklaşım olup olmadığı, dört gün boyunca yoğun bakımda kaldığı göz önüne alınınca bu süreçte göğüs hastalıkları ve kalp ve damar cerrahisi uzmanı ya da kardiyoloji uzmanından konsültasyon ve kalp hastalığının teşhisine yönelik tanı koymada belirleyici tetkik olarak EKG, EKO, kalp enzimi tetkiklerinin istenmesinin gerekip gerekmediği, istenmemesinin eksiklik olup olmadığı, yatışından itibaren dört gün sonra taburcu edilmesinin yerinde olup olmadığı, engelli raporu almak için yapılan ikinci başvuru esnasında göğüs hastalıkları uzmanının yaklaşımında ve yaptığı uygulamalarda eksiklik olup olmadığı, EKG önerilmesine rağmen hastanede yapılmama nedenleri, tetkik yapacak cihazların olmamasından kaynaklı bir eksiklik olup olmadığı, engelli raporu almak için yapılan başvuruda klinik durumu da değerlendirilerek hekim tarafından yatarak tedavi önerildiği ve hasta tarafından kabul edilmediği tıbbi belgelerden anlaşıldığından, hastanede yatarak tedavi olmasının zorunlu olup olmadığı, zorunlu ise hastanın kabul etmemesinin sonuca etkisi, tüm bunların KOAH hastalığı da mevcut bulunan kişinin ölümüne etkisinin ne oranda olduğu hususlarının konuyla ilgili uzman hekimlerin (kalp ve damar cerrahisi uzmanı, kardiyoloji uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı) katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan Mardin Devlet Hastanesi ve Nusaybin Devlet Hastanesinde yapılan tıbbi uygulamaların yerinde olup olmadığı yönünden açıklamalı ve gerekçeli yeni bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının ortaya konulması suretiyle Mahkemece belirlenmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir
Öte yandan, davacılar tarafından, Nusaybin Devlet Hastanesinde (bu hastaneye ilk başvuru tarihi olan 17/01/2014 tarihi ile Mardin Devlet Hastanesine yönlendirildiği 23/01/2014 tarihi arasında) EKG, EKO cihazlarının bulunmaması nedeniyle bu tetkiklerin yapılamadığı iddia edildiğinden, söz konusu tetkiklerin belirtilen tarihlerde yapılıp yapılmadığı, cihazlar olmadığından söz konusu tetkiklerin yapılmasını teminen hastaların başka hastanelere sevk edilip edilmediği hususlarının da Mahkemece araştırılarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek, davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen, davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın …. İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.