Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6843 E. , 2021/5896 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/6843
Karar No : 2021/5896
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : 1- Kendi adına asaleten, …,
…, …, …, …, … …’a velayeten …
2- …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Üniversitesi Rektörlüğü / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’un Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniğinde gördüğü tedavi ve ameliyat sonucunda 02/03/2014 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin Dicle Üniversitesi Rektörlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali ile davacıların her biri için ayrı ayrı 125,00 TL olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi, … için 300.000,00 TL, diğer davacıların her biri için ayrı ayrı 100.000,00 TL olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizle ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesi’nce; olayla ilgili …Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan …tarih ve …sayılı rapor hükme esas alınarak olayda davalı idarenin tazminat sorumluluğu için gereken koşulların oluşmadığı, buna göre davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne hukuken imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Mahkemece gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan hüküm tesis edildiği, savcılık aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alındığı, yeniden rapor alınmadığı, bu raporun da taraflara tebliğ edilmediği, rapora itiraz hakkı tanınmadığı, hastane kayıtları ile olay günü hastaya müdahale de bulunan Dr. …’ın beyanlarının çeliştiği, Dr. …’ın ölüm olayının gerçekleştiği gün hastanede yeterli personelin olmadığını ifade ettiği, idarenin yeterli personel ve ekipman ve cihazları bulundurmamasının hizmet kusurunun varlığı için yeterli olduğu, ölüm olayının hastanın mobilize edilmesine ilişkin kurallara uyulmaması nedeniyle ani tansiyon düşmesine bağlı kalp krizi sonucu gerçekleştiğinin belirtilmesine rağmen hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda kardiyoloji uzmanının bulunmamasının ya da bu konuda kardiyoloji uzmanından görüş alınmamasının eksiklik olduğu, hastanın böbrek hastası olduğu ve ölüm olayının da böbrek ameliyatı sonucunda meydana geldiği, kardiyoloji uzmanı ve üroloji uzmanının bulunduğu bir kuruldan yeni bir rapor alınması gerektiği, Üniversitenin olayda sorumlu personel hakkında soruşturma izni vermemesine ilişkin kararına karşı açılan davada …. İdare Mahkemesince iptal kararı verildiği, kararda idarenin soruşturma işlemlerini keyfi ve mevzuata aykırı olarak yürüttüğünün ifade edildiği, gerek ameliyat öncesinde gerekse ameliyat sonrasında hastanın takibinin yapılmaması, hastanın ameliyattan sonra bilincinin açılmasını müteakip ameliyat bölgesinde ağrılarının olduğunu özellikle mide ve karın bölgesinde yanma olduğunu söylemesine rağmen bu hususun ilgili hekim ve diğer sağlık görevlilerince dikkate alınmadığı, hastanın sağlık görevlileri tarafından ayağa kaldırılmasının ve olayın öncesinde hastanın moralini ve direncini bozan sözlerin hekimce söylenmesinin ölümün gerçekleşmesine neden olduğu, davanın reddine dair kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Kronik böbrek rahatsızlıkları olan davacıların yakını … “bilateral UPD -üropelvik darlık-” sebebiyle ameliyat edilmek üzere 26/02/2014 tarihinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniğine yatırılmış, 28/02/2014 tarihinde yapılan “sağ pyeloplasti” ameliyatı sonrası takip ve tedavisi devam ederken 02/03/2014 tarihinde Dr. … tarafından hasta yakınlarından hastanın kaldırılarak yürütülmesi (mobilize edilmesi) istenilmiş, hasta, yakınları tarafından kaldırılıp yürütüldüğü esnada fenalaşmış ve yapılan müdahalelere rağmen aynı gün 09.54’te vefat etmiştir.
Hasta yakınlarınca yapılan şikayet üzerine …Cumhuriyet Başsavcılığının …sayılı dosyasında yürütülen soruşturma kapsamında kişinin kesin ölüm sebebi ve ölümünde Dr. …’ın ya da başka bir kişinin kusurun bulunup bulunmadığı, ameliyatın tıp kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususlarının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan alınan …tarih ve …sayılı raporda; “…kişinin ölümünün sağ hidronefroz tedavisi için yapılan bilateral RGP, sağ laparoskopik pyeloplasti, bilateral DJS takılması, bilateral nefrostomi çekilmesi ameliyatı sonrası yoğun bakımda takip ve tedavi altında iken mobilize edilmek amacıyla hastanın ayağa kaldırılması sonucu gelişen ortostatik hipotansiyon (ayakta dururken gelişen düşük tansiyon), kardiak aritmi (kalp ritminin bozulması) ve kardiyopulmoner arrest (solunum ve dolaşımın ani durması) sonucu meydana gelmiş olduğu dikkate alındığında, kişinin muayenesinin ve tetkiklerinin yapılarak hastalığının tanısının konulduğu, ameliyat endikasyonunun uygun olduğu, ameliyatın uygun tetkiklerle yapıldığı, ameliyat sonrası uygun takip ve tedavisinin yapıldığı, ameliyat sonrası kişinin mobilize edilme kararının doğru olduğu, bu esnada gelişen kişinin ölümüne neden olan klinik durumun öngörülemez olduğu ve engellenemez bir durum olduğu, kişiye uygulanan muayene, tetkik, ameliyat endikasyonu, tedavi ve ameliyat sonrası takip işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle, kişinin takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere, yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği” yönünde görüş verilmiştir.
Ardından …Cumhuriyet Başsavcılığının …tarih ve K:…sayılı kararıyla, soruşturmanın 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Davacılar tarafından, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu belirtilerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık tazminat ödenmesi istemiyle 03/02/2015 tarihinde idareye başvuruda bulunulmuş, başvurunun 10/03/2015 tarihinde reddi üzerine idari yargıda 20/05/2015 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, hazırlık soruşturması kapsamında düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporu hükme esas alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
…’un tedavisinde görevli personel hakkında …Cumhuriyet Başsavcılığının görevsizlik kararı üzerine, …Üniversitesi Rektörlüğü tarafından yürütülen soruşturma neticesinde verilen 31/10/2016 tarihli men-i muhakeme kararı, eksik incelemeyle düzenlenen soruşturma raporuna dayanılarak verildiği gerekçesiyle Danıştay Birinci Dairesinin 26/01/2017 tarih ve E:2016/2622, K:2017/62 sayılı kararı kaldırılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde; bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise; tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenen Adli Tıp Kurumuna ilişkin olarak Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; “İhtisas Dairelerinin Görevleri” başlıklı 17. maddesinin (g) bendinde, Sekizinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak düzenlenmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin olan tıbbi ihmale dayalı tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle ve tutarlı bir şekilde kanaat bildirmesi gerekmekte olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise tutarlı ve hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakınının hastalık öyküsünde kronik böbrek rahatsızlığı olduğu, böbrekteki darlığa bağlı böbrek büyümesi ve yapısı bozulan sol böbrek tespiti üzerine ameliyat kararı alındığı, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli üroloji uzmanı öğretim üyeleri ve araştırma görevlisi hekimler tarafından yapılan ameliyat neticesinde, ikinci gün hekim tarafından hastanın yataktan kaldırılıp on dakika bekletildikten sonra yürütülmesi gerektiği talimatı üzerine hasta yakınlarınca 4-5 dakika sonra hastanın kaldırılması akabinde gelişen ani tansiyon düşüklüğü, kalp ritmi bozukluğu, solunum ve dolaşım durması sonucu yapılan tüm müdahalelere rağmen hasta kurtarılamayarak yaşamını yitirdiği; İdare Mahkemesi tarafından savcılıkça alınan Adli Tıp Kurumu raporu taraflara tebliğ edilip itiraz hakkı tanınmadan hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verildiği; davacılar tarafından, hükme esas alınan raporun tebliğ edilerek kendilerine savunma hakkı tanınmadığı, kişinin ölümünün kalp ritmi bozukluğuna bağlı olduğundan raporu düzenleyen heyette kardiyoloji uzmanı da olması gerektiği, bu nedenle mevcut raporun hükme esas alınamayacağı iddialarıyla kararın temyiz edildiği görülmektedir.
Buna göre, öncelikle, Mahkemece hükme esas alınan ve davalı idarece dosyaya sunulan bilirkişi raporunun, 2577 sayılı Kanun’un atfıyla uygulanması gereken 6100 sayılı Kanun uyarınca taraflara tebliğ edilip itiraz haklarını kullanmaları sağlanmaksızın esas hakkında karar verilmesi, mevzuata ve adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmuştur.
Buna ilaveten, İdare Mahkemesince hükme esas alınan raporda, kişiye uygulanan muayene, tetkik, ameliyat endikasyonu, tedavi ve ameliyat sonrası takip işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası mobilizasyon kararının doğru olduğu, bu esnada gelişen klinik tablonun öngörülemeyeceği belirtilmekle birlikte, davacıda var olan rahatsızlık açısından uygulanabilecek yöntemler arasında daha uygun olabilecek bir tıbbi girişimin bulunup bulunmadığı, müteveffada ameliyat öncesi var olan idrar yolları enfeksiyonunun ameliyat olmaya engel olup olmadığı, kişide var olan böbrek rahatsızlığı ve yapılan ameliyatın davacıya olan etkisi göz önünde bulundurulduğunda, ameliyatı takip eden ikinci gün verilen mobilize edilme kararının zaman açısından doğru olup olmadığı, hekim tarafından hastanın on dakika bekletilerek ayağa kaldırılması talimatı verildiği, fakat hasta yakınlarınca hastanın 4-5 dakika içinde ayağa kaldırılıp yürütüldüğü dikkate alındığında, mobilizasyon işleminin hasta yakınları tarafından mı sağlık görevlilerince mi yapılması gerektiği, hasta yakınlarınca yapılabilecekse sürelere ve talimatlara uyulması bakımından bir sağlık görevlisinin bulunması ve süreci desteklemesi/yönetmesi gerekip gerekmediği, hekimin talimatından önce hastanın ayağa kaldırılmasının zararlı sonuca etkisinin olup olmadığı hususlarının raporda açık ve net olarak değerlendirilmediği; öte yandan, mevcut raporu düzenleyen heyette kardiyoloji uzmanı bulunmadığından, mobilizasyon sonrası hastanın klinik durumunun kötüleşmesinin komplikasyondan mı, yoksa herhangi bir uygulama eksikliğinden mi kaynaklandığı, oluşan klinik durum üzerine yapılan tıbbi müdahalelerin yerinde ve zamanında uygulanıp uygulanmadığı hususlarının da yeniden değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla anılan bilirkişi raporunun yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeleri içermediği ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı görülmektedir.
Bu nedenle, kişiye yapılan ameliyat ve ölüm sebebi de göz önünde bulundurulduğunda, ilgili uzman hekimlerin (üroloji uzmanı, kardiyoloji uzmanı, enfeksiyon hastalıkları uzmanı vb.) katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının karşılandığı, yukarıda aktarılan hususların tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduğu, tutarlı ve anlaşılır bir rapor alınarak olayda davalı idarelerin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının Mahkemece belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Diğer taraftan, uyuşmalık konusu olayda, Üniversite tarafından verilen men-i muhakeme kararının Danıştay Birinci Dairesince bozulması üzerine yapılan soruşturmanın sonucu, soruşturma izni verilmiş ise ilgili hekim hakkında savcılıkça yapılan işlemler, kamu davası açılmış ise ceza yargılamasının sonucu hakkında dosyada bilgi-belge bulunmamakta olup; Mahkeme tarafından bu hususların da araştırılarak yeniden yapılacak yargılama üzerine verilecek kararda göz önünde bulundurulması gerektiği tabiidir.
Ayrıca, dava dosyası kapsamında, hastaya yapılan söz konusu ameliyattan önce risklerin anlatılıp hastadan yazılı onam alındığına dair bir belgenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Böyle bir yazılı onamın alınmamış olması durumunda, hasta/hasta yakınlarının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda aktarılan ilkeler gözetilerek takdiren belirlenecek makul ve hakkaniyetli bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir. Bu nedenle, Mahkemece bu hususun da araştırılması ve sonucuna göre manevi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Davacıların, tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yatıkları başvurunun reddine ilişkin Dicle Üniversitesi Rektörlüğünün …tarih ve …sayılı işleminin iptali istemine gelince; idari eylemlerden doğan tam yargı davalarında, idareye başvurarak ön karar alınması zorunlu olduğundan, başka bir ifadeyle dava ön şartı niteliğinde bulunduğundan, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi kapsamında yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin, idari davaya konu olabilecek nitelikte bir işlem olmadığı açıktır. Bu itibarla Mahkemece, ön kararın iptali istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Öte yandan, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek, davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen, davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:.., K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.