Danıştay Kararı 10. Daire 2019/6692 E. 2021/5902 K. 29.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6692 E.  ,  2021/5902 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2019/6692
Karar No: 2021/5902

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : … mirasçıları:
1- …
2- … (…)
3- …
4- …
VEKİLLERİ : Av. …

5- … (…)

KARŞI TARAF (DAVALI) : …Üniversitesi Rektörlüğü / …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’in 01/04/2000 tarihinde temizlik elemanı olarak çalışmaya başladığı ve tıbbi atıkların toplanması sırasında rahatsızlanması üzerine tedavi amacıyla müracaat ettiği Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde, çalışma koşullarının elverişsizliği ile tanı ve tedavisinin zamanında yapılmaması sonucu kanser hastalığının tedavi edilemeyecek boyutta ilerlemesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 10.000,00 TL maddi, 240.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumunca düzenlenen rapor ve ek raporda, davalı idare bünyesinde görev yapan davacılar yakını …’in çalışma şartlarının söz konusu sağlık sorunlarını yaşamasında ve buna bağlı hayatını kaybetmesinde etkili olduğunun ortaya konulamadığı, hastalığın teşhis ve tedavisinde davalı idarenin ihmal ve kusurunun bulunmadığı, olayın niteliği gereği idarenin kusursuz sorumluluk esaslarına göre de tazminle sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının hastalığına yıllar geçmesine rağmen tanı konulamamasında hizmet kusurunun bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu, yakınlarının görmüş olduğu tedaviye yönelik tıbbi hasta dosyasının kayıp olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemine konu Mahkeme kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

A) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılar yakını … 01/04/2000 tarihinde Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde evsel ve radyoaktif tıbbi atıkları toplama ve tıbbi atık deposuna çöpleri bırakmakla görevli temizlik elemanı olarak çalışmaya başlamıştır. Davanın açıldığı tarihte hayatta olan … tarafından; nükleer tıp odasındaki bir kısım çöpleri çöp deposuna boşaltmasının ardından elinde bulunan lastik eldivenlerin yumuşak bir hal aldığı, atık alınan birimdeki görevlilerce elini ve yüzünü bol su ile yıkamasının söylendiği, ertesi gün elindeki kılların döküldüğü, devam eden beş-altı ayın sonunda kilo kaybı, halsizlik ve koltuk altı ile kasıklarında şişlikler meydana geldiği iddia edilmektedir.
Yukarıda anılan şikayetlere yönelik olarak Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde … hakkında 04/10/2002 tarihinde sol kasık, 08/10/2002 tarihinde de boyun lenf nodu biyopsi incelemeleri rapor edilmiş, her iki raporda da atipik lenfoid hiperplazisi tanısı verilmiş, kanser tanısından bahsedilmemiştir.
Boyunda geçmeyen yara şikayetiyle bahsi geçen hastaneye başvuran …’e 03/02/2011 tarihinde yapılan biyopsi sonucunda, nekrotizan granulamatoz yangı (akut ataklı kronik yangılı granülasyon dokusu) görüldüğü belirtilmiştir. Hasta takip eden sürede Sağlık Bakanlığı Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuş bu hastanede alınan pataloji raporu sonucunda boyunda bulunan açık yaranın kanser olduğu teşhis edilmiş ve tedavisine başlanmıştır. Hastalığın zamanında tanı ve tedavisinin yapılmamasında hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek, 15/10/2012 tarihinde oluşan zararların tazmini talebiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. Yargılama devam etmekte iken 20/11/2013 tarihinde … vefat etmiş, 27/12/2013 tarihli dilekçe ile …’in mirasçıları, 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesi gereğince davaya devam etme iradelerini ortaya koymuşlardır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan 12/11/2014 ve 16/09/2015 tarihli raporlarda; …’in son dönemde evinde bilinci kapalı, mama ile beslenir yatalak durumda bakımının yapıldığının ifadelerden anlaşıldığı ve evinde 20/11/2013 tarihinde öldüğü, dosyada mevcut tıbbi belgelere göre kişinin şikayetleri üzerine biopsiler yapıldığı, bunların sonuçlarının öncelikle atipik lenfoid hiperplazi ve kronik infamatuar yangı ile uyumlu olduğu, takibinde 2011 tarihinde non-hodcking lenfoma tanısı konulduğu ve tıbbi kayıtlardan hastanın tedaviyi kabul etmediği ve semptomatik, destek tedavinin uygulandığı dikkate alındığında, kişinin takip ve tedavisinin uygun olduğu, bu süreçte dosyada mevcut tıbbi kayıtlara göre; kişinin muayene takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı; öte yandan adli tahkikat dosyasında kayıtlı bilgiler, olayın gelişimi, tanık ifadeleri, olay yeri inceleme bulguları, tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde; mevcut verilerle çalışma koşullarının kişinin ölümünde etkisinin olduğuna dair delillerin bulunmadığı, davalı idarenin kusurunun olmadığı yolunda görüş bildirilmiştir.
Mahkemece, bu rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu olayda, davacılar yakını …’in çalışma şartlarının yukarıda belirtilen sağlık sorunlarını yaşamasında ve buna bağlı olarak hayatını kaybetmesinde etkili olduğu ve hatalı/geç tıbbi uygulama yapıldığı ortaya konulamadığından, maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte; davalı idarenin savunmasında, hastane arşivinde hasta dosyasının bulunmadığının, bu nedenle hasta dosyasının incelenemediğinin bildirildiği, ancak idarece hasta dosyasının müteveffa veya davacılar tarafından alındığı somut olarak ortaya konulamadığı gibi, hasta kayıtlarının tutulması ve muhafazası davalı idarenin sorumluluğunda olduğundan, bu hizmetlerdeki eksiklik dolayısıyla idarenin sorumluluğunun doğacağı açıktır.
Bu bağlamda, davacılar murisinin, davalı idareye ait hastanedeki tedavisine ilişkin tıbbi kayıtların tutulduğu hasta dosyasının muhafaza edilmemesi sağlık hizmetinin eksik yürütüldüğünü gösterdiğinden, idarece sağlık hizmetinin eksik ve kusurlu işletilmesi nedeniyle duyulan üzüntü ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesi amacıyla davacıların manevi tazminat talebinin (miras payları dikkate alınarak) değerlendirilmesi gerekmektedir.
İdare Mahkemesince, manevi tazminatın ve zarara yol açan idari faaliyetin niteliği ile söz konusu faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın niceliği göz önünde bulundurulmak suretiyle ölçülülük ilkesi de gözetilerek makul ve hakkaniyetli bir tutar belirlenmesi gerektiği tabiidir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davacıların manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA oy çokluğuyla; maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA oy birliğiyle,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2021 tarihinde karar verildi.

(X) – KARŞI OY :
Temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:…; K:… sayılı kararının, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı hukuka uygun olup, temyize konu kararın bu kısmının bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile anılan kararın tümüyle onanması gerektiği düşüncesiyle Daire kararının bozmaya ilişkin kısmına katılmıyoruz. 29/11/2021