Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6603 E. , 2021/5694 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2019/6603
Karar No: 2021/5694
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından; beyninde oluşan anevrizmaya geç teşhis konulması ve dolayısıyla geç müdahale edilmesi nedeniyle beyninde hasar oluştuğu iddiasıyla 100.000,00 TL maddi, 110.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 29/05/2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, davacının Düzce Atatürk Devlet Hastanesine başvurduğunda beyinde arter anevrizma oluştuğunu gösterir tıbbi bulguların bulunmadığı, bu nedenle tedavide görev alan hekimlere atfı kabil kusur tespit edilmediği yönünde görüş bildirildiğinden, söz konusu tedavi süreci sonucunda yaşanan sonuçtan davalı idarenin gerek kusurlu sorumluluk gerekse kusursuz sorumluluk kapsamında sorumlu tutularak maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından; en önemli tanı koyma nedeninin ısrarcı baş ağrısı olduğu, bu şikayetle beş defa müracaat etmesine rağmen gerekli tetkiklerin yapılmadığı, son aşamada çekilen tomografi neticesinde beyin kanaması geçirdiğinin anlaşıldığı, ancak tespitin geç yapılmış olduğu belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Olayla ilgili olarak düzenlenen kaza bildirim formuna göre davacı, 14/06/2011 tarihinde staj yaptığı iş yerinde paketleme hattında çalışırken kafasını panel radyatör bant makinesine çarpmış,aynı gün Düzce Atatürk Devlet Hastanesine başvuran davacıya iki yönlü kafa grafisi çekilmiştir. Dosya kapsamında ifadesine başvurulan doktor, davacının ensesinde ağrı tarif ettiğini, baş ağrısı şikayetiyle gelmediğini belirtmiştir.
Kafa yaralanması teşhisiyle 2 gün istirahat raporu alan davacı, ertesi gün aynı hastaneye başvurmuş ve kendisine miyalji (kas ağrısı) tanısı konulmuştur.
16/06/2011 bel ağrısı tanısıyla MR incelemesi yapılan davacı hakkında 3 günlük iş göremezlik belgesi düzenlenmiştir.
Olaydan 6 gün sonra, 20/06/2011 tarihinde baş ağrısı ve nöbet geçirme şikayetiyle aynı hastanenin acil servis polikliniğine getirilen davacının beyin tomografisinde subaraknoid kanama saptanması üzerine anjiyografi yapılmak üzere … Hastanesine sevk edilmiştir. Anjiyo işlemi sonrası anterior kommünikan arter anevrizması (beyindeki ön atardamarda şişme, genişleme) saptanmıştır. Davacıya bu hastanede pterional kraniotomi (kafatasından kemik çıkarılması) ile anevrizmanın kapatılmasına yönelik cerrahi işlem yapılmıştır.
08/01/2013 tarihinde Düzce Atatürk Devlet Hastanesince düzenlenen, geçerlilik süresi 1 yıl olarak belirtilen sağlık kurulu raporunda özür oranı %20 olarak belirlenmiştir. 11/12/2013 tarihinde Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesince düzenlenen durum bildirir sağlık kurulu raporunda ise, dava konusu olay ve sonrasında yaşadığı ailevi sıkıntılar sebebiyle uyum bozukluğu zemininde karışık depresif anksiyete bozukluğu geliştiği tespit edilmiştir.
Davacı tarafından, geç teşhis nedeniyle anevrizmaya bağlı beyin kanaması geçirdiği iddiasıyla, maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
Mahkemece, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda; “Anevrizma, beyinde bulunan arterlerinin duvarının zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir balonlaşma olduğu, sıklıkla damarların çatallanma bölgelerinde görüldüğü, bu balonlaşan yapılar normal damara göre daha dayanaksız olduğu ve bazı koşullar altında yırtılıp beyin içine kanamaya yol açabildiği, anevrizmalar doğuştan damarın gelişme bozukluğuna bağlı olabileceği gibi yüksek tansiyon, damar sertliği (ateroskleroz), enfeksiyonlar (damarın iltihaplanması) veya kafa travması sonrası da gelişebildiği, hastaların çok azında anevrizmanın kitlesi ile etraf beyin yapılarında bası oluşturması ve bunlara ait nörolojik bulguların ortaya çıktığı, nörolojik bulgular olmadan görüntüleme yöntemlerinin kullanılmadığı, yine nörolojik bulgular olmadan başka nedenlerle yaptırılan görüntülemelerde damardaki anevrizma rastlantısal olarak tespit edilebildiği, ancak kişinin Düzce Atatürk Devlet Hastanesi’ne başvurduğunda beyinde arter anevrizma bulgusunu gösterir tıbbi bulguların bulunmadığı, bu nedenle kişinin tedavisinde görev alan hekimlere atfı kabil kusur tespit edilmediği” yönünde görüş bildirilmiştir.
Mahkemece anılan rapor doğrultusunda, davalı idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddasıyla tıbbi ihmale dayalı olarak açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerektiği kuşkusuzdur.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, nörolojik bulgular olmadan görüntüleme yöntemlerinin kullanılmadığı, davacının Düzce Atatürk Devlet Hastanesine başvurduğunda beyinde arter anevrizma bulgusunu gösterir tıbbi bulgularının bulunmadığı belirtilerek tedavide görev alan hekimlere kusur izafe edilmemiş ise de; dava konusu olayda davacının benzer şikayetlerle ve kısa aralıklarla aynı hastaneye başvurmasına rağmen yaşadığı kafa travmasına yönelik olarak tedavinin başlangıcında sadece kafa grafisinin çekildiği, oluşan kanamanın 6 gün sonra tomografi incelemesi sonrası tespit edildiği ve bunun üzerine serebral anjiyo işleminin yapılabilmesi amacıyla özel hastaneye sevk edildiği görülmektedir.
Bu durumda; davacıda oluşan kafa travmasına yönelik olarak yapılan tetkiklerin ve bu kapsamda tedavinin başlangıcında sadece iki yönlü kafa grafisi çekilmesinin tıbben yeterli ve uygun olup olmadığı, ileri tetkik yöntemlerinin uygulanması halinde oluşan zararın engellenme ihtimalinin bulunup bulunmadığı, ayrıca olay nedeniyle davacıda kalıcı hasar oluşup oluşmadığı hususlarında, alanında uzman üniversite öğretim üyelerinden (en az 3 kişi) teşkil edilecek yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2.Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/11/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.