Danıştay Kararı 10. Daire 2019/6685 E. 2021/5532 K. 15.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6685 E.  ,  2021/5532 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/6685
Karar No : 2021/5532

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, çocukları …
ve …’a velayeten …ve

VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan …’ın 25/04/2013 tarihinde Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde gerçekleştirilen doğumuna ilişkin süreçte sağlık çalışanları ile davalı idarenin ihmal ve kusuru sonucu davacı küçüğün %72 oranında engelli olarak dünyaya geldiği, …’ın ise hayati tehlike geçirdiği ileri sürülerek …için 250.000,00 TL, eşi için 100.000,00 TL, olay nedeniyle engelli doğan Nisan için 250.000,00 TL, diğer çocukları …ve …için ayrı ayrı 25.000,00’er TL olmak üzere toplam 650.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesince; olaya yönelik olarak hazırlanan Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunun …tarih ve …(B) (Mahkeme kararında sehven …olarak belirtilmiştir) sayılı raporunda, olayda yanlış uygulama olduğu yolunda bir tespit yapılmadığından ve tıbbi kurallara aykırılık bulunmadığından, davalı idareye yüklenebilecek bir kusurun olmadığının ortaya konulması karşısında, davacıların tazminat taleplerinin idarece tazminine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN_İDDİALARI_: Davacılar tarafından, iddiaları araştırılmadan karar verildiği, eksik inceleme ve değerlendirme sonucu hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alındığı, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu raporunda atfı kabil bir kusur bulunmadığının belirtildiği, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan …’ın, 24/04/2013 tarihi saat: 17.47’de miadında sancılı gebe olarak Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, çekilen ultrasonografide polihidramnios (bebeğin içinde bulunduğu amnion sıvısının normalden fazla olması) tespit edildiği, saat: 18.48’de yatışı yapılıp doktor …tarafından doğum takibine başlandığı, 3 cm açıklık, %20 efasman olduğu, üçüncü gebeliği olduğu, önceki gebeliklerinde normal yoldan doğumun gerçekleştirildiği, takipleri sırasında yapılan muayenelerinde saat: 19.10’da multipar açıklık, cüzi efasman, ÇKS 140, 19.30’da ÇKS 130 olarak tespit edildiği, 20.00’de NST çekilerek ÇKS takibine devam edildiği, 22.00’de doğumhanede yapılan vajinal muayenesinde 2 cm açıklığın bulunduğu, ÇKS 146 olduğu, propess (rahim ağzını olgunlaştıran, doğum indükleyici bir ilaç) uygulamasına başlandığı, gebe aktif travayda olmadığından doktor …’in talimatı üzerine doğum takibine devam edilmek üzere septik servise gönderildiği, saat: 23.00’te ÇKS 136, 24.00’te ÇKS 144 olduğu, 01.00’de NST çekildiği, 02.00’de yapılan vajinal muayenesinde 4-5 cm açıklık tespit edildiği, 03.00’te ÇKS 136 olduğu, 04.00’te NST çekildiği, 04.30’da doktorun talimatı üzerine propess uygulamasına son verildiği, gebenin septik servisten doğumhaneye alındığı, ÇKS 142 olduğu, yapılan muayenelerinde 05.00’te 6 cm açıklık, %70 efasman, ÇKS 140 olduğu, 07.00’de 7-8 cm açıklık, ÇKS 142 olduğu, su kesesinin açıldığı, suyunun temiz olduğu, tıbbi kayıtlar arasında bulunan doğum takip çizelgesine göre, saat: 07.30’da açıklığın tam olduğu, hemşire gözlem formuna göre, synpitan (suni sancı) uygulamasına başlandığı, 07.40’ta sonlandırıldığı, epizyosuz doğum notuna göre, gebenin 08.10’da tam açıklıkta ve ıkınma aşamasında doğumu gerçekleştiren doktor …ve ekibi tarafından devralındığı, ıkınma ile baş seviyesinde değişiklik olmaması ve doğumun ikinci evresinin uzaması sebebiyle vakum uygulandığı, 08.30’da 4.300 gram ağırlığında, 55 cm boyunda kalp ve solunumu olmayan …’ın doğurtulduğu, entübe edilerek kardiyak masaja başlandığı, kardiyak masaj ile kalp atımının gelmesi sonrasında bebeğin entübe şekilde yenidoğan yoğun bakıma alındığı, akabinde asfiksik doğum tanısıyla ileri tetkik ve tedavi için Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine sevk edildiği, burada yapılan muayenesinde el ve ayaklarında atma tarzında konvülzif hareketler görülmesi üzerine çekilen EEG tetkikinde bulguların ağır asfiksi ile uyumlu olduğunun saptandığı, doğum sonrasında annede masif kanama geliştiği, 08.55’te yapılan kan tetkikinde hemoglobin değerinin 5.6 olduğu, akabinde uterus rüptürü ön tanısıyla laparotomiye (teşhis veya operatif amaçla karın boşluğunun cerrahi yöntemlerle açılması) alındığı, operasyon sırasında 4 ünite eritrosit süspansiyonu, 2 ünite taze donmuş plazma verildiği, uterin alt segmentte görülen rüptür alanının primer onarımının yapılarak operasyona son verildiği, ameliyat sonrası takibinde tansiyonu düşük seyreden hastanın reanimasyon ihtiyacı nedeniyle Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yoğun bakım ünitesine sevk edildiği, annenin anılan hastanedeki takibinde kanamasının devam etmesi üzerine subtotal histerektomi (rahmin alınması) ameliyatının yapıldığı, akabinde önce anestezi yoğun bakım ünitesinde, daha sonra kadın doğum hastalıkları servisinde yapılan takip ve tedavisinin ardından 03/05/2013 tarihinde taburcu edildiği, bebeğin ise aynı hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yapılan takip ve tedavinin ardından 30/05/2013 tarihinde önerilerle taburcu edildiği, Mersin Devlet Hastanesinin 17/07/2013 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda, “Mikrosefali, ağır hipofikensefalopati sekeli (+), peg (perkütan endoskopik gastrostomi)(+), epilepsi (+) luminalettan kullanıyor. Yutma yok + 2 aylık sağ üst ext flank paralizi, sağ üst ext plejik” ibarelerine yer verilerek küçüğün %72 oranında sürekli ve ağır engelli olduğunun belirtildiği görülmektedir.
Davacılar tarafından, dava konusu olayda anne …’ın hayatının tehlikeye atılması, küçük …’ın engelli hale gelmesi nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle davalı idareye 17/09/2013 kayıt tarihli dilekçeyle başvuruda bulunulmuş, bu başvurunun 22/11/2013 tarihli yazı ile reddi üzerine bakılan dava açılmış, dava devam ederken 02/01/2015 tarihinde küçük Nisan vefat etmiş; İdare Mahkemesince, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca küçük …’a yönelik olarak hazırlanan …tarih ve …(A) (Uyap sistemine kayıtlı raporda, raporun sayısı … (A) olarak belirtilmiştir) sayılı raporda, “rahim içi miadında gelişim gösteren bebeğin ölümünün uterus rüptürüne bağlı ani gelişen hipoksi ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, tıbbi belgelere göre normal doğum kararının doğru olduğu, travayda çekilen NST’ler göz önüne alındığında gebenin doğum eylemi sırasında yakından takip edildiğinin anlaşıldığı, doğum eylemi sırasında çekilen NST’lerde bebeğin intrauterin sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların olmadığı, gebelerin ‘karnıma bastırdı’ şeklinde ifade edilen manevranın doğumda kristaller manevrası olarak bilindiği, ağrı zaafında olan tüm gebelerde kullanılan bir manevra olduğu, doğum eyleminde annede ıkınma zaafı nedeniyle vakum uygulanmasının doğru olduğu, doğum sonrası annede masif kanama olduğu, TA: 88/39, nabız: 170 olduğu, saat 08.55’teki hemogramda: HB: 5.6, HCT: 17.2 tespit edilmesi üzerine uterus rüptürü ön tanısı ile acilen ameliyata alındığı, ameliyat kararının doğru olduğu, ameliyat gözleminde uterus alt segmentinde rüptür olduğunun izlendiği, rüptür alanının primer olarak onarıldığı, uterus rüptürünün öngörülemez, önlenemez bir klinik tablo olduğu da dikkate alındığında, bebeğin muayene, takip ve tedavisine katılan hekimlere, yardımcı sağlık personeline ve idareye atf-ı kabil kusurun bulunmadığı” yönünde; yine Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca anne …’a yönelik olarak hazırlanan …tarih ve …(B) sayılı raporda, “tıbbi belgelere göre normal doğum kararının doğru olduğu, doğum sonrası annede masif kanama olduğu, TA: 88/39, nabız: 170 olduğu, saat 08.55’teki hemogramda: HB: 5.6, HCT: 17.2 tespit edilmesi üzerine uterus rüptürü ön tanısı ile acilen ameliyat kararının doğru olduğu, ameliyat gözleminde uterus alt segmentinde rüptür olduğunun izlendiği, rüptür alanının primer olarak onarılmasının doğru olduğu, ameliyat sonrası hipotansif ve B Rh (-) kan grubundaki hastanın DİC riski nedeniyle Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmesinin doğru olduğu, sevk edilen merkezde histerektomi endikasyonun doğru olduğu, genel uygulamalara göre uterus rüptürünün öngörülemez, önlenemez bir klinik tablo olduğu da dikkate alındığında, anne …’ın muayene, takip, tedavisine katılan ilgili hekimlere, yardımcı sağlık personeline ve idareye atf-ı kabil kusurun bulunmadığı” yönünde görüş bildirilmiş, Mahkemece sadece anneye yönelik olarak hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Tam yargı davalarında zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin “bilirkişi” konusunda atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmişken, 703 sayılı “Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yukarıda yer verilen hükümler yeniden düzenlenmiştir.
4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenen Adli Tıp Kurumuna ilişkin olarak Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; 7. maddesinde, Adlî Tıp Üçüncü Üst Kurulunun, Adlî Tıp Birinci, Yedinci ve Sekizinci İhtisas Kurulları başkanları ve üyelerinden oluşacağı; 17. maddesinin (g) bendinde, Sekizinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek, (f) bendinde, Yedinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanmayan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak kurala bağlanmıştır.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik” başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, “Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik ve niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçıları aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Öncelikle, dava tarihinde hayatta olan küçük …’ın temyize konu karardan önce 02/01/2015 tarihinde vefat ettiği görülmüş olup, Mahkemece adı geçen davacı yönünden, 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci fıkrası gereğinin yerine getirilmesi gerekmektedir.
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
İdare Mahkemesince, olaya yönelik olarak Adli Tıp Kurumunca anne ile küçük için ayrı ayrı düzenlenen bilirkişi raporlarından sadece anne …için düzenlenen raporun hükme esas alındığı, bu raporda adı geçenin doğum takibine yönelik bilimsel değerlendirmelere yer verilmediği, dolayısıyla davacıların, dava konusu olayda hizmet kusuru bulunması sebebiyle çocuklarının engelli hale geldiği yönündeki iddialarının irdelenmediği görülmektedir.
Söz konusu Adli Tıp Kurumu raporunda, davacı annenin doğum takibi sırasında saat: 08.00’de tam açıklığa ulaştığının, 08.10’da normal yoldan bebeğin doğurtulduğu, 08.30’da bebeğin doğum odasında anestezi tarafından entübe edildiği belirtilmiş ise de, davacılar tarafından dava dilekçesi ekinde sunulan tıbbi kayıtlar incelendiğinde de, doğum takip çizelgesine göre, annenin tam açıklığa 07.30’da ulaştığı, epizyosuz doğum notuna göre, gebenin 08.10’da tam açıklıkta ve ıkınma aşamasında doğumu gerçekleştiren doktor ve ekibi tarafından devralındığı, vakum uygulamasının akabinde 08.30’da doğumun gerçekleştiği, hemşire gözlem formuna göre, 07.30’da başlanan synpitan uygulamasına 07.40’ta son verildiği, hasta tabelasına doktor tarafından “çıkım anında 1000 cc SF içerisine 10 ü synpitan 3-4 damla/dk uygulandı” notunun düşüldüğü, ancak Adli Tıp Kurumu raporunda, yapılan bu synpitan uygulamasından bahsedilmediği, indüksiyon (propess ve synpitan) uygulamalarının kontrollü bir şekilde yapılıp yapılmadığı, kristaller manevrasının kontrollü bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı, bu manevranın veya indüksiyon uygulamalarının rüptür sebebi olup olamayacağı, annenin daha sonra sevk edildiği hastanede devam eden kanaması sebebiyle rahminin alındığı dikkate alındığında, doğumun gerçekleştiği hastanede yapılan primer rüptür onarımının yeterli olup olmadığı, sevki sırasında stabilizasyonunun sağlanıp sağlanmadığı hususlarında herhangi bir açıklamaya yer verilmediği, dava dosyası kapsamında hasta dosyasının bulunmadığı, bu haliyle olayda davalı idarenin hizmet kusuru olup olmadığının açık ve net olarak değerlendirilmediği, anılan bilirkişi raporunun, yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeleri içermediği ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, davacı …ile müteveffa …’ın davalı idareye ait hastanedeki tedavi süreçleri ile Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki tedavi süreçlerine ilişkin (günlük doktor gözlem formları, günlük hemşire gözlem formları, hasta için istenilen tüm konsültasyonlara dair formlar, görüntüleme tetkikleri, ameliyat notları dahil) hasta dosyalarının asıllarının temin edilip, dosyadaki tüm belgelerin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgilli uzmanların oluşturduğu Adli Tıp Üst Kurulundan, davalı idareye ait hastanede anne ve müteveffa küçüğe gerçekleştirilen tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, annenin tam açıklığa geldiği saat ile doğumun gerçekleştiği saat netleştirilerek bu saatler arasındaki uygulamaların tıp kurallarına uygun olup olmadığı, doğum 08.10’da gerçekleşmiş ise, apgar’ı düşük olan bebeğin 08.30’da entübe edilmesinde bir gecikme yaşanıp yaşanmadığı, entübe edilene kadar geçen sürede başkaca bir müdahale yapılmasının gerekip gerekmediği, indüksiyon (propess ve synpitan) uygulamalarının kontrollü bir şekilde yapılıp yapılmadığı, kristaller manevrasının kontrollü bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı, bu manevranın veya indüksiyon uygulamalarının rüptür sebebi olup olamayacağı, annenin daha sonra sevk edildiği hastanede devam eden kanaması sebebiyle rahminin alındığı dikkate alındığında, doğumun gerçekleştiği hastanede yapılan primer rüptür onarımının yeterli olup olmadığı, sevki sırasında stabilizasyonunun sağlanıp sağlanmadığı hususlarında taraf iddialarının açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davalı idare tarafından, İdare Mahkemesine sunulan 30/05/2014 kayıt tarihli iki dilekçenin birinde davanın doktor …’ya, diğerinde davanın doktor …’e ihbar edilmesi istemine yer verildiği, Mahkemece …tarih ve E:…sayılı ara karar ile davanın sadece …’ya ihbar edildiği, diğer doktor …’e ihbar edilmediği görülmüş olup, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup, Mahkemece, bozma üzerine yeniden karar verilmeden önce, doktor …ile birlikte dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı tespit edilerek, doktor …ile birlikte ilgililere davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın re’sen ihbarı gerektiği açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.