Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/2370 E. 2014/9121 K. 13.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2370
KARAR NO : 2014/9121
KARAR TARİHİ : 13.05.2014

MAHKEMESİ : TARSUS 2. SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/10/2013
NUMARASI : 2012/723-2013/837

Hasımsız olarak görülen davada Tarsus 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.10.2013 tarih ve 2012/723-2013/837 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi.. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin zilyedi ve alacaklısı olduğu G Bankası Tarsus Şubesi’nin 6298931 hesap numaralı, 0209350 çek nolu, 04/08/2012 tarihli, 66.500,90 TL bedelli çekin şirket çalışanı tarafından çalındığını ileri sürerek bu çekin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; dava konusu çekin tarafından çalındığı yönünde davacının soyut iddiası dışında somut bilgi ve belgeler bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptaline ilişkindir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 383. maddesinde çekişmesiz yargı işleri ile ilgili olarak “aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece” sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, TTK’nın 563 vd. maddelerinde düzenlenen kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptaline ilişkin davaların gerek 1086 sayılı Kanun’un yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 sayılı HMK’nın 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu açıktır. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir. Ancak bu nitelikteki davalar ve/veya HMK’da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda TTK’nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur. TTK’nın 4 ve 5. maddesinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, HMK’nın 383. maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğunda duraksanmamalıdır. Bu durumda TTK’nın 5. maddesi başlığı ile birlikte nazara alındığında, ticaret hukukunda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu, ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır.
Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenmiş olup, görev kuralları, kamu düzenine ilişkindir ve temyiz dahil, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınır. Bu itibarla, mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçelerle davaya bakmaya asıl görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu düşünülmeksizin yargılamaya devam olunması ve uyuşmazlığın esasına girilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle re’sen bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.