YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11769
KARAR NO : 2014/3112
KARAR TARİHİ : 20.02.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/04/2012
NUMARASI : 2008/276-2012/61
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/04/2012 tarih ve 2008/276-2012/61 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18/02/2014 günü hazır bulunan davalı-karşı davacı asil K.. S.., davalı-karşı davacı vekili Av. F. A. ile davacı-karşı davalı vekili Av. A. Z. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının finansal piyasalarda menkul kıymet alım satımı ile iştigal eden bir yatırımcı olup müvekkili bankanın da müşterisi olduğunu, 18.06.2007 tarihinde 5 milyon ABD Dolarını 19.10.2007 tarihinde 1,3350 TL üzerinden bankadan satın almayı taahhüt ettiğini, bu işlemde müvekkilinin opsiyon alıcısı, davalınında opsiyon satıcısı konumunda olduğunu, müvekkilinin bu taahhüdüne karşı davalıya 51.500 USD ödediğini, ancak davalının 17.08.2008 tarihinde riski kapattığını iddia ettiği halde, gerçekleşen telefon kayıtlarında söz konusu pozisyonun açık olduğunun belli olup uyarılara rağmen kapatmadığını, müvekkili banka zararının ödenmesinin ihtar olunduğunu, banka hesabındaki 478.021,91 TL’nin alacağa mahsup edilip, bakiye 223.489,48 TL alacağın kaldığını ileri sürerek, şimdilik anılan meblağın ve sözleşmenin 5. maddesi gereğince 10.000 TL cezai şart tutarının, 19.10.2007 vade tarihinden itibaren akdi temerrüt faizi ile gider ve sair vergileri ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, haksız davanın reddini savunmuş, karşı davada ise bankanın haksız el koyduğu 478.021,91 TL ile cezai şart bedeli olan 10.000 TL’nin, 19.10.2007 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davacı-karşı davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, asıl davada davacının bankacılık işlemlerine ve etik değerlere uygun hareket etmediği ve talebinin yerinde olmadığı, karşı dava yönünden de talebin cezai şart olarak nitelendirildiği ve bu nedenle yerinde görülmediği gerekçesiyle asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Asıl dava, opsiyon sözleşmesinden kaynaklanan zararın tazmini ve cezai şart alacağının tahsili, karşı dava, opsiyon sözleşmesine dayalı olarak haksız el konulan paranın iadesi ve cezai şart alacağının tahsili istemlerine ilişkindir.
Taraflar arasında 18.06.2007 tarihli opsiyon sözleşmesinin kurulduğu ve bu sözleşme gereği hak ve borçların doğduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 17.08.2007 tarihli ikinci opsiyon sözleşmesinin kurulup kurulmadığı noktasında toplanmaktadır. Asıl davada davalı vekili, müvekkilinin 18.06.2007 tarihli sözleşme ile üstlendiği riski, (37.000) Usd primli 17.08.2007 tarihli ters işlemle kapattığını savunmakta, asıl davada davacı vekili ise 17.08.2007 tarihli ikinci opsiyon sözleşmesinin kurulmadığını, zira davalının istediği fiyatın piyasadan bulunamadığını, önceden şartları kabul eden Ceylon Bank’ın da sonradan yanlış fiyat verdiğini ve aynı fiyatı tekrar veremeyeceğini bildirdiğini, son fiyatın da davalı tarafından kabul edilmediğinden işlemin bağlanmadığını, aksi yönde kanaat belirten bilirkişi raporunun yasal bir dayanağının olmadığını, davalının ikinci işlemle ilgili sonradan tekrar fiyat sormasının ve bu ikinci işlemin primini ödememesinin de işlemin gerçekleşmediğini kendisinin de bildiğini gösterdiğini ileri sürmektedir.
18.06.2007 tarihli ilk opsiyon sözleşmesinin kurulduğu tarafların kabulünde olduğuna göre, ikinci işlemin gerçekleştiğini, böylelikle ilk işlemden kaynaklanan zararın istenemeyeceğini ispat yükümlülüğü davalıdadır. Esasen ikinci işlemin gerçekleşmesi halinde, ilk işlemden kaynaklanan zararın doğmayacağı, asıl davada davacının da kabulündedir. Mahkemece bu konuda yapılan bilirkişi incelemesi ise hüküm kurmak için yeterli değildir. Zira öncelikle davacı bankanın ses kayıtlarını saklamaması, tek başına ikinci işlemin gerçekleştiği anlamına gelmez. Ayrıca bilirkişi raporunda, asıl davada davacı vekilinin, davalı tarafından ikinci işlemle ilgili sonradan tekrar fiyat sormasının ve bu son işlemin primini ödememesinin de işlemin gerçekleşmediğini gösterdiği savunması üzerinde durulmamıştır. Davacı vekili tarafından bilirkişi raporuna bu noktalardan esaslı itirazlar ileri sürülmüştür.
Mahkemece bu itibarla ve özellikle 17.08.2007 tarihli ikinci opsiyon sözleşmesinin prim borcunun davalı tarafından ödenmemesi veya ödenmesi için hiçbir girişimde bulunulmaması olgusu nazara alınarak, yine davalının ikinci işlemle ilgili olarak sonradan tekrar fiyat sorup sormadığı hususu da incelenip değerlendirilerek, ikinci işlemin gerçekleşip gerçekleşmediğinin, aralarında bankacı ve akademisyenlerden oluşan yeni bir bilirkişi heyeti aracılığıyla tespiti ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Kabul şekli bakımından da karşı dava dilekçesinde, karşı davalı bankanın ikinci işlemi gerçekleştirmeyip, ilk işlemde zarara uğradığı gerekçesiyle hesaplardaki paraya el koymasının usulsüz olduğu ileri sürülerek, haksız olarak el konulan paranın iadesi ve opsiyon sözleşmesinin 5. maddesine dayanılarak cezai şart alacağının tahsili istenmiştir. Dolayısıyla mahkemece karşı davadaki istemin sadece cezai şart olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Esasen iddia ve savunmanın yukarıda açıklandığı gibi geliştiği maddi olayda, bir tarafın haklı olduğu oranda diğer tarafın haksız olacağı, diğer bir deyişle bir tarafın davasının kabul edildiği oranda diğer tarafın davasının reddedilmesinin gerektiği tabiidir. Bu durumda mahkemece hem asıl hem de karşı davanın reddedilmesi, karşı davanın sadece cezai şart alacağı istemine ilişkin olarak kabul edilmesi hali için dahi çelişkili olmuştur.
O halde mahkemece karşı davada davalı bankanın yaptığı işlemin usulsüz olduğu kabul edildiğine göre, bu kabul şekli uyarınca, hesapta el konulan paranın karşı davacıya iadesi ve bu usulsüzlüğün opsiyon sözleşmesinin 5. maddesinde belirtilen cezai şart alacağının tahsilini gerektirip gerektirmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekirken, karşı davadaki talebin sadece cezai şart alacağı istemine ilişkin olduğu kabul edilerek, yazılı şekilde karşı davanın reddine karar verilmesi dahi doğru görülmemiş, karşı davada verilen kararın kabul şekli bakımından da karşı davada davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle karşı davada verilen kararın kabul şekli bakımından karşı davada davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL vekalet ücretinin her bir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 20/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.