Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/9825 E. 2014/7917 K. 28.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9825
KARAR NO : 2014/7917
KARAR TARİHİ : 28.04.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/01/2012
NUMARASI : 2006/796-2012/1

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.01.2012 tarih ve 2006/796-2012/1 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalılardan M.. E..’ın yönetim kurulu başkanı, A.. Ö.., İ. M., Y.. A.., İ.. Y.., E.. E..’in yönetim kurulu üyesi, C.. E.. ve M.. D..’ın genel müdür, Ö.. Ö.. ve İ.. E..’in koordinatör olduğu E. Menkul Değerler A.Ş.’nin %24 oranda hissedarı ve C grubu 120.000.000 pay sahibi olduğunu, diğer davalıların ise bu şirketten kredi kullandığını, E.Menkul Değerler A.Ş.’nin 24.11.1999 tarihinde iflasına karar verildiğini, eski yöneticiler hakkında emniyet suistimal suçu ve bu suça katılmadan dolayı açılan kamu davasının 4616 sayılı Yasa uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelendiğini, kamu davasındaki katılma isteklerinin kabul edilmesine rağmen ödenmiş sermayenin sanıklardan tahsili istemi hakkında karar verilmediğini, temyiz sonucu Yargıtay tarafından zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırmaya dair hüküm oluşturulduğunu, iflasın yöneticilerin eylem ve işlemleri sonucunda meydana geldiğini, iflas nedeni ile müvekkilinin şirketteki 120.000,00 TL tutarındaki ödenmiş sermayesinin zarar haline geldiğini, bilirkişinin 27.12.2006 tarihi itibariyle bu zararı 583.010,00 TL olarak hesapladığını, iflas idaresinin apel çağrısında bulunduğunu, bu çağrıya henüz riayet edilmemekle birlikte ödenmek zorunda kalınması halinde riskin daha da artacağını ileri sürerek davalıların haksız eylemleri nedeniyle oluşan 583.010,00 TL müvekkili zararının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı İ.. E.. vekili, iflasın 1999 yılında açıldığını, 7 yıl sonra ikame edilen davanın zamanaşımına uğradığını, davacının alacağını iflas idaresinden talep edebileceğini, sermaye artırımı kararına uymayan davacının şirketin iflasından kusurlu olduğunu, kendi kusuruna dayanarak bir hak talep edemeyeceğini, personel işlerini yapan müvekkilinin ne şekilde sorumlu olduğunun açıklanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı C.. E.. vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının işbu davayı açamayacağını, artırılan sermaye payını ödemeyen davacının şirketin iflasından sorumlu olduğunu, müvekkilinin işinie son verildiği tarihte iflas halinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Ö.. Ö.. vekili, davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, davacının dava açma hak ve yetkisinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Y.. A.., davanın zamanaşımına uğradığını, davanın açılması için iflas alacaklılarının davacıya yetki vermediğini, şirketin iflasında kusurunun bulunmadığını, alınan kredilere imza atmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı H.. M.., katılmadığı ve gıyaben tayin edildiği yönetim kurulu kararlarında imzasının bulunmadığını, seçildiğini öğrenir öğrenmez istifa ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı E.. E.. vekili, davanın zamanaşımına uğradığını iflas alacaklılarının hiç birinin davacının bu davayı açması için olumlu oy kullanmadığını, müvekkilinin yönetimde bulunduğu süre zarfında kusur ve kasıt ile zarara sebep olabilecek bir karara imza atmadığını, aktif husumetin bulunmadığını, davanın iflas idaresince veya yetki devri uyarınca açılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı İ.. Y.. vekili, TTK’nın 309/4’üncü maddesi uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili hakkında açılan ceza davalarının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığını, sabit bir suçun bulunmadığını, iflas idaresinin davacıya dava açma hakkı vermediğini, müvekkilinin şirketteki görevinin 1998 yılı Kasım ayında son bulduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı A.. Ö.. vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili hakkındaki kamu davalarında ortadan kaldırma kararı verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalılardan Y.. M.., M.. S.., N.Y., A.. K.. ve A.. Y..’ın TTK.’nın 309’uncu maddesi uyarınca şirket çalışanı, müdürü veya yönetim kurulu üyesi sıfatlarının bulunmayıp şirketin iş yaptığı kimseler oldukları gerekçesiyle bu davalılar hakkındaki davanın husumet yönünden reddine, davalılar C.. E.., Ö.. Ö.., İ.. Y.., E.. E.., H.. M.., Y.. A.., İ.. E.. ve A.. Ö.. hakkındaki davanın TTK 309/2. maddesi ve İİK 245. maddesi uyarınca hem zaman aşımı yönünden hemde esastan reddine, davalılar M.. E.. ve M.. D.. hakkındaki davanın ise TTK 309 ve İİK 245. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davacının da ortağı olduğu E.Menkul Değerler A.Ş. yöneticilerinin görevlerini yerine getirmemeleri ve bir kısım davalıların da yöneticilerle işbirliği yaparak usulsüz kredi kullanmak suretiyle şirketin iflasına sebebiyet vermeleri iddiasına dayalı olup davacı, zarar haline geldiğini belirttiği ödenmiş sermaye bedelinin tahsilini istemiştir. Buna göre, davalı yöneticiler hakkındaki dava 6762 sayılı TTK’nın 309’uncu maddesi uyarınca sorumluluk davası niteliğindedir.
Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan HMK’nın 297 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında gerekçeli kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi gereklidir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması ve ayrıca gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun olması gerekmektedir. Zira, kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, aralarında çelişki bulunmaması, birbirlerine uygun olması esastır.
Somut olayda, mahkeme kararının hüküm fıkrasının 2 nolu bendinde davalılar C.. E.., Ö.. Ö.., İ.. Y.., E.. E.., H.. M.., Y.. A.., İ.. E.. ve A.. Ö.. hakkındaki davanın hem zamanaşımından hem de esastan reddine karar verildiği halde, gerekçede zamanaşımının dolmadığı ve davalıların zamanaşımı defilerinin yerinde olmadığı açıklanarak gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulmuştur. Kaldı ki, bir davanın hem zamanaşımından hem de esastan reddine karar verilmesi doğru olmayıp 2 nolu hüküm fıkrasında belirtilen davalılara yönelik kararın bozulması gerekmiştir.
2- Hükmün 3 nolu bendinde de yönetim kurulu başkanı M.. E.. ile genel müdür M.. D.. hakkındaki davanın TTK’nın 309 ve İİK’nın 245’inci maddesi uyarınca esastan reddine ilişkin hüküm kurulmuşsa da TTK’nın 309’uncu maddesi uyarınca davanın ne şekilde reddine karar verildiğine ilişkin denetime elverişli bir gerekçe yazılmadığı gibi gerekçeli kararın 18’inci sayfasında İİK’nın 245’inci maddesi uyarınca dava açma hakkının davacıya devredilmemesinin davacının genel hükümlere göre dava açma hakkını engellemeyeceği belirtilmiş olup bu şekilde de hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturulması bozmayı gerektirmiştir.
3- Hükmün 1 nolu bendinde davalılar Y.. M.., M.. S.., N.. Y.., A.. K.. ve A.. Y..’ın TTK’nın 309’uncu maddesi uyarınca şirket çalışanı, müdürü ve yönetim kurulu üyesi olmadıklarından bu davalılar hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmişse de, davacı bu davalıların yönetim kurulu ile birlikte el ve iş birliği yaparak şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüştür. Mahkemece bu iddia üzerinde durulup değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yönetim kurulu üyesi olmadıkları gerekçesiyle husumetten red kararı verilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1), (2) ve (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.