YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2719
KARAR NO : 2014/3783
KARAR TARİHİ : 28.02.2014
MAHKEMESİ : KORGAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/05/2013
NUMARASI : 2012/79-2013/88
Taraflar arasında görülen davada Korgan Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.05.2013 tarih ve 2012/79-2013/88 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili Ş.. A..nın S.S. T. Tarımsal Kalkınma Koop’den TR … kulak küpeli bir adet hamile damızlık inek aldığını ve bu ineğin T. Sigortaları Havuzu İşletmesi A.Ş. tarafından 1775657 poliçe numarası ile sigortalandığını, doğumu sırasında yavrunun ve ineğin öldüğünü, inek ve yavrusunda şap hastalığı olduğundan bahisle ödeme yapılmayacağının bildirildiğini, oysa şap hastalığının bulunmadığını ileri sürerek, inek için 7.150,00 TL ve ineğin yavrusu için de 715,00 TL olmak üzere toplam 7.865,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 28/11/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hayvanın şap hastalığı nedeni ile rahatsızlandığı ve bu durumun teminat dışı olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; İlçe Tarım Müdürlüğü’ne yazılan Korgan ve köylerinde ineğin ölüm tarihinde şap hastalığı olup olmadığına ilişkin müzekkereye verilen yanıttan davacının ineğinde şap hastalığının bulunmadığı; poliçe şartları incelendiğinde de davacının zararının poliçe kasamında karşılanmasının gerektiği, hayvanın etinin hayvan sahibince kullanılıp kullanılmadığı hakkında, 28/11/2011 tarihli tutanak ve tutanakta imzası bulunan M. A. ve Y. Ç.’ün beyanları bir arada değerlendirildiğinde davacının hayvanın etini değerlendirmediği neticesine varıldığı, her ne kadar sigorta poliçesinde ananın ölümünü müteakkip yavrunun ölümü halinde tazminat ödenmeyeceği hüküm altına alınmış ise de; olayda davalı yanın savunmasında önce ananın öldüğü yönünde bir savunmanın bulunmadığı; ayrıca sigorta eksperi İsa Yüksel’in 30/11/2011 tarihli tutanağı içeriğinde de yavrunun anne karnında ölmesi sonucu agoni tablosuna girdiğinden hayvanın zorunlu olarak kestirildiği belirtilmiş ise de mevcut durum karşısında önce yavrunun, daha sonra ineğin öldüğü gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının TR … küpe numaralı ineği için (7.150,00) TL, ineğin buzağısı için (715,00) TL olmak üzere toplamda (7.865,00) TL’nin davalıdan 28/11/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Dava, büyükbaş hayvan sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiştir. Hükme esasa alınan bilirkişi raporuna davalı tarafça yapılan itirazda poliçedeki %20 müşterek sigorta bedelinin düşülmediği belirtilmek suretiyle itiraz edilmiştir. Bu itiraz değerlendirilmeksizin gerekirse % 20 müşterek sigorta bedelinin mahiyeti konusunda sigorta uzmanı bilirkişiden rapor alınmaksızın karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/02/2012 tarih ve 2010/244-2012/14 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.02.2014 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. B. Z. G. ve D. Ö. ile davalı vekili Av. H. S. Ö. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, A. A.Ş’nin davacı, müvekkili T. A.Ş’nin davalı olduğu Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/437 esas, 2008/448 karar sayılı ilamı ile 6.479.527,27 TL’nin davalı müvekkilden tahsili ile davacı A. A.Ş’ye faizi ile ödenmesine karar verilmesi üzerine, davacı konumundaki A. A.Ş tarafından temerrüt tarihlerinin açıkça yazılmadığından bahisle tavzih talebinde bulunulduğunu, mahkemece tavzih talebini kabul ederek 09.03.2009 tarihli karar ile anılan meblağın temerrüt tarihlerinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verildiğini, müvekkilin anılan miktarı ayrıca bir faiz yükü altına girmeden ödemek istediği için davalıya 18.03.2009 tarihinde ihtarname göndererek hüküm ve tavzihe ilişkin temyiz/itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla anılan ilam ile hüküm altına alınan anapara, ödeme tarihine kadar işleyecek faiz, ilam vekâlet ücreti ve yargılama masraflarını ödemeyi, bunun için banka hesap numarası bildirmesini ihtar ettiğini, ihtarnamenin 19.03.2009 tarihinde davalıya tebliğine rağmen 20.03.2009 günü icra takibi başlattığını, müvekkilinin anılan takip sebebiyle dayanak ilamda hükmedilenler dışında ayrıca icra vekâlet ücreti, icra masrafları ve tahsil harcı ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin ihtarnamesinin BK’nun 90.maddesine uygun kayıtsız ve koşulsuz ödeme teklifi olduğunu, söz konusu borcun miktarı ve yasal düzenlemeler gereği PTT ile konutta ödemeli olarak gönderilemeyeceğini, alacaklı temerrüdü koşulları oluşmadığı için tevdi mahalli tayini yoluna da başvuramayacağını, davalı A. A.Ş’nin eyleminin MK’nun 2. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, 417.010,59 TL tahsil harcı, 58.650,00 TL icra vekâlet ücreti ve 22,00 TL icra masrafı olmak üzere toplam 475.682,59 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin yasal haklarını kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, Beyoğlu 1 Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/437 esas sayılı dosyasının 25.11.2008 tarihinde karara bağlandığı, davacının ise davalıya 18.03.2009 tarihinde ihtarname göndererek banka hesap numarası bildirmesini istediği, para borcuna ilişkin ilamların her zaman icraya konulmasının mümkün olduğu, davalı hak sahibinin ilamı icraya koymak ya da banka hesap numarası vererek ödeme ihtarında bulunmak hakkı olduğu, davalının mahkeme hükmüne dayalı alacağını takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, ayrıca kötüniyetle hareket ettiği iddiasının da ispatlanamadığı, davacının zarar olarak belirttiği kalemlerden birinin devlete ödenen tahsil harcı olduğu, diğerinin ise icraya ilişkin vekalet ücreti olduğu, fazladan ödendiği iddia edilen kalemlerin hepsinin yasal dayanakları olan ve yasadan doğan tahsilatlar olduğu, davalının para borcuna ilişkin ilamı icra koymamak gibi bir zorunluluğu bulunmadığı, davalının hesap numarası bildirmediği kabul edilse dahi tevdii mahalli tayini yoluna gidilebileceği, iddia edilen zararın davalının eyleminden kaynaklandığının ispatlanamadığı ve yasal bir hakkın kullanılması olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, haksız yere icra takibi başlatıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, para borcuna ilişkin ilamların her zaman icraya konulmasının mümkün olduğu, davalı hak sahibinin ilamı icraya koymak ya da banka hesap numarası vererek ödeme ihtarında bulunmaya hakkı olduğu, davalının mahkeme hükmüne dayalı alacağını takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, ayrıca kötüniyetle hareket ettiği iddiasının da ispatlanamadığı, davalının para borcuna ilişkin ilamı icraya koymamak gibi bir zorunluluğu bulunmadığı, davalının hesap numarası bildirmediği kabul edilse dahi tevdii mahalli tayini yoluna gidilebileceği, davalının eyleminin yasal bir hakkın kullanılması olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı taraf işbu davayı davalı A. A.Ş’nin eyleminin MK’nun 2. maddesine aykırı olduğuna dayanarak açmıştır.
Türk Medeni Kanununun 2. maddesine göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yani bir hak sahibi hakkını kullanırken ve borçlu borcunu öderken objektif iyi niyet kurallarına uymak, dürüst davranmak, başkalarını zarara uğratmamak zorundadır. Hak sahibi başkasına zarar vermek amacını taşımasa bile hareketi açıkça iyiniyet kurallarına aykırı ise ve başkasını zarara uğratıyorsa veya hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik varsa bu durum hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Anayasa başta olmak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hak sahibinin hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içinde hareket etmesini emretmiş aksi davranışın hukuk düzeni tarafından korunamayacağını belirtmiştir.
Somut olayda Beyoğlu 1 Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.11.2008 tarih, 2006/437 esas, 2008/448 karar sayılı ilamı ile 6.479.527,27-TL’nin davalı T. A.Ş’den faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. Davacı konumundaki A. A.Ş vekili bu kararın tebliğinden sonra 26.02.2009 tarihli dilekçesi ile “davalı tarafından yapılan kesintilere hangi tarihlerden itibaren temerrüt faizi işletileceği konusunda infazda yaşanabilecek tereddütleri gidermek amacıyla” tavzih talebinde bulunmuştur. Mahkemece, tavzih talebi kabul edilerek 09.03.2009 tarihinde tavzih kararı verilmiştir. Bu karardan sonra davalı konumunda bulunan T. A.Ş. 18.03.2009 tarihinde noter kanalıyla davacı-alacaklı konumundaki A. A.Ş’ye ihtarname göndererek “Beyoğlu 1 Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.11.2008 tarih, 2006/437 esas, 2008/448 karar sayılı ilamı ile hükmedilen 6.479.527,27 TL’yi, bu meblağ için ödeme gününe kadar tahakkuk edecek değişen oranlarda avans faiziyle birlikte ve 59.795,00 TL vekalet ücreti ve 87.539,02 TL tutarındaki yargılama giderini, karar tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte derhal ve defaten ödemeye hazır olduğunu, bu nedenle anılan ödemelerin yapılabilmesi için hesap numarası bildirilmesini” istemiştir. Anılan ihtarname A. A.Ş’ye 19.03.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Buna rağmen alacaklı konumundaki A. A.Ş’nin, T. A.Ş’ye hesap numarası bildirerek alacağını tahsil etme imkanı varken hukuki yararı bulunmadığı halde hesap numarası bildirmeden ihtarnamenin tebliğinin hemen ertesi günü yani 20.03.2009 tarihinde söz konusu mahkeme ilamını takibe koymak suretiyle MK’nun 2. maddesine aykırı davrandığı ve borçlu konumundaki T. A.Ş’nin dava konusu alacak kalemleri yönünden zarara uğramasına neden olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla mahkemece, davalı A. A.Ş’nin MK’nun 2. maddesine aykırı bu davranışının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı nazara alınmadan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.