YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2084
KARAR NO : 2014/8456
KARAR TARİHİ : 05.05.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/12/2013
NUMARASI : 2012/66-2013/228
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03/12/2013 tarih ve 2012/66-2013/228 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1991 yılında halen çalıştığı Ankara Eğtimi ve Araştırma Hastanesi’nde asistanlık görevine başladığını, 1995 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi Eczacılık Bilimleri Merkezi’nin işbirliğiyle yaptığı araştırma sonucu “Volatil Anestetiklerin Antioksidan Savunma Sistemine Etkileri” başlıklı tezi ile uzmanlık derecesi aldığını, söz konusu teze ilişkin sonuçların 1996 senesinde yurtdışında yapılan bir kongrede “The Effect of Volatile Anaesthetics to Antioxidant Defence Systems” başlığıyla, davalılardan A. Sayal ve dava dışı yazarlar N. Ünal, S. Günal, T. Ceyhan ile birlikte sunumunu gerçekleştirdiğini; ilerleyen yıllarda yine aynı ekiple yaptığı çalışmayı 1999 yılında “The 4th Congress of Toxicology in Developing Countries/ 4. Gelişmekte Olan Ülkelerde Toksikoloji Kongresi” kapsamında “Effects of Occupational Exposure To Inhalation Anaesthetics on Antioxidant Defense Mechanism” başlığıyla davalılardan A.. A.., A.. S.. ve dava dışı üçüncü kişiler T. Ceyhan, M. Bababalım, S. Günal, L. Karabıyık, A. Aşkın Işımer, N. Ünal isimli yazarlarla sunduğunu; davacı müvekkilinin hakem olarak çeşitli dergilerde görev yapması nedeniyle pek çok yazı incelediğini ve bunlardan birinde kendi tezine ve bahsi geçen çalışmalara çok benzeyen iki yayının referans olarak kullanıldığını fark ettiğini, bu yayınlardan ilki olan “Effects of Halothane, Enflurane and İsoflurane on Plasma and Erythrocyte Antioxidant Enzymes and Trace Elements” başlıklı ve tüm davalıların ismini taşıyan makalenin 2004 yılında bir dergide yayınlanmış olduğunu, müvekkilinin uzmanlık tezi ve 1996 tarihli bildirisinden intihal suretiyle ve hiç bir atıf yapılmadan üretildiğini farkettiğini; yine “Effect of Volatile Anaesthetics on Oxidative Stres due to Occupational Exposure” başlığı ve davalılar H.. T.., A.. A.. ve A.. S.. isimleri ile 2005 yılında bir dergide yayınlanan ikinci makalenin ise 1999 tarihli bildiriden izni olmadan intihal suretiyle oluşturulduğunu ve hiç bir atıf yapılmadığını tespit ettiğini, bunun üzerine müvekkilinin YÖK Başkanlığı ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı’na, intihal hususunda şikayette bulunduğunu, yapılan değerlendirmeler neticesinde “intihal yapıldığı” sonucuna varıldığını; davalıların intihal suretiyle oluşturdukları yazıları anılan dergiler yanı
sıra internet ortamında da pek çok sitede yayınladıklarını ve eserlere akademik özgeçmişlerinde dahi pek çok kez yer verdiklerini, eylemin süreklilik arz ettiğini ileri sürerek, ihlal oluşturan makalelere internet ortamında erişimin engellenmesine; her bir makale yönünden 20.000 TL manevi tazminatın ilk makale yönünden tüm davalılardan, 2. makale yönünden H.. T.., A.. A.. ve A.. S..’dan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı A.. S.. vekili, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini; davacının tıpta uzmanlık unvanını almak için hazırladığı 1995 tarihli tezinin, müvekkilinin doktora tezinin değişik bir uygulaması olduğunu, bu nedenle davacı tezini hazırlarken kendisine yardımcı olduğunu, davalılardan H.. T..’ın 2003 yılında davacı tezinin benzeri bir çalışma yapmak üzere müvekkiline teklifte bulunduğunu, ancak zaten Profesör olması nedeniyle buna ihtiyaç duymamakla beraber anılan davalıya yardımcı olmak için kabul ettiğini, hatta davacı tezini fikir edinmesi için önerdiğini; intihal iddiasına konu her iki makalenin de davalı H.. T.. tarafından hazırlandığını, müvekkilin hiç bir katkısı olmadığı gibi makale ve yayını için onay ya da bir imza vermediğini; intihal yapıldığı iddia olunan sonuçların bilimsel veriler olduğunu, savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı A.. A.., davanın zamanaşımına uğradığını, davacı tez çalışmasını gerçekleştirdiği yıllarda kendisinin de G.. Eczacılık Bilimleri Farmasötik Toksikoloji ABD ‘da asistan olarak görev yaptığını, davacıya tezini hazırlama aşamasında hiçbir maddi menfaat ve çıkar gözetmeksizin, sadece bilimsel araştırmasını yapabilmesi için yardım ettiğini; ihlal oluşturduğu iddia olunan yayınları hazırlayanın diğer davalı H.. T.. olduğunu, laboratuar analizlerinin G.. Eczacılık Bilimleri Merkez Başkanlığı laboratuarında yapıldığını ve A. Sayal tarafından sonuçların H.. T..’a verildiğini, ham sonuçların tek başına birinin mülkiyetine verilemeyeceğini, savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı N.. B.. ve H.. B.. vekili, davacının tezine ilişkin laboratuar çalışmalarını G.. Eczacılık Bilimlerinde yaptığını, davacının intihal iddiasının mesnedini yayının kurgusu ve laboratuar sonuçlarının kullanılmasının oluşturduğunu, N.. B..’ın Biyokimya alanında uzman olması nedeniyle, hem corresponding author hem de sonuçların moleküler mekanizmalarının, uzmanlık alanıyla ilgili olarak kendisine verilen sonuçların değerlendirmesinde görev aldığını, davalı H.. B..’ın ise genel cerrahi uzmanı olarak çalışmaya uygun hastalardan kan aldırılması ve uygun koşullarda saklanmasını sağladığını, müvekkillerinin bu katkıları nedeniyle söz konusu makalelerde yazar olarak ifade edildiklerini, somut uyuşmazlıkta G.. Eczacılık Bilimlerinin katkısıyla yapılan multidisipliner çalışmada yayındaki sonuçlardan sorumlu kişilerin laboratuvar çalışmasını yapan ve yazar olarak yer alan kişilerin olacağını, müvekkillerinin ortak yapılan bir çalışmada, sorumlu olmadıkları bir bir alan ve kısımla ilgili intihal yaptığının iddia edilmesinin kötüniyetli bir yaklaşım olduğunu, yazarların katkılarının ve sorumluluklarının belli olduğunu; savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı H.. T.. vekili, intihal iddiasına konu yayına ilişkin laboratuvar analizlerinin de davacı tezi ile aynı laboratuvarda ve aynı kişiler yani davalı A. A..ve A. Sayal tarafından yapıldığını, müvekkili yayınının farklı olduğunu, öte yandan müvekkilinin ortak yapılan bir çalışmada, sorumlu olmadığı bir bilim alanına ilişkin çalışma ve bölümlerden dolayı sorumlu tutularak intihal yaptığı iddialarının yerinde olmadığını, müvekkilinin sorumluluğunun, gönderdiği kan örneklerinde ölçümleri yapan laboratuvardan verilen sonuçları klinisyen olarak yorumlamak ve literatürle karşılaştırarak makale hazırlamak olduğunu, bu bakımdan H.. B..’ın kan örneklerinin alınmasında, N.. B..’ın corresponding author olarak ve sonuçların moleküler mekanizmalarının değerlendirmesinde, müvekkilin ise klinisyen ve yazar olarak yayındaki katkıları nedeniyle intihalin bulunmadığının açık olduğu, sonuçlar yönünden ise sorumlulukların davalılar A.. S.. ve A.. A.. üzerinde olduğunu, ancak sonuçların da tek başına intihale konu olmalarının mümkün olmadığını, çünkü herkes tarafından kullanılan bilimsel verilerin sahibinin hususiyetini taşır nitelikte olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, tüm davalıların yazar olarak adlarının bulunduğu 2004 tarihli makalenin, davacının tez çalışması üzerindeki; 2005 yılında yayınlanan yazar olarak davalılar H.. T.., A.. A.. ve A.. S.. adlarının yer aldığı makalenin ise; davacının araştırmayı yapan birinci yazar olarak yer aldığı bilimsel bildiri üzerindeki mali haklarından yayma, çoğaltma, kamuya iletim, manevi haklarından ise adın belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını önleme ve umuma arz haklarını ihlal ettiği, davaya konu her iki makaleden davalılar tarafından yapılan alıntıların, tamamen atıfsız olduğu ve davacı adına yer verilmediği gibi, iktibas serbestisi kapsamında makul kabul edilebilecek düzeyi de aştığı, alıntı yapılan kısmın sadece laboratuvar sonuçlarından ibaret ham veriler olduğu yönündeki bir kısım savunmalara itibar edilemeyeceği, zira bu ham sonuçların tek başına bir anlamı olmadığı, davacının hususiyetinin ve katkısının, ham verilerin gruplandırılıp istatistik verilere dönüştürülmesi, daha sonra yorumlarının yapılması, bu veri ve yorumlardan hareketle üretilen ihlale konu bilimsel tez ve makalenin öz ve şekil olarak bir bütün halinde eserin korunabilir özgün kısmını oluşturduğu, davalılar makalelerinin sadece ham laboratuvar verilerinin yeniden özgün bir şekilde sınıflandırılıp, istatistik veri ve yorumlarla yeni ve bağımsız bir eser üretilmesi niteliğinde bulunmadığı, davalıların her iki makaleye esas davacı bilimsel araştırmalarından ayrı bir deneysel çalışma yapmakzsızın makaleleri kaleme aldıkları ve yayınladıkları, davalıların intihal suretiyle meydana getirilmiş makalelerde yazar olarak adının geçmesi itibariyle, davacı manevi ve mali haklarına ihlal oluşturan eylemleri doğrudan doğruya birlikte işledikleri, davalıların kusurlu eylemi benimseyip dava tarihine kadar devam ettirdikleri, gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, tecavüzün ref’ine, makalelerin internet ortamından kaldırılmasına, bu mümkün olmadığı takdirde ihlal oluşturan içerik ve yayın yapan web sitelerine erişimin engellenmesine, 2004 yılında yayınlanan makale nedeni ile 10.000 TL manevi tazminatın tüm davalılardan, 2005 yılında yayınlanan makale nedeni ile 3.000 TL manevi tazminatın davalılar H.. T.., A.. A.. ve A.. S..’dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyetince düzenlenen asıl ve ek raporlarda tüm davalılar tarafından meydana getirilen ve 2004’te yayınlanan “Effects of Halothane, Enflurane and İsoflurane on Plasma and Erythrocyte Antioxidant Enzymes and Trace Elements ” adlı makaledeki istatistiki ham verileri gösterir tabloların davacının 1995 yılında hazırladığı toplam (66) sayfadan ibaret “Volatil Anestetiklerin Antioksidan Savunma Sistemine Etkileri” adlı uzmanlık tezinde yer alan tablolardan izinsiz ve kaynak gösterilmeden alınmış olduğu, yine davalılar H.. T.., A.. A.. ve A.. S.. adlarıyla 2005 yılında yayınlanan “Effect of Volatile Anaesthetics on Oxidative Stres due to Occupational Exposure” adlı makalede yer alan ham verileri gösterir tabloların da davacının eser sahiplerinden birisi olduğu 1999 tarihli “Effects of Occupational Exposure To Inhalation Anaesthetics on Antioxidant Defense Mechanism” başlığı ile yayınlanan posterdeki tablolardan izinsiz olarak ve davacının adı belirtilmeksizin alındığı mütalaa edilmiştir.
Bilirkişi ek raporunda söz konusu verilerin oluşturulmasında kullanılan yöntem, deneklerin sayısı ve gruplandırılması, testler için belirlenen yaş aralığının belirlenmesi, hastaların sağlık koşullarının sigara, alkol veya benzeri ürünleri kullanmayanlar olarak kabul
edilmesinde fikri bir katkıdan bahsedilemeyeceği, davacının çalışmasında kullandığı Halotan, Enfluran ve İsofluran anesteziklerinin en yaygın kullanılan anestezikler olduğu ve bu alanda bir çalışma yapacak kişinin de bu anestezikleri kullanacağı, kan tahlillerinin yapıldığı zamanın da bilimsel çalışmanın özniteliğini etkileyecek bir unsur olmadığı, ancak küçük küçük dahi olsa bu unsurların tümünün bir araya getirilmesinin bir emeğin sonucu olduğu, bu verileri gösterir tabloların eser olup olmadıklarının takdirinin ise mahekemeye ait olduğu ifade edilmiştir.
Mahkemece, söz konusu ham verilerin gruplandırılıp istatistiki verilere dönüştürülmesi, daha sonra yorumlarının yapılması, bu veri ve yorumlardan hareketle üretilen ihlale konu tez ve makalenin öz ve şekil olarak bir bütün halinde eserin korunabilir özgün kısmını oluşturduğu kanaati ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, az önce de açıklandığı üzere bilirkişi heyetince düzenlenen asıl ve ek raporlarda sonuç olarak dava konusu bilimsel eserler arasındaki benzerliğin laboratuvar analizleri neticesinde elde edilen ham verileri gösterir tablolar olduğu, bu tablolar haricinde dava konusu eserler arasında benzerlik bulunmadığı mütalaa edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu ham verilerin davacı tarafından belirlenen canlı deneklerden alınan kan örnekleri üzerinde yapılan laboratuvar analizleri ve bunların bilimsel değerlendirilmesi sonucu oluşturulan tablolar olduğu ve bu tabloların davacının eser sahibi olduğu 66 sayfalık uzmanlık tezinde ve yine bir kısım davalılarla birlikte eser sahiplerinden birisi olduğu poster çalışmasında kullanıldığı, dava konusu makalelerde de bu tabloların kullanıldığı bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Söz konusu tablolar dışında dava konusu eserler arasında benzerlik bulunmadığı bilirkişi raporunda belirtildiğine göre, davacı tarafından belirlenen ve gruplandırılan deneklerden alınan kan örneklerinin G.. Eczacılık Bilimleri Merkez Başkanlığı laboratuvarında yapılan analizi sonucu oluşan ham verilerin tablo haline getirilmesinden oluşan fikri faaliyetin de bilimsel tez ve poster çalışması kapsamında hususiyet unsuruna sahip eser olarak korunmaları gerekip gerekmeyeceği belirlenmelidir.
Bir bilimsel eserdeki istatistiki bilgiler eser sahibi tarafından bizzat oluşturularak meydana getirilmişse sahibinin hususiyetini taşıması koşuluyla 5846 sayılı FSEK’ nun 1/B ve 2. maddeleri kapsamında eser olarak korunması mümkündür. Ancak, bu değerlendirmenin de her somut olayın özellikleri dikkate alınarak yapılması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, dava konusu tabloya esas teşkil eden kan örneği alınacak deneklerin belirlenmesi, gruplandırılması, sağlık koşulları ve çalışmada kullanılan anesteziklerin bu tür bilimsel çalışmalar bakımından genel ve yaygın metodlar olduğu, ham veriler üzerindeki istatistiki değerlendirmede kullanılan Wilcoxon eşleştirilmiş ikili örnek testinin de bilimsel bir eşleştirme yöntemi olduğu bilirkişi heyetince düzenlenen asıl ve ek raporda açıklanmıştır. Bu durumda, bilinen yöntemler üzerinden yapılan istatistiki çalışma sonuçlarının tablo haline getirilmesinin fikri faaliyet ürünü olduğu tartışmasız olmakla birlikte, böyle bir yöntemin 5846 sayılı FSEK’nun 1/B ve 2. maddeleri anlamında sahibinin hususiyetini yansıtan ve anılan Yasa hükümleri kapsamında korunması gereken birer eser olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bir fikri ürünün elde edilmesi için kullanılan işletme metodu, yöntem ya da matematiksel kavramlar vb. faaliyetlerin eser olarak korunması mümkün değildir (TRIPS mad. 9/2). Dava konusu tabloların konusunun planlanması ve deneklerin seçilmesi faaliyeti ve laboratuvar sonuçlarının bilimsel metodlar kullanılarak tablo haline getirilmesinin, aynı konuda bilimsel çalışma yapan başka uzmanların da başvurabileceği ve benzeri sonuçları elde edebileceği bir yöntem olması nedeniyle, mahkemece bu faaliyetin davacının hususiyetini yansıtan birer eser olarak kabulü isabetli değildir.
Bu durumda, davacının 1994 yılındaki çalışması sırasında kullandığı deneklerden alınan kan örneklerinin analizinden oluşan ham verilerin yer aldığı tabloların hususiyet içeren ilim ve edebiyat eseri olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığı halde uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekirken, davacının mali ve manevi haklarına tecavüz oluşturduğundan bahisle davanın kısmen kabulü doğru görülmediğinden kararın temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 05.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.