Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/1874 E. 2012/6266 K. 29.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1874
KARAR NO : 2012/6266
KARAR TARİHİ : 29.05.2012

MAHKEMESİ : ELAZIĞ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/11/2011
NUMARASI : 2009/399-2011/396
Yanlar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 29.5.2012 Salı günü saat 9.30′ da daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Davalar, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davaların reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacıların miras bırakanı İ.’ün maliki olduğu 47 ve 1929 parsel sayılı taşınmazlarını 03.05.1979 tarihinde 2168 parseli de 09.03.1981 tarihinde dava dışı oğlu F.’e satış suretiyle temlik ettiğini, F.’inde taşınmazları 18.05.1993 tarihinde dava dışı B.S.’ya sattığı bu kişinin de 03.11.1993 tarihinde davalıya satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, miras bırakanının ara malikler kullanmak suretiyle davalıya yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonucu, dava dışı F.in murise sunduğu hizmet ve bakımın karşılığının semen olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bu durumda muris tarafından yapılan ilk temlikin ivazlı olduğu ve muvazaa iddialarının da kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l–4–1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, miras bırakan tarafından sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapılmışsa, mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olaya yukarıdaki ilkeler ışığında bakıldığında, miras bırakanın dava konusu taşınmazlar dışında başka taşınmazlarını da davalının babası olan oğluna temlik ettiği, kendisine bakması nedeniyle temliki işlemini gerçekleştirdiği yönündeki gerekçeler, temlike konu taşınmazlar göz önünde bulundurulduğunda, makul ölçülerde olmadığı, ayrıca mahkemece yapılan araştırma sonucu miras bırakanı adına başka taşınmaza kayden rastlanmadığı, davacı oğluna da bir taşınmazdaki payının temlikte bulunmak suretiyle tüm mal varlığını devretmiş olduğu, diğer mirasçısı olan davacı kızına terekeden mal intikal etmediği sonucuna varılmaktadır.
Esasen yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Bir başka ifade ile murisin iradesi önem taşımaktadır. Mahkemece toplanan deliller yukarda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, miras bırakının yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olduğu ve bu amaçla temliklerin gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddi yönünde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.