Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/20658 E. 2014/9406 K. 07.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/20658
KARAR NO : 2014/9406
KARAR TARİHİ : 07.05.2014

MAHKEMESİ : SİLİFKE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/07/2013
NUMARASI : 2010/184-2013/690

Taraflar arasında görülen tapu iptal ve tescil davası sonucunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalı Durmuş vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının okuma yazma bilmemesi nedeniyle damadı olan davalı Durmuş hileli davranışları sonucunda, maliki olduğu 932 parsel sayılı taşınmazını satış yoluyla Durmuş a temlik ettiğini; satış tarihinde 68 yaşında olan davacının yaşı itibariyle yapılan hukuki işlemini önemini kavrayacak durumda olup olmadığının, bu hususta yükümlülüğü olan davalı Tapu Sicil Müdürlüğünce araştırılmadığını ileri sürerek, davalı Durmuş adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Silifke Tapu Müdürlüğü vekili, davanın süresinde açılmadığını, Tapu Mürdürlüğü’nün davada taraf olma ehliyeti ve sıfatı bulunmadığını; davalı Durmuş vekili ise, davacının kendi iradesiyle satış yaptığını, tüm çevre tarafından satış yapıldığının bilindiğini, bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini bildirerek, davanın reddini savunmuşlardır..
Mahkemece, hile iddiasının sabit olduğu gerekçesiyle davalı Durmuş yönünden davanın kabulüne; diğer davalı Tapu Müdürlüğü bakımından ise husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, dava dilekçesi içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada, hile hukuki sebebi yanında, ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Ehliyetsizlik kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden araştırılması gereken hususlardandır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.4.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21).
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, HMK’nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakim tarafından diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirecektir. Temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Ne var ki, mahkemece ehliyetsizlik iddiası bakımından bir araştırma yapılmış değildir.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, davacıya ait raporlar, reçeteler vs. İstenerek dosyanın Adil Tıp 4. İhtisas Kuruluna gönderilerek akit tarihi itibariyle hukuki ehliyete haiz olup olmadığı yönünde rapor alınması; davacının, ehliyetsiz olduğunun belirlenmesi halinde, öncelikle davacıya vasi tayin edilmesinin sağlanması, vasi tarafından dava takip edildiği takdirde davanın kabulüne karar verilmesi; yok eğer, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde ise, hile hukuksal nedenine dayalı isteğin değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davalı Durmuş vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.