YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18122
KARAR NO : 2014/7130
KARAR TARİHİ : 03.04.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/03/2013
NUMARASI : 2009/24-2013/119
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, çekişmeli taşınmazları kendi kazancı ile satın aldığını ve eski eşi Özcan’ın bu taşınmazları satıp başka bir gayrimenkul ve araba alacağı telkiniyle kandırması sonucunda satış için dava dışı 3. kişileri vekil kıldığını, vekillerin vekalet görevini kötüye kullanmaları sonucunda davaya konu edilen taşınmazların muvazalı olarak kayın biraderi olan davalıya devredildiğini, yapılan bu işlemlerin iradesinin fesada uğratılması sonucunda Özcan’ın evlilik birliği içindeki güven duygusunun kötüye kullanılarak gerçekleştirildiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteği ile eldeki davayı açmıştır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kat irtifakı kurulu 61260 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 13 nolu bağımsız bölümün davacıya ait olduğu, Ankara 14. Noterliğinin 30.11.2007 tarihli düzenleme şeklindeki vekaletnamesi ile vekil tayin ettiği dava dışı E.. E..’ın anılan taşınmazı 04.12.2007 tarihinde 2.000,00-TL bedelle davalı Özkan’a, Özkan tarafından da 11.05.2008 tarihinde dava dışı Selçuk’a, Selçuk tarafında da 22.02.2008 tarihinde yeniden davalı Özkan’a satış suretiyle temlik edildiği, çekişmeye konu kat irtifakı kurulu 61260 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 3 nolu bağımsız bölümün de davacıya ait olduğu, Ankara 7.Noterliğinin 27.07.2007 tarihli düzenlenme şeklindeki vekaletnamesi ile dava dışı vekili Erol Kahtalı’nın anılan taşınmazı 23.08.2007 tarihinde dava dışı Kemal’e 4.500,00-TL bedelle satış suretiyle temlik ettiği, mahkemece, yapılan yargılama sonucunda 13 nolu bağımsız bölüm yönünden iddiaların kanıtlanamadığı gerekçesiyle, 3 nolu bağımsız bölüm yönünden ise bu parselin dava dışı 3. kişi adına kayıtlı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği; davacının, davalı Özkan’ın erkek kardeşi olan dava dışı Özcan ile 15.11.1993 yılında evlendiği, 20.12.2007 tarihinde boşandıkları, anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; her ne kadar davacı vekili 17.11.2011 tarihli dilekçe ile dava konusu 3 nolu bağımsız bölüm hakkında bir taleplerinin olmadığını bildirilmiş ise de; 6100 sayılı HMK’nın 123. maddesi gereğince davacının, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda davacı tarafca verilen dilekçe üzerine davalının, davanın geri alınması yönünde açık muvafakati bulunmadığına göre, uyuşmazlığın 3 nolu bağımsız bölüm yönünden de devam ettiğine kuşku yoktur.
Öte yandan; davacının maliki olduğu 13 nolu bağımsız bölümün Ankara 14. Noterliğinin 30.11.2007 tarihli düzenleme şeklindeki vekaletnamesi ile vekil tayin ettiği dava dışı E.. E.. tarafından 04.12.2007 tarihinde 2.000,00-TL bedelle davacının kayın biraderi olan davalıya satıldığı, taşınmazın dava tarihi itibariyle gerçek değerinin 30.000,00-TL olarak saptandığı, davacıya satış bedeli olarak bir ödemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim tanık olarak dinlenen vekil Erkan’ın ve davalının dolaylı anlatımlarından temlik için bir bedel ödenmediği sabittir. Bu durumda 13 nolu bağımsız bölümün vekalet görevi kötüye kullanılmak suretiyle temlik edildiği sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca; 13 nolu bağımsız bölüm yönünden tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru olmadığı gibi 3 nolu bağımsız bölüm hakkındaki davanın pasif sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmesi ve bu bağımsız bölüm yönünden davalı yararına maktu avukatlık parasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının, temyiz itirazları belirtilen sebeplerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.