Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/1153 E. 2010/3442 K. 25.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1153
KARAR NO : 2010/3442
KARAR TARİHİ : 25.03.2010

MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/10/2009
NUMARASI : 2006/408-2009/365

Taraflar arasında görülen davada;Davacılar, kök murisleri H. K.ve A.K.ın tüm mal varlıklarını mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla davalı oğulları H.İ.ve A.a satış suretiyle muvazaalı temlik ettiklerine, bu davalıların bır kısım tapuları sattıklarını bir kısmının da kamulaştırma bedellerini aldıklarını 2073 ada 6 parseldeki bir kısım paylarını da yakınları olan diğer davalılara devrettiklerini ileri sürerek, 448 ada 3, 44 ada 5, 218 ada 3, 2073 ada 6 parsel sayılı taşınmazların miras payları oranında tapularının iptali, tescil ve ecrimisil isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı iddialarının kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ……raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedildi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mahkemece .ada 3 parsel sayılı taşınmaz yönünden davacıların feragat etmeleri nedeniyle bu parselle ilgili davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmakdır.
Diğer taşınmazlara gelince, davacıların kök miras bırakanları, dedeleri H.K. ile anne anneleri A. K.’ın dava konusu taşınmazlar ile birlikte tüm mal varlıklarını teşkil eden taşınmazlarını oğulları olan davalı H.İ.ile yargılama aşamasında ölen A.a 17.2.1968 tarihli akit ile intifa hakkı üzerlerinde kalmak üzere çıplak mülkiyetlerini satış suretiyle temlik ettikleri görülmektedir.
Davacıların, temliki işlemin tek kız çocuk olan miras bırakan anneleri Hiçriye’den mal kaçırmak amacıyla muvazaalı yapıldığını ileri sürecek eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l–4–1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, miras bırakan tarafından sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapılmışsa, mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, muris muvazaasına dayalı olarak açılan davaların herhangi bir zaman aşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman dava açılabileceği tartışmasızdır.
Somut olayda, miras bırakanların tüm mal varlıklarını, ölümlerinden önce elden çıkarmalarının olağan olmadığı, taşınmaz satmalarını gerektiren bir nedenlerinin ve paraya ihtiyaçlarının da bulunmadığı, satış değerleri ile gerçek değerler arasında aşırı fark bulunduğu ve satış bedellerinin ödendiğinin de kanıtlanamadığı, bu olgular yukarıda değinilen ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanların gerçek iradelerinin tek kız çoçukları olan davacıların miras bırakanından mal kaçırmak olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, 44 ada 5, 218 ada 3 ve 2073 ada 6 parsel yönünden (2073 ada 6 parselin sadece arsası üzerinden) davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.