Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2016/31 E. 2017/2717 K. 03.04.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/31
KARAR NO : 2017/2717
KARAR TARİHİ : 03.04.2017

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : TCK’nın 89/4, 62/1, 51/1, 53/6. maddeleri gereğince mahkûmiyet, erteleme

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Kendilerini ayrı vekil ile temsil ettiren katılanlar lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, tek vekalet ücretine hükmedilmesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin, kusura ve eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerektiği, dosya içeriğine göre; sabıkası olmayan, dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı bulunmayan, yargılama sırasındaki davranışları lehine değerlendirilerek cezasında TCK’nın 62. maddesi gereğince indirim yapılan, lehe hükümlerin uygulanması talebinde bulunan sanık hakkında TCK’nın 50/1-a-4 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı kararda tartışılmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince tebliğnamedeki isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 03/04/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ :
Tartışılacak olan husus hapis cezasının, öncelikle paraya mı çevrileceği veya erteleme hükümlerinin mi uygulanacağı hususudur.
Yasa koyucu, cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin her iki kurum yönünden bir öncelik sıralaması belirlememiş, gözetilecek ölçütleri göstermekle yetinerek hangisinin uygulanacağı hususunu hakimin takdirine bırakmıştır. Cezanın kişiselleştirilmesinde hakim, sanığın durumunu dosyadaki bilgi ve belgelere, ya duruşmada edindiği izlenime göre değerlendirecek ve bu kurumlardan hangisinin uygulanacağını ya da uygulanmasının gerekmediğini kanunda öngörülen ölçütlere göre takdir edecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17/12/2013 tarih 2012/12-1519 -2013/613 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, erteleme de, hapis cezasının seçenek yaptırım olarak adli para cezasına çevirmesi de cezanın suçlunun kişiliğine uydurulması, yani bireyselleştirilmesinin yollarından birisi olup mutlak olarak birinin diğerinden daha lehe olduğundan söz edilemeyecektir. Bu bağlamda ödeme gücü bulunmayan bir sanık için ertelemenin, ödeme gücü yerinde olan ve bu yönde talepte bulunan bir sanık için ise adli para cezasına çevirmenin daha lehe olduğunun kabulü mümkündür. Her somut olayda sanığın sosyal ve ekonomik durumu ile kişiliğine göre bir belirleme yapmak gerekir.
Somut olayda, şöfor olup aylık geliri 1500-tl olan, bakmakla yükümlü 4 çocuğu bulunan sanığın adli para cezasını ödeyemeyeceği, erteleme hükümlerinin uygulanmasının sanığın durumu itibariyle daha lehine olacağı açıktır. Sanık tarafın, lehe hüküm talebinde bulunduğu ancak ne yargılama aşamasında ne de temyiz itirazlarında tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi yönünde taleplerinin de bulunmadığı görülmekle,
Yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının ertelenmesine ilişkin hükmün, sanık tarafın lehe hüküm talebinin bulunduğundan bahisle kararda adli para cezasına çevrilme hükümlerinin tartışılmaması gerekçesiyle mahkeme kararını bozan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.