YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/25721
KARAR NO : 2015/27182
KARAR TARİHİ : 22.06.2015
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dikili ağaca zarar verme
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Müştekinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık hakkında şikayetçi olan müştekinin, 5271 sayılı CMK’nın 260/1. maddesine göre, sanık hakkında kurulan hükmü temyize hakkı bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Müştekinin yokluğunda verilen 08/05/2013 tarihli kararın müştekiye 29/05/2013 tarihinde tebliğ edildiği, müştekinin yasal süresi geçtikten sonra yaptığı 18/06/2013 tarihli temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2- Üst Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Sanıkla müştekinin kardeş oldukları, sanığın, babalarından kendilerine miras kalan ve fiilen taksim yaptıkları ve katılana ait bölüme düşen taşınmazdaki on dört adet kavak ağacını kesmek suretiyle kamu malına zarar verme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
Türk Medeni Kanunu’nun 706, Borçlar Kanunu’nun 213., 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse, kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (sözde sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. Açıklanan nedenlerle, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, katılan ve sanığın kullandığı taşınmaza ait tapu veya diğer kayıtlarının getirtilmesi, müştekinin usulüne uygun olarak duruşmaya çağrılarak şikayet ve delilleri ile davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulması, refakate ziraat ve fen bilirkişisi ile mahallini bilen yerel bilirkişilerin alınarak keşif icra edilmesi, kesildiği belirtilen ağaçların hangi taşınmaz içerisinde bulunduğu, bu taşınmazla ilgili mirasçılar arasında fiili taksim olup olmadığı, yapılan ilk taksimden sonra sanığın oğlunun ev yapması nedeniyle yeniden bir taksim yapılıp yapılmadığı, bu taksime göre, kesilen ağaçların hangi bölümde kaldığı hususlarının araştırılması, taşınmaza ait diğer mirasçıların tanık sıfatıyla dinlenilmesi, bütün deliller toplandıktan sonra sanığın suç işleme kastıyla hareket edip etmediğinin de karar yerinde tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, üst Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.