Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/22141 E. 2014/13045 K. 02.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22141
KARAR NO : 2014/13045
KARAR TARİHİ : 02.07.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır. Sanığın, aracıyla katılanlara ait evin önüne gelip durarak katılanlardan su istediği, daha sonra katılanlarla sohbet ederek, onlarda bir adet kuzu olup olmadığını sorduğu, daha sonra, onlarda büyü olduğunu, eğer müdahale edilmezse dağlara çıkabileceklerini söylediği ve katılanların ailesiyle ilgili olarak daha önce öğrendiği bilgileri verdiği, çocuklarının bir kız kaçırdığını, bunun için çok miktarda para verdiklerini, kendisine bir kuzu ve bir miktar para verilmesi halinde kızı ve parayı getirebileceğini söylediği, büyü yapmak için katılanlardan bir çok malzeme istediği, katılanların her denileni yaptıkları, bir kuzu kesilip kanının içilmesi gerektiğini söyleyerek kuzuyu alıp evine götürdüğü, ertesi gün kendi evlerine gelip kuzuyu keseceklerini söylediği, katılan …’nin 250 TL karşılığı bir kuzu, katılan …’nin ise 500 TL parayı sanığa verdikleri, bir sonraki gün katılanlar ve çocukları ile katılan …’nin eşinin sanığın evine gittikleri, sanığın abdest alıp toprağı okumaya başladığı, çocuğu evin alt katına götürerek tabak içindeki suyu izlettirdiği, sanığın kuzuyu kesmeyip hayvanlarının arasına kattığı, daha sonra katılanların durumdan şüphelenerek sanıktan kuzu ve paraları istemelerine rağmen sanığın vermediği, böylece sanığın, büyü olduğunu ve bunu bozacağını söyleyerek hileyle katılanların parasını ve kuzusunu alıp vermediği, bu şekilde büyücülük ve üfürükçülük yapıp dini inanç ve duyguları istismar etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, katılanlar ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır, bu nedenlerle, suçun basit dolandırıcılık kapsamında kaldığı gerekçesine dayanan tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanığın, katılanlardan ayrı ayrı menfaat temin ederek 5237 sayılı TCK’nın 43/1-2 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla birden fazla kişiye karşı tek bir fiille suç işlemiş olması karşısında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayarak eksik ceza tayin edilmesindeki isabetsizlik aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 02/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.