Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/352 E. 2014/1552 K. 30.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/352
KARAR NO : 2014/1552
KARAR TARİHİ : 30.01.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik, resmi belgeyi bozma
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Şikayetçi …’nı temsilen Muhakemat Müdürlüğü duruşmadan haberdar edilmemiş ve katılan sıfatını alabilecek imkan tanınmamış ise de; CMK’nın 260/1. maddesi uyarınca “katılan” sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören şikayetçi … adına vekilin kanun yoluna (temyiz ) başvurma hak ve yetkisinin bulunduğu kabul edilerek yapılan incelemede:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek
şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesinin 5. fıkrasına göre; Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Buna göre, iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan Uluslararası Sözleşmeler yasalar üstü bir konumdadır ve iç hukukun bir parçası olarak yürütmeyi ve yargıyı bağlamaktadır.
İç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) temel amacı, insan haklarının korunması ve bu haklara yönelik ihlallerin engellenmesidir. İnsan hakları, insan onurunu korumayı, insanın maddi ve manevi gelişmesini sağlamayı amaçlayan haller olup, insanın doğuştan var olan hak ve özgürlükleridir. Bu haklar, hak sahiplerini yetkili bir konuma getirirken, devleti ve diğer üçüncü kişileri o kişinin hakkına saygılı olma yükümlülüğü altına sokar.
AİHS madde 1’e göre, sözleşmeye taraf devlet hangi yolla olursa olsun sözleşmede öngörülen haklara riayet yükümlülüğü altındadır. Madde 2’ye göre, her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Madde 3’e göre, hiç kimse ……. aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. Madde 8’e göre, herkes özel ve aile yaşamına …. saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
AİHS, taraf devlete yaşamı korumak görevi vermektedir. Bu görev, sağlık konusunda tedbir almayı da içermektedir. Bu yükümlülük devletin hastaların yaşamının korunması için uygun tedbirler alması konusunda sağlık kuruluşlarının uyması gereken kuralları da öngörmesini de gerektirir.
…’nın 11.05.2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği’nin 37. maddesinde “Yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler” hükmü yer almaktadır.
Yine 2008/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin;
Birinci maddesinde,“Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli
personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır” denilmektedir.
Yedinci maddesi uyarınca da, acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacak ve hizmet bedelinin tahsili ile ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.
Dokuzuncu maddesinde ise, “Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlardan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 32 nci, 5393 sayılı Belediye Kanununun 38. ve 60. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18. maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır” hükmü yer almaktadır.
Sanıklar Hatice ve Sıddık’ın (07.08.2009 tarihinde resmen evlenen) gayri resmi birlikteliklerinden suç tarihi itibariyle dört yaşlarında olan ancak kayden nüfus cüzdanı bulunmayan Merve adlı çocuklarının bulunduğu, sosyal güvencesi olmayan Hatice’nin 14.11.2007 tarihinde ikinci doğumu yapacağını bilen eş … kayınbiraderi sanık …’den, onun eşi sanık …’e ait yeşilkartı isteyip alması, üzerindeki fotoğrafı söküp yerine … fotoğrafını izole bantla yapıştırıp doğum için Batman Kadın Doğum Hastanesine götürmesi, hastane giriş kaydının, dolayısıyla tüm doğum işlemlerinin sanık … adına yaptırılması, doğan oğlunun aynı hastanede ayrı tarihlerdeki beş muayenesinin de gerçeği yansıtmayan kayıt üzerinden yürütülmesi, 09.01.2008 tarihinde bebeğin, “kolestaz” ön tanısı ile İstanbul Şişli Etfal hastanesine refakatli olarak sevk edilmesini müteakip, kızları Merve’yi de yanlarında götürmek istediklerinden uçak bileti alımında komşuları sanık …’nin verdiği 2003 doğumlu kızı …’nin nüfus cüzdanını kullanmaları, 10.01.2008 tarihinde ailenin kuşku üzerine uçağa binmezden evvel havaalanında yakalanmaları eylemlerinin “zincirleme nitelikli dolandırıcılık”; “Resmi belgeyi bozmak,
yok etmek veya gizlemek” “özel belgede sahtecilik ve bu suça yardım” suçlarını oluşturduğu iddia edilen somut olayda;
Sanıklar … ve … sosyal güvencelerinin bulunmadığını, doğum ve sonrasında bebeğin ciddi rahatsızlığından kaynaklanan teşhis-tedavi mastaflarını karşılayacak maddi güçlerinin bulunmadığını, Sosyal Hukuk Devleti’nin fertlerinin olumsuz şartlarını bertaraf etmesi gerektiğini, sanık …’nin kardeşi … ile yengesi … ve komşusu … insani hislerle hareket etmelerinde suç kastlarının bulunmadığını bu nedenlerle yüklenen suçlardan sanıkların “beraatlerine” karar verilmesi gerektiğini takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamalarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, T.C. Anayasası ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, … adına hazine vekilinin ve Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 30.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.