YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20371
KARAR NO : 2014/5744
KARAR TARİHİ : 27.03.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sigorta edenin dolandırılması nitelikli hâl kabul edilmiştir. Suçun oluşması için, sigorta bedelini almak üzere, zararın gerçekleştiğini ileri sürerek bu bedeli sahte işlem ve belgelerle almaları ya da almaya kalkışmaları gerekir. Olayla ilgili belgeler sigorta kurumuna sunulmadıkça suçun icra hareketleri başlamaz. Failin sigortalı malını, sigorta bedelini almak için tahrip etmesi,yakması, bozması, yok etmesi kandırmaya yönelik ağır yalandır ve hiledir. Bu şekilde sigorta bedelinin alınması halinde dolandırıcılık suçu oluşur. Failin sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kişi olması gerekmez. Sigortanın türü de önemli değildir. Mal veya yaşam sigortası mali sorumluluk sigortası vb. olabilir. Yanıltıcı uygulamaların sadece araç sigortalarında değil, bedeni hasarlar da dâhil olmak üzere her tür sigorta alanında yapıldığı, sigorta şirketinin sözleşme şartları çerçevesinde ödememesi gereken bir hasarı ödetmek amacıyla sigorta şirketine bilerek yanlış bilgi verilmesi veya önemli bir hususun gizlenmesi ya da sigorta süresi içerisinde kasıtlı olarak bir hasara sebep olunması veya hasarın miktarının olduğundan fazla gösterilmesi suretiyle yarar sağlanması şeklinde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir
Suç tarihinde sanık … adına kayıtlı bulunan … plaka sayılı aracı kullanan sanık …’nın, sanık … adına kayıtlı olup sanık …’un sevk ve idaresindeki … plaka sayılı otoya arkadan çarptığı gerekçesiyle sanık …’nın kasko sigortasına dayanarak katılan şirkete başvurduğu, diğer aracın başka bir sigorta şirketine kasko sigortalı olmasına rağmen, karşı tarafın sigortası olan katılan şirkete başvurarak zararının karşılanmasını istediği, katılan şirket tarafından yapılan araştırmada, kazaya karışan… plakalı aracın ruhsat sahibi sanık …’nin birlikte yaşadığı ve aslında araca ortak malik olduğu sanık … tarafından kaza tarihinden önce sanık …’a haricen satıldığı, sanıklar … ve…’ın bahse konu aracı kaza anında kullanan sanık …’ı tanımamalarına rağmen, sanık …’ın telkinleri sonucu katılan şirkete aracı bir süre kullanması için emaneten adı geçene kendileri tarafından verildiğini bildirdikleri, her iki araçta meydana gelen hasarın niteliği ve hasar gören bölgelerin, olay yerinin kaza öyküsü ile uyuşmadığı ve sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, sigorta bedelini tahsil edebilmek amacıyla, bahse konu kazayı kurguladıkları ve nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği somut olayda;İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/508 esas, 2010/517 esas sayılı dosyasında sanık …’un katılan şirket aleyhine açtığı tazminat davasının kabulüne karar verilmesi ve bu kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından onanması, keza sanık …’ın katılan şirket aleyhine açtığı İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2007/389 esas ve 2007/740 karar sayılı dosyasında tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi, kaza tespit tutanağı içeriğinde kazada olağan dışı bir durum olduğunun belirtilmememesi karşısında, katılan şirketin soyut iddiaları dışında, sanıkların atılı suçu işlediklerine dair, savunmalarının aksini ispat eder, mahkumiyetlerine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden beraatlerine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 27.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.