Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2012/14556 E. 2012/19521 K. 24.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/14556
KARAR NO : 2012/19521
KARAR TARİHİ : 24.09.2012

MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde 3.400,00 TL bedelli takibe vaki itirazın iptali ile inkar tazminatının faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı arasında imzalanan fenni mesullük sözleşmesi gereğince; davalının davacı kooperatifte uzun yıllar fenni mesullük yaptığını, 30.12.2006 tarihinde tediye makbuzu ile iş avansı adı altında aldığı 3.400,00 TL’yi kooperatife iade etmediğini, bu paranın tahsili için hakkında başlattıkları icra takibine haksız itiraz ettiğini belirterek; itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin eski TUS görevlisi ile mahsuplaşmak üzere kooperatiften 3.000,00 TL aldığını, parayı mahsuplaşmakta kullandığını, kooperatiften yalnızca 400,00 TL iş avansı aldığını, davacının sözleşme gereğince almaya hak kazandığı ücretlerin davacı tarafından ödenmediğini, bu alacakların tahsili için davacı aleyhine icra takibi başlattıklarını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece; davacının sözleşme gereği davalıya ödemesi gereken 3.000,00 TL’yi ödediğini ispatlayamadığı, iş avansı adı altında kesilen makbuza dayanarak bedel iadesi talep etme hakının olmadığı gerekçesi ile 400,00 TL’ye yönelik itirazın iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.Dava; davacı kooperatifte fenni mesul olarak görev yapmış olan davalıya iş avansı olarak verilen paranın; davalıca geri ödenmediği iddiası ile başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Türk Medeni Kanunun 6. maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunun 190. maddesinde de bu ilke “ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir ” şeklinde tekrarlanmıştır. İspat yükünün tarafların rolü ile bir ilgisi yoktur. İspat yükü davacıya düşebileceği gibi, davalıya da düşebilir. Genel kural gereğince hakkını bir vakıaya dayandıran taraf, o vakıayı ispat etmelidir. İspat yükü, ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı vakıaları ispat etmelidir. Davacı iddiasını ispat ederse, ispat yükü davalıya geçer.Somut olayda; davacı iddiasını sözleşme ve 30.12.2006 tarihli tediye makbuzuna dayandırmıştır. Davacının dosyaya ibraz ettiği 01.04.2006 tarihli Fenni Mesul ve Kontrol sözleşmesinin 2. maddesinin son fıkrasında “…3.000,00 TL, eski TUS görevlisi ile aralarında mahsuplaşmak üzere …’a ödenecektir” ifadesi yer almaktadır. Davacının dosyaya ibraz ettiği 30.12.2006 tarihli tediye makbuzu ile davalıya iş avansı olarak 3.400,00 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca 12.01.2011 tarihli bilirkişi raporunda; kooperatifin yevmiye defterlerinin incelenmesi sonucu davalıya 3.400,00 TL iş avansı ödediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla davacı davalıya 3.400,00 TL iş avansı adı altında ödeme yaptığını ispatlamıştır. Davalı ise davacıdan 3.400,00 TL aldığını kabul etmiş ancak bu paranın 3.000,00 TL’sini eski TUS görevlisi ile mahsuplaşmakta kullandığını savunmuştur. Davalı mahsuplaşmaya dair herhangi bir belgeyi dosyaya ibraz etmemiştir. Davanın değerine göre davalının mahsuplaşmaya dair iddiasını yazılı belge ile ispatlanması gerekir. Mahkemece, davalıya mahsuplaşma ile ilgili delilleri sorularak hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, isbat yükü yanlış değerlendirilerek; davacının 3.000,00 TL ödediğini ispatlayamadığı, iş avansı adı altında kesilen makbuza dayanarak bedel iadesi talep etme hakkının bulunmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.