Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/15307 E. 2013/19703 K. 05.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15307
KARAR NO : 2013/19703
KARAR TARİHİ : 05.11.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı murisi, iş kazası sonucu kolundan ölüm geliri alması gerektiğinin tespitiyle, ölüm aylıklarının iptaline dair Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı; iş kazası sonucu vefat eden oğlundan dolayı ölüm aylığı yanında, iş kazası kolundan ölüm geliri alması gerektiğinin tespitine ve ölüm aylıklarını iptal eden Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının oğlunun, 30.04.2008 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu bekar olarak vefat ettiği ve 01.02.2003 – 30.04.2008 tarihleri arasında 1.312 gün 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığı bulunduğu, davacıya oğlundan dolayı 01.05.2008 tarihinde 506 sayılı Yasa’nın 66/c maddesi gereğince ölüm aylığı bağlandığı, davacının ölüm geliri bağlanması için de davalı Kurum’a 03.06.2009 tarihinde başvurduğu, ancak davalı Kurum tarafından davacının talebinin daha önce ölüm aylığı bağlandığından bahisle reddedildiği, daha sonra davalı Kurum tarafından davacıya; 01.05.2008 tarihinden itibaren iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlandığı ve ölüm aylığının başlangıç tarihi itibari ile iptal edildiği bildirilerek 01.05.2008 – 20.12.2010 tarihleri arası için 17.265,11 TL yersiz ödeme çıkarıldığı, ayrıca davacı ölüm geliri nedeni ile birikmiş 7.271,54 TL hak ettiğinden bu miktarın yersiz ödemeden mahsup edildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını 506 sayılı Yasa’nın 92. maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 54/c maddeleri oluşturmaktadır. 506 sayılı Yasa’nın 92. maddesinde; “ Hem malullük hem de yaşlılık sigortasından aylık bağlanmasına hak kazanan sigortalıya, bu aylıklardan yüksek olanı, aylıklar eşitse yalnız yaşlılık aylığı bağlanır. Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalariyle meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir. Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanmadan önce iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan ve sermayeye çevrilen gelirler ile yaşlılık sigortasından yapılacak toptan ödemelerde bu fıkra hükmü uygulanmaz. Malullük sigortasından aylık bağlanmasına ve yaşlılık sigortasından toptan ödeme yapılmasına hak kazanan sigortalıya yalnız aylık verilir.” düzenlemesi yer almaktadır. 5510 sayılı Yasa’nın aynı yöndeki 54/c maddesinde de “ Malûllük, yaşlılık, ölüm sigortaları ve vazife malûllüğü ile iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık veya gelirlerden yüksek olanın tamamı, az olanın yarısı, eşitliği halinde ise iş kazası ve meslek hastalığından bağlanan gelirin tümü, malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığının yarısı bağlanır. ” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda; davacının, vefat eden oğlundan dolayı hem ölüm aylığına hem de ölüm gelirine hak kazandığı anlaşılmasına rağmen mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıda açıklanan Yasa maddeleri gereğince, davacıya bağlanması gereken ölüm aylığı ile ölüm gelirinden, yüksek olanının tamamının, düşük olanının yarısının ödenmesine karar vermek, davacıya ödenmesi gereken miktarlar belirlendikten sonra varsa davacıya ödenen yersiz aylıklar da belirlenerek, davacının tahsis talebi sırasında davalı Kurum’u yanıltıcı beyanları bulunmaması karşısında, davacı tarafından iadesi gereken yersiz ödemeler için de 5510 sayılı Yasa’nın 96/1-b bendi dikkate alınarak varılacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.