YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/20336
KARAR NO : 2017/24938
KARAR TARİHİ : 15.11.2017
MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVATÜRÜ:ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 1992 yılından itibaren davalı işyerinde satış danışmanı olarak çalışmaya başladığını, davalı işyerindeki çalışmasının 1995 yılında yaptığı askerlik nedeniyle zorunlu ara dışında 07.05.2011 tarihine kadar aralıksız devam ettiğini, müvekkilinin iş akdini haklı nedenle feshettiğini belirterek kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti ile asgari geçim indirimi alacaklarının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı ile davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki ilk uyuşmazlık işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusundadır.4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Somut olayda, davacı aylık net 1.000,00 TL ücretle çalıştığını iddia ederken, davalı taraf asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Davacı vekili 14.10.2011 tarihli delil dilekçesinde, müvekkilinin aldığı son ücret konusunda dinlenilmek üzere tanıkları adına davetiye çıkartılmasını talep etmiş, mahkemece de davetiye çıkartılan taraf tanıklarının ücret konusunda beyanda bulunmadıkları görülmüştür. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçiye, ödendiğini ispat yükü ise işverene aittir. Dosyaya ibraz edilen imzalı bodrolar dikkate alındığında ücretlerin asgari ücret üzerinden tahakkuk ettirildiği ancak hesaplamaların davacı iddiası doğrultusunda yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı, emsal ücret araştırması talebinde bulunmadığı gibi dinlettiği tanıklarında konuyu aydınlatıcı beyanda bulunmadıkları, bordrodaki meblağın aksinin davacı işçi tarafından ispatlanamadığı görülmekle, hesaplamaların asgari ücret üzerinden yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
3-Diğer uyuşmazlık konusu, taraflar arasında, düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusundadır.İbra sözleşmesi, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Kanun’un 132. maddesi “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” hükmünü getirmiştir. İbranameyle ilgili olarak diğer önemli bir düzenleme ise 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinde yer almıştır. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.Ancak yukarıda sözü edilen bu hükümler 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 6098 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı bir dönem de düzenlenen ibranamenin geçerliliği sorunu, Yargıtayın ibraname konusunda yerleşmiş uygulamaları çerçevesinde değerlendirilmelidir.Miktar içeren ibra sözleşmelerinde, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp ispatlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır.İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
Somut olayda dosya kapsamında yer alan ibranamenin 27.05.2011 tarihli olduğu, ibraname ile davacının tüm ücretlerini, her türlü sosyal hak ile hafta ve genel tatil günlerine ait ücretlerini, ayrıca yaptığı fazla mesai ücretlerini, yıllık izin ücretlerini ve ayrılış esnasında hak ettiği istihkaklarını eksiksiz aldığı ve işverenin bu alacaklar yönünden ibra edildiği görülmektedir. Öncelikle dosyaya sunulan ibranamedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı araştırılmalı, imzanın davacıya ait olduğunun belirlenmesi halinde, kıdem tazminatı ile izin ücreti bakımından ödemeler düşüldükten sonra varsa bakiye kısmı kabul edilmeli, ibraname kapsamında kalan diğer alacak isteklerinin ise reddine karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 15/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.