Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/20561 E. 2015/17747 K. 05.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/20561
KARAR NO : 2015/17747
KARAR TARİHİ : 05.10.2015

T.C.
YARGITAY
7. Hukuk Dairesi

Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle her ne kadar davalı vekili, mahkemece delil listesinde delil olarak bildirmelerine rağmen, tanıklarının isimlerini bildirmek ve dinletmek için kendilerine süre verilmediğinden bahisle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle kararı temyiz etmiş ise de; davalı vekilinin delil listesinde “tanık” deliline dayandığı, ancak isim ve adreslerini bildirmediği, ön inceleme ve ilk oturumlara katılmadığı, bilirkişi raporu geldikten sonra katıldığı oturumların hiçbirinde de tanık dinletmek istediğini bildirip isim ve adreslerini sunmak için mahkemeden süre talebinde bulunmadığı, tensip ara kararı ile kendisine verilen süreye rağmen tanıklarının isim ve adreslerini açıkça mahkemeye sunmadığı görülmüş olup, mahkemece davalıya tanık dinletmek isteyip istemediğini hatırlatması usul yasası gereği mümkün olmadığından, yargılama sırasında savunma hakkının kısıtlanmadığının anlaşılmasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı, davalı işyerinde müşteri temsilcisi olarak çalışırken iş akdini çalışma koşullarının aleyhe değişikliği nedeniyle haklı olarak feshettiğinden bahisle kıdem tazminatı ile ücret ve yıllık izin alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının iş akdinin haklı neden olmadan davacı tarafından sonlandırıldığını, tüm haklarının ödendiğini hiçbir alacağı olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının iş akdini haklı nedenle feshettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İşçi ücretlerinin ödenmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 37 nci maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur.
Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir.
Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir.
4857 sayılı Yasanın 32’nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır.
Somut olayda, davacı 2013 yılı Temmuz ayı ve Ağustos ayının 12 günlük ücreti ile kullandırılmayan yıllık izinlerin karşılığı ücretin tahsilini istemiştir. Mahkemece talebin kabulüne karar verilmiştir. Ancak dosyaya sunulan ücret bordroları ve banka hesap ekstrelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının banka hesabına Temmuz ve Ağustos ayına ait asgari geçim indiriminin 29.08.2013 tarihinde, Ağustos ayı ücretinin ise 04.12.2013 tarihinde bankaya yattığı; Ağustos ayı ücret bordosundaki açıklamalara göre tahakkuk ettirilerek banka kanalı ile davacıya ödenen ücretin bir kısmının yıllık izin ücreti olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili de duruşmada, dava açıldıktan sonra ödenen ücrete dair makbuzu sunarak bu paranın mahsubunu kabul ettiğini bildirmiştir.
Bu durum karşısında, yapılan bu ödemelerin hesaplanan ücret ve yıllık izin alacağından mahsubu ile çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken mahsup yapılmaksızın yapılan hesaplamaya itibarla hüküm kurulması hatalıdır.
O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 05.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.