Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2015/18463 E. 2017/22680 K. 24.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18463
KARAR NO : 2017/22680
KARAR TARİHİ : 24.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti
Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde ağır vasıta şoförü olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafça haklı bir sebep olmadan feshedildiğini, davalıya ait işyerinde günde ortalama 15-16 saatten fazla çalıştığını ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, kötüniyet tazminatı, resmi dini tatil ücreti, hafta tatili ücreti, fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Taraf olmaktan çıkarılan… vekili, davacının işvereni olan …’ın kendisinin kardeşi olduğunu, bu akrabalık dışında herhangi bir bağı bulunmadığını, kardeşi ile ticari anlamda bir bağı ya da asıl işveren alt işveren ilişkisi gibi bir ilişkisi de bulunmadığını, davacının kimden maaş aldığını bilmemesinin mümkün olmadığını, araç ruhsatı takoğraf kayıtları vb gibi belgelerde …’ın adının yazılı olduğunu, müvekkili aleyhine açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, aksi takdirde dava açılmasına sebebiyet vermeyen davalı hakkında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Davalı … vekili, davacının 30.10.2007 tarihinde kendi isteği ile işi bıraktığını, talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının son ücretinin 585 TL olduğunu, somut olayda HMK’nun 124/3 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığını, bu sebeple müvekkili aleyhine usulüne uygun olarak açılmış bir dava da bulunmadığını ileri sürerek davanın usulden reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrutusunda yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Karara karşı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz yoluna başvurmuştur
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı ile aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davada taraf olmaktan çıkartılan … lehine vekalet ücret ve yargılama giderine hükmedilmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesine göre, bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Bu halde, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.
Somut olayda, davacı davasını…’a yöneltmiş,… ise vekili aracılığıyla sunduğu cevap dilekçesinde, davacının işvereni olmadığını, kendisi ile davacı arasında herhangi bir iş ilişkisi bulunmadığını ileri sürerek davanın husumet nedeniyle reddini savunmuştur. Mahkemece davacının taraf sıfatında kabul edilebilir bir hataya düştüğü kabul edilerek, davacıya HMK’nun 124/3 hükmü gereğince taraf değişikliği yapması için süre verilmiştir. Davacı mahkemece verilen süre içinde 6100 sayılı Kanun’un 124/3. maddesi gereğince davasını …’a yöneltmiş ve davada taraf teşkili usulüne uygun olarak sağlanarak, dava …’a karşı görülmüştür. Böylece…’ın taraf olmaktan çıkartıldığı, …’ın ise davalı olarak taraf sıfatını haiz olduğu açıktır.
Gerçekten de dosya kapsamına göre…’ın taraf sıfatına haiz olmadığı, ancak, dava dilekçesinde davalı tarafın yanlış gösterilmesinin de kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı anlaşılmaktadır. Hal böyle iken, Mahkemece davanın tarafı olmaktan çıkartılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen… lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemiş olması HMK’nun 124/4 hükmüne aykırı olup, kararın bu yönüyle bozulması gerekmiştir.
3-Davacının Mahkemece hüküm altına alınan kıdem tazminatı alacağı konusunda ihtilaf bulunmaktadır.
Anayasanın 141. maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbirine aykırı olmaması gerekir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Diğer taraftan, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Dosya kapsamına göre, davacının dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 1.500 TL kıdem tazminatı talep ettiği, bilirkişi raporunda davacının 8 yıl 5 ay 24 günlük çalışmasına karşılık 4.962,22 TL kıdem tazminatı alacağı bulunduğunun tespit edildiği görülmektedir. Mahkemece gerekçeli kararda, 24.12.2014 tarihli bilirkişi raporunda davacının alacaklarının tespit edilen ücreti üzerinden hesaplandığı ve bilirkişi raporunun hüküm vermeye yeterli olacak şekilde ayrıntılı ve gerekçe olarak kabul edildiği ifade edilmesine rağmen, hüküm fıkrasında davacının “1.500 TL kıdem tazminatı alacağı talebinin 962,22 TL lik kısmının kabulüne” dair karar verilmesi HMK‘nun 297. maddesine aykırıdır. Dava kısmi dava olup, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğu da dikkate alınarak, gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulmaksızın, kıdem tazminatının hangi sebeple hangi miktarda belirlendiğinin, kısmi dava esaslarına göre alacağın tamamının hangi miktarda olduğu da belirtilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
4-Davalı tarafça iş sözleşmesinin feshinden sonra ödenen miktarın kıdem tazminatı alacağından mahsubu konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Dosya içerisinde davalı tarafça sunulan 27.06.2008 tarihli “kıdem tazminatı ödemesi” açıklamasını içeren 4.000 TL tutarında banka ödeme makbuzu bulunmakta olup, mahkemece söz konusu ödeme belgesi ile ilgili olarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu ödeme belgesinin kıdem tazminatı alacağının hesabında dikkate alınması gerektiği gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup, kararın bu yönüyle bozulması gerekmiştir.
5-Davacının kötüniyet tazminatına hak kazanıp kazanmadığı hususu bir başka uyuşmazlık konusudur.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 17/6 maddesine göre, 18. maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21. maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir. Buna göre, iş güvencesi hükümleri kapsamı dışında kalan işçiler, fesih hakkının kötüye kullanıldığı iddiası ile kötüniyet tazminatı talebinde bulunabilir.
Somut olayda, mahkemece davacının iş güvencesi kapsamında olup olmadığı, böylece kötüniyet tazminatı talep edip edemeyeceği yönünde herhangi bir araştırma yapılmadığı gibi, davacı tarafça fesih hakkının kötüye kullanıldığı da kanıtlanmış değildir. Bu sebeple kötüniyet tazminatı talebinin reddi gerekirken, kabulüne karar verilmiş olması hatalıdır.
6-Hükmedilen alacaklara uygulanacak faiz konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi hükmü uyarınca kıdem tazminatını düzenleyen mülga 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi halen yürürlüktedir. Anılan 14. maddenin 11. fıkrası hükmüne göre kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda, bu alacağa uygulanacak faiz oranı mevduata uygulanan en yüksek faizdir.
Yine 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesine göre, gününde ödenmeyen ücretler için en yüksek mevduat faizi uygulanır.
Somut olayda davacı alacaklarının bankaların kısa vadeli işlemlerde uyguladıkları en yüksek ikinci kırdırma faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, Mahkemece gerek kıdem tazminatı gerekse ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları için reeskont faizi uygulanmasına karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler dikkate alındığında, gerek kıdem tazminatı gerekse ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı için uygulanabilecek faizi oranı en yüksek mevduat faizi olup, Mahkemece en yüksek mevduat faizini geçmemek üzere reeskont faizine hükmedilmesi gerekirken aksi yönde karar verilmesi bozma sebebidir.
7-Kabule göre de, davalı … lehine hükmedilen vekalet ücreti hatalı hesaplanmış olup, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13.maddesine göre; davalı lehine, “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.” düzenlemesi gereğince avukatlık ücreti hesaplanması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozma sebebidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.