YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/8532
KARAR NO : 2017/12611
KARAR TARİHİ : 10.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davasına konu olan 239 ada 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan dükkanların vekil edeni tarafından yapıldığını açıklayarak, yapıların değerinin ve vekil edenine aidiyetinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … ile davalılar …, …, … ve … vekili, dava konusu dükkanların yenilenmesi işlemlerinin muristen intikal eden gelir ile yapıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, diğer davalı … savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, dava konusu 239 ada 3 ve 4 nolu parseller üzerinde bulunan binanın zemin kat üzerindeki 1. katının mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti isteğine ilişkindir. Her ne kadar Mahkemece; dava konusu taşınmazın davacı tarafından tek başına kullanıldığı, davacının zemin katın üzerinde bulunan 1. katı yaptırmış olduğu yine bu durumun aynı taşınmaza ilişkin bu davanın davalıları tarafından açılan Mahkemenin 2014/558E sayılı dava konusu ecrimisil olan dava dosyasında Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2013/21924 Esas-2014/7385 Karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda verilen karar ile de sabit olduğu gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir.
Davacı taraf, taraflar adına elbirliği mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan dükkanların kendisi tarafından yapıldığını iddia etmiştir. Taşınmaz üzerindeki muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin tespitine ilişkin davalarda; Mahkemece araştırılması gereken husus muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından, dava konusu 239 ada 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazların kargir dükkan vasfında ve ortak mirasbırakan …adına kayıtlı oldukları, 26.10.1987 tarihli inşaat ruhsatnamesinde 239 ada 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde zemin katın mevcut olduğu, ilave kat için izin verildiği görülmüştür. Mahkemece 23/06/2014 tarihinde yapılan keşifte dinlenen tanık beyanlarında, dava konusu dükkanların davacı tarafından yaptırıldığını ancak yapım giderlerinin kimin nam ve hesabına ve kimin geliri ile karşılandığını bilmediklerini bildirmişlerdir. Saptanan olgular karşısında, dinlenen tanık beyanlarının davayı çözümlemeye yeterli açıklıkta olmadığı anlaşılmıştır.
Bundan ayrı, Mahkemece 26.11.2014 tarihli duruşmada, Mahkemenin 2014/558 Esas sayılı dava dosyasının celb edilerek incelendiği ve hükme esas alındığı görülmüştür. Bilindiği üzere, Türk yargı sisteminde hâkim kendiliğinden bir davayı inceleyip, uyuşmazlığı çözemez. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da, hâkim tarafların istekleri (taraflarca hazırlama ilkesi) ile bağlı tutulmuştur(HUMK m.72, 75, HMK. m. 24,25). Buna göre, re’sen araştırma ilkesinin geçerli olmadığı davalarda dava malzemelerinin toplanması ve mahkeye sunulması taraflara aittir. Hakim kendiliğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme, sadece tarafların getirdiği, yada masrafını verip getirilmesini istediği delillere dayalı olarak hükmünü kurabilir. Bu durumda, re’sen araştırma ilkesinin de geçerli olmadığı eldeki davada hakimin tarafların yerine geçerek davanın yanlarınca delil olarak gösterilmeyen Mahkemenin 2014/558 Esas sayılı dava dosyasının resen getirtilerek incelenmesi, özellikle de gerekçesini ve hükmünü söz konusu delile de dayandırması tasarruf ilkesi, taraflarca hazırlanma ilkesine açıkça aykırıdır.
O halde; Mahkemece, tarafların bildirdiği tanıkların HMK’nun 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, davaya konu muhdesatların kim tarafından ve ne zaman meydana getirildiğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması, bu yapılırken davacının yaşı, ekonomik geliri, ortak mirasbırakanın gelirinin kullanılıp kullanılmadığı ve davacı tarafından kendi nam ve hesabına yapılıp yapılmadığı hususlarının araştırılması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK’nın 261. maddesi gereğince aykırılığın giderilmesi, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, bundan sonra oluşacak sonuca, toplanmış ve toplanacak delillere göre hüküm tesisi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla, tarafların delil olarak dayanmadıkları dava dosyası gerekçe gösterilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Bu hükümler karşısında taşınmaz üzerinde bulunan ve bütünleyici parça niteliğindeki bina, ağaç gibi muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceğinden kural olarak ve aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhdesatların mülkiyetinin tespiti dava edilemez ve mahkemelerce de anılan kanun hükümleri gözardı edilerek mülkiyet tespitine karar verilemez. Böyle bir durumda “Çoğun içinde az da vardır” kuralı gereği ve davacının istemi içinde muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespiti isteminin bulunduğu gözetilerek davanın buna göre görülüp sonuçlandırılması gereklidir.
Açıklanan ilke ve esaslara göre, Mahkemece dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan bulunan binanın zemin kat üzerindeki 1. katının mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitin karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın isek halinde temyiz edene iadesine, 10.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.