YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/7819
KARAR NO : 2023/8485
KARAR TARİHİ : 12.09.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : Temyiz talebinin reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.06.2016 tarihli ve 2016/110 Esas, 2016/116 sayılı ek Kararının; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereğince temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.05.2016 tarihli ve 2016/110 Esas, 2016/116 sayılı Kararı ile sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.06.2016 tarihli ve 2016/110 Esas, 2016/116 sayılı ek Kararı ile sanık müdafiinin temyiz başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz talebi, müvekkili hakkında atılı suçtan beraat kararı verildiği halde vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
III. GEREKÇE
Sanık müdafiinin, yüzüne karşı verilen hükme yönelik 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 08.06.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği asıl kararın resen temyize de tabi olmadığı, aynı Kanun’un 315 inci maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Temyiz isteği kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmişse veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan mahkeme bir karar ile temyiz dilekçesini reddeder” şeklindeki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, ek kararda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görülmemiştir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.06.2016 tarihli ve 2016/110 Esas, 2016/116 sayılı ek Kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden ek Kararın, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
12.09.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.11.2006 tarihli ve 2006/6-123 Esas, 2006/229 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 231 inci maddesinin ikinci fıkrası, 232 nci maddesinin altıncı fıkrası, 291 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca karar ve hükümlerde, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, merci, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerektiği; hükmün tefhim edildiği 30.05.2016 tarihli celsede sanık ve müdafiinin hazır olmasına rağmen hükmün “Cumhuriyet savcısının huzurunda hükmün tefhim, gıyap da verilmiş ise hükmün tebliğinden… ibaresine yer verilip, sanık ve müdafii yönünden sürenin “ne zaman başlayacağı” konusunda bir ibarenin BULUNMADIĞI, gerekçeli kararda ise sanık ve müdafiinin yüzüne karşı ihbar eden belediye başkanlığı ve vekilinin yokluğunda Cumhuriyet savcısının huzurunda hükmün tefhim…” yazılmak suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkiye neden olunduğu, sanığın ve müdafiinin yüzüne karşı verilen kararda, tefhim tarihinden itibaren başlayacak olan temyiz süresinin başlangıcına ilişkin olarak “…sanık ve müdafiinin yüzüne karşı kararın verildiği ve kararın tefhimden itibaren” başlamasına ilişkin ibarenin bulunmaması nedeniyle sanığın ve müdafiinin yanıltıldığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin 08.06.2016 tarihli temyiz dilekçesinin 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, bu nedenle sanık müdafiinin temyiz talebinin reddine dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.