YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/4106
KARAR NO : 2023/11235
KARAR TARİHİ : 14.11.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 51. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/3101 E., 2021/182 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Lüleburgaz İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/91 E., 2020/380 K.
Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmek ve davacı vekili tarafından duruşma talepli temyiz edilmekle, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için tayin edilen 08.11.2022 Salı günü için taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti, duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacı adına Av. …, davalı adına Av. …’in geldiği görüldükten duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, aynı gün yapılan incelemede noksan tespit edilen hususların ikmali için dosya mahalline geri çevrilmek, noksanlar ikmal edilip dosya dairemize gönderilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının eski ismiyle … Cam fabrikasında bakım ustası olarak çalışırken 29.05.2016 tarihinde iş kazası geçirerek birçok uzuvda fonksiyonu kaybedecek şekilde %80 maluliyet raporu alındığını belirterek 6.000,00 TL maddi tazminat talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 472.543,25 TL’ye artırırken, ek dava mahiyetinde ıslah suretiyle 150.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; işverenin kusurunun bulunmadığını, müvekkil şirketin davacıya verilmesi gerekli bütün eğitimleri verdiğini, araç ve gereçlerin bakımını eksiksiz yaptığını, SGK tarafından belirlenen %80 maluliyet oranını kabul etmediklerini, müvekkil şirket ve SGK tarafından yapılan ödemelerin mahsubu gerektiğini, hastane ve tedavi masraflarının müvekkil şirket tarafından karşılandığını, davanın … Türk Sigorta Şirketine ihbarını talep ederek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda esas ve karar numarası gösterilen kararda özetle; İlk Derece Mahkemesince; davacının davalıya ait iş yerinde çalıştığı esnada 29.05.2016 tarihinde iş kazası geçirerek %59 oranında malul kalacak şekilde yaralandığını, davalının %80 oranında kusurlu bulunduğunun kabulü ile, davanın kabulü ile maddi tazminatı bedeli olarak 472.543,25 TL ile manevi tazminat bedeli olarak 150.000,00 TL’nin kaza tarihi olan 29.05.2016’dan itibaren yasal faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri: müvekkil şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, davacıya iş güvenliği uzmanınca işin yapılmaması söylenmesine rağmen davacı, bir an önce aradan çıksın mantığıyla yanına arkadaşını da alarak Forklift operatöründen yardım alarak yukarıya çıkıp kazaya neden olduğunu, işverenin kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığını, maddi tazminat tutarı, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden hatalı hesaplandığını, tedavi giderlerinin müvekkil tarafından ödendiğini, bu giderlerin maddi tazminat hesabından düşürülmesi gerektiğini, verilen manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “İncelenen dosya kapsamına göre; meydana gelen iş kazasının 29.05.2016 tarihinde gerçekleştiğini, işverence SGK işten ayrılık bildirgesinin 21.03.2018 tarihinde işten çıkış kodunun 08 emeklilik (yaşlılık) veya toptan ödeme nedeniyle gösterildiği, SGK nın verdiği 01.12.2017 tarihli sağlık kurul raporunda davacının sürekli iş görmezlik derecesinde %80 olarak belirlendiği, SGK’nca 08.10.2019 tarihinde verilen raporda ise azalma nedeniyle sürekli iş görmezlik oranının %59 olduğuna ilişkin kurul raporunun bulunduğu, 13.12.2019 tarihli heyet kusur bilirkişisi raporunda davalı işverenin %80 oranında davacı işçinin %20 kusurlu olduğu kabul edilerek 54.436,97 TL maddi tazminat hesabının hatalı yapıldığı, bu rapora itibar edilemeyeceği, 04.09.2020 tarihinde yine aynı hesap bilirkişisinin 04.09.2020 tarihinde işverenin kusur oranının %80 olarak kabul ederek istenilebilecek tazminat miktarını 250.731,67 TL olarak tespit edildiğini, son alınan raporun dosya içeriğine uygun bulunduğu iş görmezlik ödeneği ile peşin sermaye değerinin mahsup edildiği, tedavi giderlerinin mahsup edilmesine gerek olmadığı, davacı vekilinin 01.10.2020 tarihinde 150.000,00 TL manevi tazminat talebiyle ilgili ek dava mahiyetindeki artırım dilekçesi verdiği, manevi tazminat için gerekli nispi harç ve başvuru harcını yatırdığı, davacının istediği manevi tazminat miktarı ile İlk Derece Mahkemesinin hükmettiği miktarın kusur oranı, ülkenin ekonomik koşulları, manevi tazminatın zenginleşme amacı gütmemesi ilkesine aykırı olduğu indirilmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesince belirlenen tazminat miktarının dosya kapsamında belirlenen kusur oranı ile maluliyet oranına uymadığı anlaşıldığından davalı vekilinin maddi tazminat miktarı ile manevi tazminat miktarına yaptığı istinafın kabulüne karar verilerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçeleriyle “Davalı tarafın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden kısmen kabulüne, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, Davanın kısmen kabulüne, Maddi tazminat bedeli olarak 250.731,67 TL ile manevi tazminat bedeli olarak 65.000,00 TL’nin kaza tarihi olan 29.05.2016’dan itibaren yasal faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hesap raporunda emeklilik sonrası devre hesabında öncesinde olduğu gibi 3,33 kattan hesap yapılması gerektiği halde emeklilik devresinde diğer ödemeler düşülerek 2,23 kattan hesap yapılmasının hatalı olduğunu, müvekkilinin 1973 doğumlu olup, Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı olarak ilk prime esas çalışmasının 1995 yılı olduğunu, Sosyal Güvenlik Mevzuatı kapsamında uzun vadeli sigorta düzenlemeleri gereği, 1999 yılından önce sigorta girişi yapılmış olmasından dolayı normal (Sağlıklı bir çalışan olarak) çalışma hayatına devam edecek olsa idi, 3600 prim gün sayısı tamamlanası ile 49 yaşında (16.11.2022 yılında) emekli olacak durumda olduğu halde müvekkilinin %53 maluliyeti nedeniyle fiili olarak 21.03.2018 tarihinde yani 44 yaşında emekliye ayrılmak zorunda bırakıldığını, bu durumun ana ve tek sebebinin uğradığı iş kazası olduğundan, bu durumdan davalı tarafın yararlandırılmayarak pasif devre başlangıcının emsal kararlarda olduğu üzere 60 yaşın ikmal edildiği tarih olarak gözetilmesi gerektiğini, bu şekilde aktif devre hesabının da bu tarihe kadar uzatılması gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesince manevi tazminatın 150.000 TL’den 65.000 TL’ye azaltılmasının da hatalı olduğunu beyan etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkiline atfedilebilecek kusur olmadığını, davacının olay anında üstlendiği işin yapılmayacağının olay günü yapılan toplantıda kararlaştırıldığını bu hususta tanıklar … ve …’ın beyanları bulunduğunu, davacının usulsüz olarak işi aradan çıkarmak adına akrabası olan forklift operatöründen yardım alarak mevcut işi yaptığını, olay tarihinde manlift oparatörü olmadığından işin ertelendiğini, hesap raporları arasında çelişkinin giderilmediğini müvekkil şirkete atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunduğunu kabul anlamına gelmemekle ve kusur oranının hatalı belirlendiği bilirkişi raporuna göre yapılan hesaplamaların tümden hatalı olduğunu, dosyada mübrez kök raporda 54.436,25 TL, ek raporda ise 250.731,67 TL maddi zarar hesaplandığını, dosyadaki bilirkişi raporlarına taraflarınca itiraz edildiğini, her iki raporda farklı tutarda maddi tazminat belirlenmiş olmasının hatalı olup çelişkinin giderilmediğini hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir
2. İlgili Hukuk
“Temyiz incelemesinin kapsamı” açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, “Bilirkişi raporuna itiraz ve değerlendirilmesine” ilişkin aynı kanunun 281 ve 282 nci maddeleri, “Tazminat miktarının tayin ve tespiti” açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417 ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, “hukuk yargılamasının ceza hukuku ile ilişki” açısından aynı kanunun 74 üncü maddesi,”Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları” için 5510 sayılı Kanun’un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun’un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, Olayın Trafik İş Kazası niteliğinde olması nedeniyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 85, 86, 87, 88, 89 ve 90 uncu maddeleri “Usuli kazanılmış hak” yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857sayılı Kanun’un 77 ni ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
2. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. Maddesinde: “İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
3.Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.
4.Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
5.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
6.Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
7. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
8. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde; SGK müfettişi tarafından yapılan tahkikatta tespit edilen beyanlara göre olay günü pazar günü olmakla beraber çalışmanın yapıldığı, arıza iş emirlerinin takip edildiği “…” olarak adlandırılan sistemde, kazanın gerçekleştiği yerden yüksek çalışmayı gerektiren “mist kollektör hattındaki dönüş hortumunun rodaj arızasının” giderilmesi işi nedeniyle işçilerin yerden kaldırılarak çalışmasının gerektiği ancak işçilerden sorumlu olduğu belirtilen …’ün işçileri kaldıracak forklifti kullanacak operatörün o gün çalışmaması nedeniyle bu işin yapılmasının ertelendiği beyan ettiği, iddiaya göre bu konuşmanın davacı ve … ‘ın da bulunduğu işçilerin yer aldığı toplantıda karara bağlandığı halde, davacı ve …’in olay günü bu arızayı gidermek için forkliftin çatallarına sepet geçirmek ve işyeri çalışanlarından …’dan fokliftin çatalını yükseltmesini isteyerek, arızanın bulunduğu hatta çalışmaya başladıkları bu esnada, sepet içerisinde hareketleri nedeniyle ve sepetin çatallara tam olarak takılmamış olmasından kaynaklı sepetin devrilmesi ile davacının davaya konu iş kazasına maruz kaldığı belirtilmiş davalı tarafça da savunmalarında bu hususlar ileri sürülerek kusurunun bulunmadığı belirtilmiş, SGK müfettişi raporunda iş kazası olayında işverenin %100 kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği, SGK tarafından açıla rücu davasında davalı işverene %70 davacıya %30 kusur verildiği, bu dava dosyasında ise davalıya %80 kusur verildiği, mahkemece dosya kapsamında alınan rapora itibarla karar verildiği anlaşılmakla beraber hükme esas alınan kusur raporundaki tespitlerin oluşa uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
9. O halde mahkemece yapılacak iş; olay günü sistemde yapılması gerekliliği belirtilen arızanın tamirinin yapılmasının iptal edildiğini gösterir toplantı tutanağı bulunup bulunmadığı, bu tutanakta davacı ve … imzası bulunup bulunmadığı, tutanak yok ise bu hususta taraf tanıkları dinlenilerek davacı ile … ‘ın anılan arızanın tamirinin olay günü iptal edildiğini belirtir toplantının yapılıp yapılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı, tamir işinin iptal edilmiş olmasına karşın davacı ve … ‘ın olay günü bu işi yapmak için inisiyatif kullanmalarının sebebi de ortaya konularak, SGK müfettişi raporundaki tespite göre iş yerinde yüksekte yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere manlift bulunduğu belirtilmesine karşın olay anında bu iş aracı yerine forkliftin kullanılması gerekçesinin nedenleri üzerinde durulması giderek, işçilerin sepeti forkliftin çatallarına usulüne uygun olarak geçirmemiş olmadıkları anlaşılmakla bu durumun davacı ve … kusuru olarak olaya etkisi de değerlendirilmek, suretiyle SGK tarafından açılan rücu dava dosyasında alınan kusur raporu ile iş bu dava dosyasında alınan kusur raporu arasındaki çelişkiyi de giderecek mahiyette, iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A sınıf İş Sağlığı ve Güvenliği uzmanlarından oluşturulacak heyetten rapor alınarak sonucuna göre taraf kusur kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile anılan hususlarda tespit içermeyen rapora itibarla hüküm tesisi hatalı olmuştur.
10. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada; bozma sebebine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazları ile davacı vekilinin ise tüm temyiz itirazları incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesinin esas hakkında verdiği karar bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
3.Dairemizde icra edilen duruşmada davacı ve davalı taraf kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya, 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin ise davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.