Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/4355 E. 2021/3432 K. 13.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4355
KARAR NO : 2021/3432
KARAR TARİHİ : 13.04.2021

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 11.01.2018 tarihli ve 2017/200 Esas, 2018/29 Karar sayılı kararıyla kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı üçüncü kişi vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı üçüncü kişi vekili, borçlu ile aralarında iş yeri devri yapılmadığını,borçlu şirkete ait işletme ruhsatının devralındığını, borçlunun farklı adreste faal olduğunu iddia ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili; davacının borçluya ait işletmeyi devralması nedeniyle işletmenin borçlarından sorumlu olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı borçlu vekili; davacı şirketle müvekkili şirket arasında iş yeri devri olgusunun bulunmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre davacı şirketin borçlu şirketin devamı olmadığı, aralarında organik bağ bulunmadığı, ispat külfetinin davalı alacaklıda olduğu, davalı alacaklının işletmenin muvazaalı olarak devredildiğini iddia ettiği, işletmenin devri halinde işletmede çalışanların devralan işveren nezdinde çalışmalarının doğal olduğu, SGK kayıtlarının işletmenin muvazaalı olarak devredildiğine karine teşkil etmeyeceği, takip dayanağı ilamda yazılı borçtan işletmeyi devralanın borçlu sıfatıyla sorumlu olup olmadığı, borcun işletmeden kaynaklanıp kaynaklanmadığının genel mahkemede tespit yaptırılmak suretiyle devralan hakkında borçlu sıfatıyla icra takibinin yapılabileceği, hakkında icra takibi bulunmayan davacının SGK nezdinde bulunan alacaklarının haczinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, davalı alacaklı vekilince İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuştur.
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 26.2.2019 tarihli ve 2019/292 Esas, 2019/394 Karar sayılı kararı ile; “Özel Veni Vidi Hastanesi” ünvanlı işletmeyi devralan üçüncü kişi şirketin kendisi tarafından bilinmeyen borçlardan da muacceliyet tarihinden itibaren 2 yıl süreyle sorumluluğunun devam ettiği, devralanın bildirim ve duyuru yükümlülüğünü yerine getirmiş olması şartıyla haciz talep tarihi itibariyle iki yıllık sorumluluk süresinin dolmadığı gerekçesi ile davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesi üzerine; istinaf kararı davacı üçüncü kişi vekili tarafından bu kez temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’ nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Borçlu şirkete ait işletme ruhsatının üçüncü kişi şirkete devredildiği, devir alan şirketin dosya borcundan sorumlu olduğundan bahisle alacaklı tarafça devir alan şirketin SGK nezdindeki alacaklarının haczi talep edilmiş olup, İcra Müdürlüğü tarafından talep doğrultusunda davacı üçüncü kişinin SGK nezdindeki hak ve alacakları üzerine haciz konulmuştur. Ne var ki, 12.10.2015 tarihinde borçlunun sahibi olduğu özel hastane açılış ruhsatı, işletme ruhsatında bulunan branşlarda yer alan hekim kadrosunun tamamı ve buna bağlı tüm hak ve vecibeleri ile birlikte üçüncü kişi şirkete devredilmesine, devir tarihine kadar ki her türlü kamu veya özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerden olan alacak ve borçları ile SGK‘ya kesilen sağlık hizmet fatura alacaklarının devredene ait olacağı kararlaştırılarak devredilmiştir. 04.12.2015 tarihinde Noterde düzenlenmiş düzeltme beyannamesinde; “…hekim kadrosunun ve ruhsatının devri gerçekleşikten sonra dahi devir öncesine ait olan alacaklar ve borçlar (ruhsat ve faaliyet izin belgesi üzerine konulmuş icra ve rehinler istisna olmak üzere) devredene aittir ” şeklinde düzenleme yapıldığı görülmüştür. Dosya kapsamında yer alan Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü cevabi yazısında; borçlu şirket sahipliğindeki Veni Vidi Hastanesi adına düzenlenmiş olan özel hastane açılış ruhsatı ve faaliyet izin belgesinin iptal edilerek yerine üçüncü kişi şirket sahipliğindeki faaliyete devam etmek üzere ruhsat numarası ve açılış tarihi değişmeksizin özel hastane açılış ruhsatı düzenlenmesine ve faaliyet izin belgesi verilmesine karar verildiği görülmüştür. Ayrıca, dosya kapsamındaki ticaret sicil kayıtlarında borçlu şirketten mevcut hastane ruhsatında Özel ….. Hastanesi olarak anılan kurumun işlemleri tamamlanarak üçüncü kişi şirkete geçtiği andan itibaren hastanenin yeni isminin ….. Olarak değiştirilmesine, ve bu isimle işlemlerin yapılmasına ilişkin kararın tescil edildiği görülmüştür. Bu durumda, üçüncü kişi şirketin işletme ruhsatı devri ile birlikte borçlu şirketin borçlarından sorumlu olacağına dair taraflar arasında alınmış karar olmadığı gibi ticaret sicil kayıtlarında devralanının devredenin borçlarından sorumlu olacağına dair yapılmış bir ilanda olmadığı görülmüştür.
Kaldı ki, devredilen işletmede haciz yapılabilmesi, devrin muvazaalı olduğunun iddia ve ispat edilmesine bağlıdır. Muvazaa iddiasının bulunmaması halinde alacaklının, tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanı bulunduğu gibi, TBK ve TTK hükümlerine göre açılacak davalarda da devri yargılama konusu yapabilir.
Ayrıca, İİK’nin 44.maddesinde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi işletmenin devrini sakatlamaz. Anılan hükmün yalnız cezai yaptırımı vardır. (İİK mad. 337/a) Aktiflerin devredenin malvarlığından çıkmamış kabul edilmesini, yani haczedilmesini sağlayacak tek yol, muvazaanın iddia ve ispat edilmesidir.
Bu bilgilere göre, temyize konu olayda davacı üçüncü kişi ile borçlu arasında danışıklı işlem olduğu, davalı alacaklı tarafından iddia edilmesine rağmen muvazaa iddiasının ispatlanamadığı, borçlu ile üçüncü kişi şirket ortakları arasında organik bağ olmadığı, borçlu şirkette çalışan bir kısım işçinin üçüncü kişi şirkette çalışmaya devam etmesinin tek başına muvazaalı işlemler yapıldığına karine teşkil etmeyeceği anlaşıldığından istinaf başvurusunun dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nin 371 maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,13.04.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.